1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Erbil'de Toplanan II. Türkmen Kurultayı ve üç Milyon Türk

Nefi Demirci
Türkmen okullarındaki müdürün masasında Kürt bayrağı,arka duvarda Molla Mustafa ve Mesut Barzanî'nin resimleri...Okullarda düzenli program yok.Kitapların bir kısmı Kürtçeden recüme ediliyor.

Hiçbir yorum yapmadan, dört gün içinde gördüklerimi, yaşadıklarımı, Erbil'de nelerle karşılaştığımı, göçmenlerin hâlini, Türkmen okullarını ve de Kurultayı kısaca anlatmaya çılaşacağım. Yorumu Orkun'un sağduyulu okuyucularına bırakacağım.

En son 1961 sonu veya 1962 yılı başında Erbil'i görmüş, tanıdıklarımla sohbet etmiştim. Türkmen Kurultayı'nın delegesi olarak 40 yıl sonra oraya gidecektim; seçme, seçilme, tebliğ sunma görevlerimi yapacak ve konuşacaktım. İki tebliğ ve dağıtılmak üzre fotokopilerini hazırladım, konuşmam ortamın şartlarına, kurultayın bilimsel akışına göre olacaktı. Birçok kurultaylara katılmıştık, usulleri biliyorduk.

Diyarbakır'dan otobüslerle, kilometrelerce uzanan mazot taşıyan kamyonların arasından Habur kapısından geçerek, "Irak Kürdistanına hoş geldiniz" Kürtçe yazısından sonra, bölgeye girdik, otobüsler silâhlı mihmandar taşıyan iki arabayı takip ederek yola koyuldular.

Erbil'e yüce devletimizin büyüklüğü ve teminatı altında akşam saatlerinde vardık. "Türkmen evinde" millî kıyafetler içinde, ellerinde güller, birbirinden güzel kızlarımız ve İ.T.C. mensupları tarafından karşılandık.

21.11.2000, geniş bir salonda kurultaya gelen delegeler, misafirler toplandı. Toplantı salonuna girdiğim zaman, dikkatimi çeken, sahnenin en üstünde, içinde Allah'u Ekber yazılı Irak ve salonun birçok yerinde asılı İ.T.C. bayrakları, sağ yanında 1-1,5 m. boyunda duvara asılı kabartma Molla Mustafa'nın portresi, sol yanda; 1959 yılında Barzanî-Kasım işbirliği sonucu şehid edilen Ata Hayrullah'ın resmi. Bu tabloyu anlamak mümkün değil, bir yanda katil, bir yanda maktul.

Divan heyetinin isimleri, delegelere sorma ihtiyacı duyulmadan anons edildi, kabul edenler, kabul edilmiştir. Divan Başkanı açılış konuşmasını, daha sonra da toplantıyı Arapça yönetmeye başladı. Irak bayrağı altında, Molla Mustafa'nın kabartma portresi, Arapça yönetilen kurultay. Adı ise Türkmen Kurultayı! İster istemez Makedonya'daki Türk Demokratik Partisi'nin kurultayını, Türk bayrağı altında, Türkçe idare edilen divanı hatırladım. Hüzünlendim.

Erbil Valisi, Kürtçe yaptığı konuşmasında, sık sık "Herimi Kürdistan" (Kürdistan bölgesi) dedi, Türkmenlerin herimi Kürdistan'ın yasalarına uymaları gerektiğini vurguladı. Seçim yapılmadan başkan olan zat, valiyi ayakta alkışlayarak karşıladı. Sayın Bakanımız Abdülhalûk Çay'ın mesajını Güçlü Demirci okudu: "Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ocak 1923 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yapmış olduğu konuşmasında (Musul Vilâyeti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hudud-ı milliyesi dahilindedir, buraları anavatandan koparıp şuna buna hediye etmek hakkı kimseye ait olamaz) demiştir. Atatürk'ün bu sözünün altına imza atmayacak, atamayacak Türk yoktur". Alkışlarla, sevinçle, umutla karşılanan, takdir toplayan bir mesaj.

