1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

ERGENEKON YURDUN ADIDIR!

Serdar Erdoğan
“Türk illerinde Kök-Türklerden öç almak için yürüdüler. Türkler, çadırlarını, sürülerini bir yerde topladılar; çevresine hendek kazdılar, beklediler. Düşman geldi. Vuruş başladı. On gün vuruştular. Kök Türkler üstün geldi. Bir gün bütün düşman iller hanları ve beyleri bir av yerinde konuştular. Kök – Türklere hile yapmazsak işimiz yaman olur, dediler. Tan ağarınca baskına uğramış çeriler gibi, ağır yüklerini, kötü mallarını bırakıp kaçtılar. Türkler, bunların vuruşma güçleri bitti, kaçıyorlar diyerek, arkalarından varıp yetiştiler. Kök – Türkleri görünce düşmanları birden geri döndüler. Tekrar vuruştular. Düşmanlar galip geldi. Kök – Türkleri öldüre – öldüre çadırlarına geldiler. Çadırlarını, mallarını aldılar. Yağmadan hiçbir yurt kurtulamadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler. Küçükleri kul edinip herkes birini alıp gitti. Kök – Türk Hanı İlhan’ın oğulları çoktu. Savaşta hepsi öldü. Kıyan (Kayan) adlı küçük bir oğlu vardı. O yıl evlendirmişti. İl Han’ın Nögüş (Tukuz) adlı bir de yeğeni vardı. Bu ikisi bir yerde ki kişilerin eline düşmüşlerdi. On gün olduktan sonra bir gece ikisi kadınlarıyla birlikte kaçtılar. Yurda geldiler. Düşmandan kaçıp gelen dört maldan (Deve, at, öküz, koyun) çok buldular. Eğer il’e varalım desek; dört tarafta ki illerin hepsi bize düşman. İyisi odur ki, dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izlenip oturalım, deyip dağa doğru sürülerini sürüp gittiler. Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. O da öyle bir yoldu ki, bir deve, bir at bin güçlükle yürürdü. Eğer ayağını yanlış bassa parça parça olurdu. Vardıkları yerde akarsular, çeşmeler, türlü otlar, meyveli ağaçlar, türlü türlü a avlar vardı. O yeri görünce Tanrı’ya şükürler kıldılar. Hayvanlarının, kışın etini yediler, yazın sütünü içtiler, derisini giydiler. O yere Ergenekon adını koydular. Burada ikisinin çocukları çoğaldı. Kıyan’ın evladı çok oldu. Tukuz’unki ondan daha az oldu. Kıyan’ın çocuklarına Kayat (kıyat) dediler. Tukuz’un çocuklarına iki ad koydular. Bir nicesine Tukuzlar dediler. Bir nicesine Türülken dediler. Çok yıllar bu iki kişinin çocukları Ergenekon’da kaldılar. Enine boyuna uzayıp kaldılar. Dört yüz yıl sonra Ergenekon’da kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılar ki, sığmadılar. Bu sebepten bir yere toplanıp, oturup konuştular. Dediler ki; “Atalarımızdan işittik, Ergenekon’un dışında geniş yerler, güzel yurtlar olurmuş. Bizim yurdumuz eskiden o yerlerde imiş… Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp çıkalım. Her kim bize dostum derse onunla görüşelim. Düşmanlarla güreşelim” dediler. Hepsi bu sözü beğenip çıkmaya yol izlediler, bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki; “ Burada bir demir madeni var. Yalın kata benziyor. Şunun demirini eritsek bir yol olurdu. Varıp o yeri gördüler. Bu sözü de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü, arka yanını, beri yanını böylece doldurduktan sonra yetmiş deriden körük yapıp yetmiş yerde kurdular. Ateşleyip körüklediler. Tanrının gücü ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akı verdi. Yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O günü, o ayı, o saati bekleyip dışarı çıktılar. O günden beri yeni yılın başladığı gece Kök – Türklerde adettir. O günü bayram sayarlar. Bir parça demiri ateşe salıp kızdırırlar. Önce Kağan bunu kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Ondan sonra beyler de öyle yapar. Bu günü mukaddes bilirler, böylece Tanrı’ya şükretmiş olurlardı. Ergenekon’ dan çıktıkları zaman Kök – Türklerin Kağan’ı Kıyan soyundan Börte – Çine idi. Börte – Çine, bütün illere elçi gönderip Ergenekon’dan çıkıp geldiklerini bildirdi. Bunu bazıları iyi gördüler, bazıları kötü gördüler. Kök – Türkler, eski düşmanlarıyla savaştılar. Yendiler. Böylece dörtyüz yıl sonra kanlarının öcünü aldılar” ¹

