1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Ermeni iftiraları

Arzu Günay
ERMENİ diasporasının Türk düşmanlığını dile getirirken kullandığı cümle “Türkler soykırım yapmıştır” yönünde kesin ifadeler oluyor. Oysa onların bu söylemleri sadece İFTİRA olarak adlandırılabilir.

“ERMENİ DİASPORASI” NEDİR?

Ermeni diasporası: Ermenistan dışında yaşayan, Ermenistan dışında doğmuş ve yetişmiş, millî kimlikten yoksun, kendi tanımını yaparken dahi Ermeni'nin ne olduğunu bilmeyen faşist bir güruhtur. Bu güruh millî kimlikten yoksun olduğu için kendi kendine bir kimlik kazandırmaya çalışırken Ermenistan ile Türkiye'yi ve hatttâ Türkiye'de yaşayan Ermenileri dahi karşı karşıya getirip kafa karıştırmaya çalışıyor. Hoş, onların iftiralarına Türk düşmanlarından başka kimsenin inandığı yok.

Daha dün Ermenistan'da Ermenilerin yiyecek buğdayı yok iken diaspora nerdeydi? Madem o kadar Ermeni ırkçısı oldular, o günlerde neden yardım etmediler? O günlerde, Ermenilere ekmek yesin diye buğday veren Türkiye idi. Ermeni diasporası bu tavır ve iftiralara devam ettikçe Azerbaycan'dan, Türkiye'den yana yalnız bir Ermenistan yaratmaktan başka bir işe yaramayacak. Ve onlar, Türk dünyasının şu gerçeğini akıllarına sokmayı öğrenecekler: “TÜRK CAN VERİR, AMA YURT VERMEZ DÜŞMANA.”

Peki, şu sözde Ermeni hakları savunucusu diasporaya sormazlar mı? “Hey gidi Ermeni, dünü hatırlıyorsun da bugünü niye hatırlamıyorsun? Karabağ’da Azerbaycan Türk'ünün oluk oluk kanını döken kimdi?”

Ses yok, cevap da yok. Veremezler. Nasıl versinler ki? PKK ile ASALA ve dökülen Azerî kanı ile kendilerine kimlik vermeye çalışanlar neden gerçeklerin karşısında konuşsunlar ki?

Ey Türk evlâdı! Tarihleri çok iyi tahlil et. Bak, ASALA çökertildi. Ortaya PKK çıktı. Üstüne üstlük, yakalanan PKK'lıların bir kısmının boynunda haçlı Ermeniler olduğunu biliyorsun. Abdullah Öcalan'ın Ermeni dönmesi olduğunu biliyorsun. ASALA çöküyor, yerine PKK çıkıyor. PKK çöktü, KADEK çıktı. Şu an ekonomik krizin etkileri olduğu için sesleri çıkmıyor. Ama emin ol ki ülkende ekonomi düzeldiğinde, sana IMF dayatmaları ile, AB dayatmaları ile isteklerini yerine getirtemediklerinde tekrar teröre başlayacaklar. Bu bir strateji oyunu. Türk genci! Kaldı ki bu oyun hâlâ senin üzerinde oynanmakta iken sen basit heveslerin peşinde gününü gün etmektesin. Bu ülke sadece benim değil, senin de. Sadece bizim değil, hepimizin. Bunları hatırla! Titre ve kendine dön! Sen emin adımlarla ülkenin yarını için bulunduğun her mevkide, her işi “önce ülkem, sonra ben” çizgisinde yürüttükçe hepsi yok olmaya mahkûmdur!!!

Ermenilerin iftiralarına gelmeden önce bunlar ile ilgili kişisel bir yorum eklemek istiyorum. Diasporanın Türkiye'nin Doğu Anadolu bölgesinden toprak talep etme amacıyla başlattığı bu iftiralar, kapıdaki memurun genel müdüre tokat atmaya kalkması gibi bir şey. Unutmasınlar ki; genel müdür memuru işten atabilir. İşte o an Karabağ'daki Azerî kanının hesabı sorulur. Yani: “KESER DÖNER, SAP DÖNER, HESAP DÖNER!”