Okunan telgraflar arasında Kürt-Türkmen kardeşliği ve işbirliğinden bahseden Talabanî'nin telgrafı dikkat çekti. Barzanî veya KDP tarafından gönderilen telgraf veya kutlama mesajı okunmadı. Demek ki göndermemişlerdi.

Öğleden sonraki toplantı, divan başkanının aldığı tepkilerden sonra yanlışlarla dolu Türkçesi ile başladı. Mecbur kalındığı için ilk söz bana verildi: "Adı Türkmen kurultayı. Toplantı Arapça idare edilmekte. Divan heyeti seçimle gelmedi, tayin edildi. Ümit ederim ki şûra üyeleri, yönetim kurulu ve başkanı seçilerek gelmiş olsunlar. Ama durum bunu göstermiyor. Adaylığını koymak isteyen olursa, koyamazmış, çükü böyle zaman ve zeminde demokrasi olmazmış. Liyakatli şahıslar, toplumda bilinen şahsiyetler, o da önemli değilmiş.

İki önemli nokta önerdik:

1. Seçilecek kişilerin belli vasıfta olmaları, meselâ en az bir yabancı dil bilmesi, adı şaibeye karışmamış olması, parasal bir ihtiyaç içerisinde olmaması v.s. İkincisi, ilim adamlarından oluşan bir kurul teşkil edilmesi, bu kurulun anavatanımızın ve Türk milletinin menfaatleri doğrultusunda, yakın, orta ve uzak vâdeli olmak üzre proje hazırlayıp yetkili makamlara sunması. Divan başkanı bu önerilerin zabta geçirildiğini, nazarı itibara alınacağını söyledi. Ama anlaşılıyor ki üzerinde durulmadı.

Tayin edilip onaylanan şûra üyeleri kendi aralarında toplanıp görev taksimi yapmışlar, daha önce belirlenen başkanı seçmişler.

Çarşı pazarı gezdik, bizim Mısır Çarşısını andıran pazar, Erbil'in yerlileri ile dolu, Türkçe konuşanlar çoğunlukta, çoğunlukta değil hemen hemen hepsi Türkçe konuşuyor. Birçoğu dertli. Türkmen kuruluşlarından memnun değiller, nasıl olsunlar, yeni seçilenlere kuşku ile bakıyorlar, zira başkanı tanıyorlar, hele kasaplar.

Okullara gelince, aynı bina sabah adı başka, öğleden sonra başka, yani aynı bina, iki ad ile, iki okul olarak görünmektedir. Müdür beyin odasına girdik, masasında Kürt bayrağı, arka duvarda Molla Mustafa ve Mesut Barzanî'nin resimleri. Türkmen çocuğunun, adı Türkmen okulu olan bu okullarda müdür beyin odasına girdiği zaman karşılaştığı manzara bu! Hafta sonu Kürtçe marş ve göndere bayrak çekme var mı? Sorduğumuzda, bütün okullara gelen emir bu. Okullarda düzenli program yok, kitap yok, kitapların bir kısmı Kürtçeden tercüme ediliyor, maaşlar az, müdür 500, öğretmen 200 Dinar'a (25 ile 15 Dolar) çalışıyor. Okullarda Kürtçe galip, burası Kürdistan'dır herkes Kürtçe öğrenmek, okumak zorundadır, Fethullah Hocaefendinin okullarında bile zorunlu olarak Kürtçe ders konulmuş, okutuluyor. Öğrenci sayısında azalma var, çocukların istikbalini düşünerek, bazı aileler çocuklarını Kürt okullarına gönderiyorlar. Bu durum, her gün biraz daha artmakta. Okul yöneticileri, başta Türkmen kuruluşlarından şikâyet etmektedirler. Maddî ve manevî yardımın eksikliği her girdiğimiz okulda göze çarpmakta. Okullar uzak, servis arabaları ya yok, yada yetersiz. Bu konuda ciddî ilgi gösterilmemiş. Laboratuvar, sağlık ekibi yok. Bu durumlar bizi bu okulların istikbali hakkında derin derin düşündürdü.

