1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

ENERJİ KAYNAKLARI ve RÜZGÂR ENERJİSİ

Oğuz Çetinoğlu
Enerji, iç ve iş anlamlarındaki kelimelerden oluşan Yunanca bir kelimedir. Enerji, ölçülebilir ve bir türden başka bir türe dönüşebilir güçtür. Bu güç; ekonomik ve sosyal kalkınmanın temel girdilerinden en önemlisidir. Enerji olmazsa, sanayi, sanayi olmazsa kalkınma ve üretim, üretime bağlı olarak da ihracat olmaz. Bunlar olmayınca iç talepler karşılanamaz, ithalata yönelmek mecburiyeti hâsıl olur. İthalat, dış ödemeler dengesini bozar, döviz ihtiyacını artırır. Ayrıca enerji yetersizliği sonucunda istihdam alanları daralır. İşsizlik, en büyük sosyal felâkettir.

Bugün için yokluğu hissedilmeyen elektrik enerjisi, enerji yatırımlarının durma noktasına kadar gerilemesi sebebiyle yakın bir gelecekte, kalkınmamızı sekteye uğratabilir.

Bilindiği gibi enerji projeleri çok uzun hazırlık ve yatırım süreleri ile yüksek kaynak ihtiyacı gerektirmektedir. Enerji yatırımlarının gecikmesi, Türkiye’yi daha fazla dışa bağımlı hâle getirecektir. En kritik dönemlerde doğalgaz vanalarının, ana satıcılar tarafından kapatılması sebebiyle mecbur kalınan spot alımlar ise dış ticaret açığını ve döviz ihtiyacını altından kalkılamaz boyutlara ulaştırmaktadır.

ENERJİ KAYNAKLARI

Enerji kaynakları; tükenebilir ve yenilenebilir olmak üzere iki grupta toplanır. Tükenebilir kaynaklar; odun, kömür, petrol, doğal gaz ve nükleer esaslı madenlerden oluşur.

Odun, günümüzde sanayi amaçlı enerji için hammadde olarak kullanılan bir malzeme değildir. Ancak çok dar kapsamda ve şahsî amaçlar için yararlanılmaktadır.

Kömür; enerji üretiminde Türkiye’yi dışa bağımlılıktan kurtaracak bir girdi olmakla birlikte, termik santrallerin kurulum süresinin uzunluğu ve ilk tesis masraflarının yüksekliği ve oluşturduğu karbon di oksit ile çevre kirliliğine yol açması sebebiyle tercih ve tavsiye edilmemektedir.

Dış mâliyet olarak adlandırılan ve doğrudan doğruya üretim veya tesisle ilgisi olmayıp çevreye veya tarım gibi diğer sektörlere verilen zararların para ile ölçülebilir ve/veya tahmin edilebilir masraflar olarak tanımlanan olumsuzlukları vardır.

Petrol ve doğal gaz, enerjide dışa bağımlılığımızı artıran ve çok pahalı girdilerdir.

Günümüzde, elektrik enerjisi için kullanılan kaynakların başında doğal gaz gelmektedir. Doğal gaz, tükenebilir fosil yakıtlar içerisinde talebi en hızlı artan malzemedir. Artış önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacaktır. Doğal gazın tercih edilmesinin sebebi; kolay temin edilebilir olması, çevrim sant ralarının kısa zamanda kurulabilmesi ve ekolojik dengeyi korumasıdır. Fakat petrolden sonraki en pahalı enerji girdisidir.

Odun, kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil esaslı enerji kaynaklarına ait stokların hızla tükenmekte oluşu ve etkileri dünyanın her tarafında hissedilecek şekilde yaşanan petrol krizleri, insanları yeni enerji kaynakları aramaya yönlendirmiştir. Nükleer enerji, bu arayışların sonucu ortaya çıkan verimli, ekolojik dengeyi koruyan ve ucuz bir kaynaktır.

Nükleer enerji; kömür, petrol ve doğal gaza nazaran üstün özelliklere sahip olmakla birlikte; yok edilemeyen atıkların çevreye zarar vermeyecek şekilde depolanmasındaki güçlükler ve meydana gelebilecek arızaların sebebiyet vereceği zararların büyüklüğü gibi sebeplerle güvenli bulunmamaktadır. Türkiye’de nükleer santrallerle ilgili olarak kamuoyunda maksatlı olarak oluşturulan karşı görüşler sebebiyle siyasî irâde, karar verme zorluğu içerisindedir. Son olarak Sinop’ta bir nükleer santral kurulması Bakanlar Kurulu’nda kararlaştırıldı ise de uygulama konusunda henüz geri dönülemez bir noktaya gelinebilmiş değildir. Türkiye, ‘Her ne pahasına olursa olsun…’ gözü karalığında olmamak şartıyla nükleer enerjiden yararlanmak mecburiyetindedir. Bu konu, ayrı bir yazıda ele alınacaktır.