“ERMENİLER NE İFTİRA ATIYORLAR?”

İFTİRA 1: Holokost'un sorumlusu da Türkler oldu çıktı. Holokost’un ne olduğunu açıklayalım:

Yahudilerin II. Dünya Savaşı sırasında (1939-1945) Naziler tarafından tabi tutuldukları soykırıma Holokost denir. Ermeni diasporasının iddialarına göre; “Hitler soykırım fikrini Türklerden almış, 20. yüzyılda işlenen ve bundan sonra işlenecek tüm soykırımların suçlusu Türkler imiş.”

Eh, madem Türkler Yahudiler'in soykırımına neden olmuş, Nazilerden kurtulmak isteyen Yahudileri Türkiye'de saklayanların, Türkiye'ye kaçıranların Türkler olduklarını neden bilmezlikten geliyorlar?

Ermeni diasporası bu iftiralarını yayma amacıyla batıda düzenlenen “Holokost'u anma günlerine” katılıp kendilerinin yalanlarını ortaya atma çabasındalar. Bunun dışında Hitler’in yaptığı soykırım belgeleri ve Hitler'in söz leri ile asla uygun olmayan Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı ile ilgili sözde belgeleri akıllarınca karşılaştırıp “Hitler'i Türkler etkiledi” diye iftira atıp duruyorlar... Durumun böyle olmadığı defalarca kanıtlansa da onlar görmezler, bilmezler, duymazları oynamakta ısrar ederler. Aşağıda Ermenilerin yüce Türk milletine attığı iftiralar sıralanarak verilmiştir:

İFTİRA 2: “İttihat ve Terakki yönetimindeki Türkler 1.500.000 Ermeniyi yok etti.” iftirası. Yok etmelerinin neden ise yine Hitler’e dayandırılıyor. Ermeni diasporasının tarihten bihaber olan tarihçilerine göre Türkler Anadolu'yu Türkleştirmek için Ermenileri yok etmiş...

İFTİRA 3: “Ermeniler anayurtları Doğu Anadolu'dan Türkler tarafından atıldı.” iftirası. Bu iftiranın temelinde Türkiye'den şimdi toprak talep etme isteği yatıyor.

İFTİRA 4: Tarih boyunca Ermenilere hiç hak verilmediği, Ermenileri göç ettirmenin (tehcir) Ermenileri yok etme amacını güttüğü iftirası.

İFTİRA 5: Türklerin Ermenilere önceden de soykırım yapmayı plânladıkları, fakat Ermenilerin kültür, sanat, eğitim, zenginlik bakımından Türklerden ileri oldukları için bunu yapmadıkları iftirası.

İFTİRA 6: Ermenilerin Türklerin ulus devleti yolunda engel oldukları için yok edildiği, yani etnik temizlik yapıldığı iftirası.

İFTİRA 7: Ermenilerin mallarının yağmalandığı, kadınlarına tecavüz edildiği, çocuklarının ellerinden alınarak Türkleştirildiği iftirası.

İFTİRA 8: Ermenilerin yok edilmesi için Türklerin devlet tarafından örgütlenen bir güç kullandığı, bu gücün taşra teşkilâtına verdiği yazılı emirle soykırımın başladığı ve buna ait ellerinde belgeler bulunduğu iftirası.

İFTİRA 9: Ermenilerin tüm bu iftriralar neticesinde bugün Türkiye'den isteği: Geçmişte yaşadıkları acının yani sözde soykırımın kabul edilmesi, kendilerinden alınan malların ve bunlara tekabül eden tazminatın vârislere, Doğu Anadolu bölgesinin de Ermenistan'a verilmesi.

İFTİRA 10: “Kurtuluş Savaşı’nda dahi Ermeni soykırımının devam ettiği” iftirası.

Önce holokost'u (Yahudi soykırımını) incelemeli ve gerekli yanıtı diasporaya vermeliyiz.