Kerkük'ten Erbil'e göç edenlerin hâlini görüp ağlamamak mümkün değil. Bazılarına göre 850 aile, bazılarına göre de 14.000 kişi, Türk oldukları için Erbil'e, yani sözüm ona Güvenli Bölge'ye göç etmiş. Bunların çoğu aç, elektriksiz, sağlıksız evlerde, yerde yatıp üstlerini örtecek battaniye veya yorganı, ısınacak ısıtıcısı yok. Bir evde 18-25 yaşlarında dört genç kızı gördüm, kelimenin tam anlamı ile perişan, evden çıkarken kapı önünde duran komşusu bir göçmen; "Abi, bu kızların hâli ne olacak? İnşallah kötü yola düşmezler." dedi. "Düşenler oldu mu?" "Tabiî oldu, açlık ve kimsesizlik, ne yapsınlar. Türkmen kuruluşları sahip çıkmıyor, gerekli yardım yapılmıyor, yardımların birçoğunun nereye gittiği belli değil." Gel de dayan. Bu asil millet bu hâle mi düşecekti? Sorumlu kim acaba?

Erbilli yerlilerin evlerine gittik. Bol sofra, rahat bir yaşam, hayatından memnun olanlar, Yüce Devletimi kınayanlar, sitem edenler hattâ küsenler. Beni cidden üzen noktalardan biri: Yüce Devletim her fedakârlığı yapıyor, yapıyor ama, toplum neden memnun değil, göçmenler neden sefalet içinde? Göç devam ediyor. Yapılan yardım o bölgeye yetişmiyor mu? Bunların bir sebebi olsa gerek.

Kardeşlik Ocağı, Bağdat'ta 1960'larda kurulan, 1980 yılında lider kadrosu idam edilen ocağın Erbil'de yasal yollarla açılan şubesidir. Başkanının verdiği bilgiye göre 3500 kayıtlı üyesi varmış. Ama bütün Türkleri ben temsil ederim, ediyorum iddiası içinde olan İ.T.C. bu yasal kuruluşu Türkmen Kurultayı'na davet etmemiş, Ocak yöneticileri, edilmediklerini üzülerek söylüyorlar.

Radyo TV.na gelince elektrik sorunları olduğundan, aralıklı yayın yapılıyor. Türkmenlerin yayınları Türkçe olarak, Kürtlerin yayınları ise Türkiye'de bazı şahısların ifade ettiği gibi, İbrahin Tatlıses ve benzeri yayını değil, kendi sorunları ve kendi dilleri ile, yani Kürtçe yayın yapıyorlar. Çarşıda pazarda ben Türkçe müzik duymadım, bindiğimiz taksilerde hep Kürtçe haber veya müzik dinliyorlar. Kaldığımız otelde bizlerden başka misafir yoktu. Türkiye'den yayın yapan TV kanallarını açıp seyrettik.

Erbil'den ayrıldığımız gün otobüslerle sınır kapısına kadar silâhlı korumalar refakatinde geldik. Uğurlayan veya koruyan Akıncıya rastlamadım. Her yerde başında kırmızımsı bereli, silâhlı Kürt askerleri. Yol boyunca Molla Mustafanın pek çok heykeli.

Barzanî'nin ikamet ettiği Selâhattin kasabasının tam karşısında bir tepe üstünde, şanlı ordumun GÖZÜ VE NEFESİ.

Allah yalnız Irak'ın bu Güvenli Bölgesinden değil, bütün Türk dünyasından, özellikle anavatandan, Türkmenlerden, bu kutsal GÖZÜ VE NEFESİ eksik etmesin, daim kılsın.