Türk Edebiyat tarihinde destanların önemli bir yeri vardır. Bunlardan biride yukarıda açıkladığımız Gök Türk veya Ergenekon Destanı. Ergenekon adı; Türk tarihinde ve destanlarda adı geçtiği gibi; doğal kaynakları, ırmakları olan, doğal güzelliği muhteşem olan bir yurt olarak adlandırılmış ve anlatılmıştır. Bu muhteşem güzellikteki yurtta nüfus kalabalıklaşınca, Ergenekon’da süren dört yüz yıllık bir yaşamdan sonra destanlarda da ifade edildiği gibi bir Bozkurt önderliğinde veya demircinin dağı eritmesiyle çıkış yolu bulunarak bütün boylar yeni yurtlara dağılmışlardır.

Bütün destanlarımızın ve tarihsel dokumuzun birikiminde, milli edebiyatımızda Ergenekon adı bazen “vatan”ı simgelediği gibi, yeni bir zamanın başlangıcını da ifade etmektedir. Yeni bir günü, yeni bir yılı, yeni bir asrı. Ayrıca Ergenekon’dan çıkış Türk milletinin kanında var olan hürriyeti, bağımsızlığı da yansıtmaktadır.

Rahmetli Türk büyüğü Ziya Gökalp Ergenekon Destanını mısralaştırmıştır. Kırk beş mısralık Ergenekon adlı şiirinde yurt, kapalı yurt, bağımsızlık, sevinç anlamları her mısrada destanlaştırılmıştır.

Biz Türk Han’ın beş oğluyuz.

Gök Tanrı’nın öz kuluyuz,

Beşbin yıllık bir orduyuz,

Turan yurdu durağımız!

…………………………

Demirciye Bozkurt dendi;

Han tanıldı, taç giyindi;

Yoldan önce kendi indi;

Sağ elinde bayrağımız!

Börteçine kurdun adı,

Ergenekon yurdun adı;

Dört yüz sene durdun hadi,

Çık, ey yüz bin mızrağımız!

……………………………

Yurt girince yad eline

Ergenekon oldu yine!...

Çıkmaz mı bir Börteçine?

Nurlanmaz mı çerağımız…²

Büyük önder Rahmetli Gazi Mustafa Kemal, Fuat Köprülüye 1924 yılında kurulan Türkiyat Enstitüsünün ambleminin nasıl olması gerektiğini anlatırken şöyle ifade ediyor: “Fuat Bey! Karlı Tanrı Dağlarının önünde elinde meşale tutan bir Bozkurt olsun, bu meşale genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilminin ifadesi olsun. ERGENEKON’dan çıkmamızda kılavuz olan Bozkurt, Türklüğün Anadolu topraklarındaki yeni devletinin kuruluşunu ifade etsin”.³

Görüldüğü gibi Ergenekon Türk destanlarının öznesidir. Türk kimliğinin tanımıdır. Binlerce yıllık Türk tarihinin kendisidir. Millî ananelerimizin, geleneklerimizin, dilimizin kısaca kültür değerlerimizin içinde genişçe yer alan, bizi biz yapan ve Türk’ü anlatan değerlerimizin tabiî ki, kendisidir.

Ergenekon gayr-ı millî yapılanmaların başına inen operasyonun adı olabilir, bölücülerin başına indirilen çekiç olabilir, Türk düşmanlarıyla yapılan savaşın adı olabilir; ama çete oluşumlarının, gayri meşru yapılanmaların başına konan bir sıfat olamaz. Çünkü ERGENEKON YURDUN ADIDIR!

(1)Ebûl Gazi Bahadır Han.

(2)Ziya Gökalp, Kızıl Elma, Toker yayınları, İstanbul, 2004, s.94.

(3)Yusuf Koç, Ali Koç, Tarihî Gerçekler Işığında Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk, K.B.H.E.Yayınları,7.Baskı,Ankara,2005,S.VII.