Holokost'u diğer soykırımlardan ayıran özellik şeytanî amaçlar ile yapılmış olmasıdır. Yahudiler savaş sırasında ne Ruslar ile işbirliği yaptılar, ne de Almanlara karşı yıkıcı bir eylem. Yahudiler sadece Yahudi olmaları nedeniyle topluca öldürüldü.

Holokost'u incelemeye kalkarsak karşımıza “anti-semitizm“in yani “Yahudi düşmanlığının” çıktığını görüyoruz. Bunun sebebi ise “dinî hoşgörüsüzlük”. Almanlara göre Yahudiler Hz. İsa'yı öldürdüğü için her Yahudi doğan bu suçtan zanlı idi. Bu sebeple her Yahudi cezalandırılmalıydı.

Irkçı ilkelere dayalı Nazi Partisi 1933 yılında Almanya’da iktidara geldi. Nazilere göre Alman kanına sahip olanlar yurttaş sayılmalıydı. Bu gerekçeyle Yahudiler Alman kanı taşımadığı için Almanlar ile aynı haklara sahip olmamalıydı. İşte soykırım süreci böyle başladı. Ve artık Yahudiler memur olamazdı, doktor-dişçi olamazdı, yayıncılık-editörlük yapamazdı, yüzme havuzu-kaplıcalara giremezdi.

1935 yılı Nürnberg yasaları çıkınca artık Yahudilerin elinden yurttaşlık hakkı da resmen alınmış oldu. 1937 yılında çıkan bir yasa ile Yahudilerin işletmeleri çok komik rakamlar ile Almanlara satılmaya başladı. Naziler 9-10 Kasım'da Yahudilere karşı şiddet, kundaklama, cinayet eylemlerine girişti. Bu olaya “Kristal gecesi” (Kristallnacht) denir. Ortaya çıkan hasar için “Yahudi pişmanlık yasası” çıktı ve Yahudilerin geri kalan mallarına da el konuldu.

Etnik ırk temizleme cinayetlerine Almanlar başlayınca Yahudilerin yapacakları tek şey Almanya'yı terk etmekti.

ABD, Avustralya, Kanada ülkelerine Yahudileri almıyordu. Almanlar Yahudi sorununu gettoları tekrar kurarak çözeceklerine inandı. İlk getto 1940'da Lodz'da kuruldu. Ardından sıra diğerlerine geldi. Gettolarda yaşayan Yahudiler insan-altı mahlûklar olarak görülüyordu. Gettolarda ağır çalışma şartları, açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle nüfus sürekli azalıyordu. Üstüne üstlük gettolarda günde 10.000'i bulan, üretimde yer alamayacak hasta ve yaşlı insan öldürülüyordu.

Şimdi de soykırımın ne olduğunu inceleyeceğiz, daha sonra Holokost ve sözde Ermeni soykırımı arasında bağ olmamasının nedenini açıklayacağız...

SOYKIRIM: Soykırımın tanımı Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesinin 2. maddesinde aşağıdaki gibi açıklanır:

“Madde 2: Soykırım, bir millî, etnik, ırkî veya dinî grubu, grup niteliğiyle, kısmen veya tümüyle, yok etmek kastıyla aşağıdaki fiillerin işlenmesidir.

a) Grubun mensuplarını katletmek

b) Grubun mensuplarına ciddî bedensel ve psikolojik zarar vermek.

c) Grubun bedenî varlığının kısmen vaya tamamen yok olmasına yol açacak hayat şartlarına kasden tabi tutmak.

d) Grup içinde doğumları önlemek amacıyla önlemler dayatmak.

e) Grubun çocuklarını bir başka gruba zorla nakletmek.

Şimdi bunları Holokost ve sözde Ermeni soykırımı ile karşılaştıralım:

“Bir grubun mensuplarını katletmek ve grubun bedenî varlığının kısmen veya tamamen yok olmasına yol açacak hayat şartlarına kısmen tabi tutmak” Holokost ve sözde Ermeni soykırımını karşılaştırmak için yapacağımız açıklamalarda bunu temel alıyoruz...

Holokost açısından baktığımızda: Naziler Yahudileri sistematik bir şekilde katletmiştir. Bu eylemi ölüm vagonları ve gaz odaları ile gerçekleştirmişlerdir. Yahudilerin gettolara yerleştirilmesi ile de kasdî bir şekilde sağlık gereksinimlerinden mahrum bırakılmış ve grubun maddî varlığı yok edilmeye çalışılmıştır. Üstüne üstlük bu soykırım eylemleri devlet politikası hâline getirilmiştir:

Ermeni tehciri (sözde Ermeni soykırımı) açısından baktığımızda: Ermenileri sistematik bir şekilde öldürme girişimi söz konusu değildir. Tehcir, yani Ermenilerin göçe zorlanması sırasında meydana gelen ölümlerin bir takım çetelerin işi olduğu bilinmektedir. Naziler Yahudi soykırımını devlet politikası hâline getirmeye çalışırken, Osmanlı yönetiminde devlet eliyle Ermenilere karşı bir soykırım yapılması söz konusu bile değildir. Ermeni tehciri (sözde soykırım) yapıldığında zor şartlarda ve çetelerin yoluyla Ermenilerin öldüğü doğrudur. Fakat bu, Ermenilere karşı bir soykırım olduğunu kanıtlamaz. Çünkü ölümlerde kast unsuru yoktur. Ayrıca toplu sürgün yani bir topluluğun yaşadığı ülkeden başka bir ülkeye göç ettirilmesi “soykırım” suçu değildir. Kaldı ki Ermeni tehciri yapılırken ülke dışına kimse gönderilmemiştir. Ülkenin bir yerinden alınıp başka bir yere yerleştirilmesi yahut grubun yerinin değiştirilmesi söz konusudur. Kısaca zorunlu göç ülke dışına da yapılsa, ülke içinde de yapılsa “soykırım” olarak tanımlanamaz. Başka bir ayrıntıya geçersek: ülke içinde topluluğun bir yerden başka bir yere taşınması o ülkenin kendi meselesi olduğu için “iç hukuk” konusuna girmektedir. “Ermeni tehciri“nde hukuka aykırı hiçbir eylem yoktur.

“Bir grubun mensuplarını sadece o gruba mensup olmalarından dolayı hedef almak ve o gruptaki insanları kasden soykırıma tabi tutmak.” Holokost ve sözde Ermeni soykırımını bu iki yönden karşılaştıralım:

Holokost açısından baktığımızda: Avrupa'da eskiden beri süregelen anti-semitizm (Yahudi düşmanlığı) meydana gelen ölümlerin soykırım olmasının kabulünde önemli bir etkendir. Ayrıca bilinmektedir ki; Yahudiler sadece Yahudi oldukları için gettolara gönderilmişler, gaz odalarına atılmışlar, bazı yerlere girmeleri yasaklanmış, bazı meslekleri yapmaları engellenmiş, bazı âletleri kullanmalarına yasak getirilmiş, böylece tam bir ayrımcılık ortaya serilmiştir.

Sözde Ermeni soykırımı açısından baktığımızda: Osmanlı, Ermeni cemaatine dinî açıdan özgürlükler tanımıştır. Tanzimat ve Islahat Fermanı ile de Ermeni vatandaşların mal ve can güvenliği sağlanmıştır. Ermenilere hiçbir mesleği yapmaları için yasak getirilmemiştir. Aksine Ermeniler bazı mesleklerde tekel hâline bile gelmişlerdir. Ermeniler bakanlık görevinde bulunmuşlar, parlamentoya girmişler, yerel yönetimlerde başkan olmuşlardır. Osmanlı Devleti’nde İslam dışında devletin vatandaşları hangi dine inanırsa inansın asla ayrımcılık söz konusu değildir. Bir takım silâhlı Ermeni örgütlerinin ortaya çıkarak Osmanlı Devleti’nin bir bölümünde “bağımsız bir Ermeni devleti” kurmak üzere eylemlere başlamışlar ve etnik temizlik olarak adlandırılacak eylemlere girişmişlerdir. Türklerin Ermenilere karşı bir soykırımı değil, Ermenilerin Türklere karşı bir soykırımı söz konusudur. Ermeni çetecilerin saldırdığı Türkler kendilerini savunma amaçlı olarak Ermenilere direnmek zorunda kalmıştır. Çeteler birbirleri ile mücadele ederken Ermeni gruplar Rus kuvvetleri ile işbirliği yapmışlar ve Osmanlı ordusuna karşı faaliyetlere girmişlerdir. Bu duruma son verilmek amacı ile 1915 yılında “yeniden yerleştirme” kararı ile Osmanlı Devleti’nin Rus sınırında bulunan Ermeniler zorunlu göçe (sözde Ermeni soykırımı) tabi tutulmuşlardır. Kısaca açıklayacak olursak Ermeniler zorunlu göçe Ermeni olmalarından dolayı, dinî veya ırkî bir sebepten dolayı gönderilmemişlerdir. Osmanlı Devleti aleyhine giriştikleri eylemlere son verilmesi, ülke güvenliği ve yurt savunmasının devamlılığının sağlanması amacıyla zorunlu göçe tabi tutulmuşlardır. Zorunlu göçe tabi tutulan Ermeniler, sadece Rus sınırında bulunanlar ve diğer bölgelerde yaşayanlardan da çeteler ile ortak çalışıp Osmanlı Devleti aleyhinde eylemlere girişenlerdir. Ve tekrar bu açıklamalar incelendiğinde görünen köyün kılavuz istemediği ortadadır. Holokost ile sözde Ermeni soykırımı arasında benzerlik kurmak bilgisizlikten, kendini bilmemezlikten ve TÜRK düşmanlığından başka bir şey değildir.

Bir olayı soykırım olarak ifade edebilmek için “kast”olması gerekir. Yani soykırımı gerçekleştirecek olanlar bilerek ve isteyerek grup mensuplarını sadece ve sadece o gruptan oldukları için yok etme niyetinde olmalıdır:

Holokost açısından olaya baktığımızda: 20 Ocak 1942'de Wannsee'de yapılan toplantıda Nazi liderlerinin soykırımı nasıl plânladığı görülür.

Sözde Ermeni soykırımı açısından olaya baktığımızda: Ermeni soykırımı iftiralarını ortaya atanlar Talat Paşaya ait olduğuna dair bir takım belgeler ortaya çıkarmışlardır. Bu belgelere Andonian belgeleri denir. Çok kısa bir süre sonra bu belgelerin sahte olduğu ortaya çıkmıştır. Ve Ermeni diasporasının, Ermeni soykırımı yapıldığına dair iddiaları dayanaksız, boş sözler olarak kalmış ve sadece Ermeni yalanları olarak herkesin gözleri önüne serilmiştir.

“Holokost'tan zarar gören Yahudilerin temsilcileri olan İsrailli devlet adamlarının ifade ettikleri gibi Ermeni olaylarıyla Holokost arasında bir benzerlik bulunmamaktadır.”

(Kaynak: “Peres: Armenian Allegations are Meaningless”, “Turkish Daily News, 10 Nisan 2001)

Avrupa'da milliyetçilik akımları yayılmaya başladığında Batılı devletlerin etkisi ve yardımı ile Hıristiyanlar bağımsızlıklarını ilân etmeye başlamıştır. Milliyetçilik akımları, Batılı devletlerin etkisi, Rusya'nın yardımı sonucu Ermeniler de bağımsızlık için stratejiler izlemeye koyulmuşlardı. Ermeni çeteler, Türkleri silâhlı eylemler ile yurtlarından çıkarma girişiminde bulunmuşlardır.

Olaya bu açıdan baktığımızda Yahudiler barış içinde Almanya'da yaşamak isterken Ermeniler silâha sarılıp Osmanlı Devleti’ni içten çökertmeye başlamıştır. Bu sebeple Holokost ve sözde Ermeni soykırımı birbirine benzemez.