* * *

Yenilenebilir enerjilerin belli-başlıları; akarsular, rüzgâr ve güneştir. Sıvı veya katı biyo-yakıt, biyogaz ve jeotermal enerjiler; tükenebilir ve yenilenebilir enerjiler grubunun içerisinde değerlendirildiği gibi, üçüncü bir grup olarak da kabul edilmektedir.

Akarsular üzerine kurulacak hidroelektrik santrallerinin yapım ve bakım mâliyetleri çok yüksektir. Zaman zaman yaşanan kuraklıklar sebebiyle güvenli bulunmamakta ve ülke elektrik enerjisi ihtiyacının % 35’ten fazlasının hidroelektrik santrallerden sağlanması tavsiye edilmemektedir.

Güneşten elektrik enerjisi elde edilmesi ile ilgili teknolojilerde dünyada ve Türkiye’de arzu edilen seviyeye ulaşmak henüz mümkün olmamıştır. Teknolojik gelişmeler sağlandığı takdirde, bütün enerjilerin kaynağı olan ve milyarlarca yıl boyunca dünyamızı ısıtıp aydınlatan en zengin, en cömert kaynaktan elbette daha fazla ve belki de tek kaynak olarak yararlanılacaktır. O günlere ulaşıncaya kadar yararlanabileceğimiz en mükemmel kaynağın, rüzgâr enerjisi olduğu hususunda genel kabul görmüş kanaatler, gün geçtikçe kuvvetlenmektedir.

RÜZGÂR ENERJİSİ

Rüzgâr; ‘atmosferin yeryüzüne yakın kesimlerinde oluşan hava akımı’ olarak tanımlanmaktadır. Önemli bir enerji kaynağı olan rüzgâr, çok eski çağlarda yelkenli gemilerin ve yüklerinin bir yerden bir yere götürülmelerinde ve yel değirmenlerinin çalıştırılmasında kullanılmıştır. İlk yelkenli geminin Milattan Önce 3000’li yıllarda Mısırlılar tarafından geliştirildiği, ilk yel değirmeninin de, bu günkü İran topraklarında yaşayan insanlar tarafından, Milattan Sonra 600’lü yılların ortalarında gerçekleştirildiği, ansiklopedilerde kayıtlıdır.

1970’li yıllara gelindiğinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde; yel değirmenlerinden ilham alınarak rüzgâr enerjisinin elektrik enerjisine dönüştürülmesi çalışmaları başlatıldı. Türkiye’mizde bu konu; 1990 yılından sonra gündeme girmiştir. 2000’li yıllara gelindiğinde; kontrolsüz bir lisans talebinin olduğu görüldü ve rüzgâr santrallerinin enrterkonnekte sisteme bağlanabilmesi için mevzuat düzenlenmesi yapılması ihtiyacı doğdu. Bu ihtiyaç, henüz giderilebilmiş değil.

Dünyada, kayda alınabilmiş gelişmelerden elde edilen bilgilere göre; son 10 yıl içerisinde, rüzgâr santralleri alanında büyüme kapasitesi % 300’ün üzerinde olmuştur. Uzmanlar, gelişmelerin aynı hızla devam etmesi hâlinde, 2010 yılında; rüzgâr enerjisinin, kullanılan toplam enerji kaynakları içerisindeki payının, % 35’i aşacağını iddia ediyorlar.

İtalya, Yunanistan, İspanya gibi, rüzgar enerjisinden yararlanmakta hızla gelişmeler sağlayan ülkelerdeki mevzuat ile rüzgâr enerjisinden elektrik enerjisi üreten kişi ve kuruluşlara büyük imkânlar sağlanmaktadır. Türkiye’de, 2005 yılında yürürlüğe giren Yenilenebilir Enerji Kanunu’nda, destekleyici hükümlerden çok kısıtlayıcı maddelere rastlanmaktadır.

Yakın bir gelecekte değilse bile; klasik enerji kaynaklarının tükeneceği biliniyor. Bu sebeple beklenmeyen fiyat artışlarının olacağı da kesin bir gerçek. 2008 yılının Şubat ayı başlangıcında bir varil petrolün fiyatı 100 dolara ulaşarak bütün zamanların rekorunu kırdı. Yeni rekorlar sürpriz sayılmamalı.

Elektrik enerjisi üretiminde ve ısınma amaçlı tüketimde kullandığımız doğal gazın tamamını yurt dışından temin ediyoruz. Satıcılar bu olumsuzluğu, çeşitli amaçlı baskı unsuru olarak kullanıyorlar. Zaman zaman kesintiler yaşanıyor. Kesintiler, rezervleri tüketecek kadar uzun sürerse, insanlarımız soğukta kalacaklar, sanayi tesisleri tamamen duracak.

Bütün bu gelişmeler göz önünde bulundurularak, Türkiye; enerji kaynaklarını çeşitlendirmek, iç kaynaklara yönelmek ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımındaki engelleri kaldırmak ve hatta bütün imkânları ile desteklemek mecburiyetindedir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı artırılırsa, döviz giderlerimizdeki artış frenlenebilir. Diğer taraftan; yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi elde eden tesislerin üretim-işletim masraflarının düşüklüğü yanında, ekolojik dengeyi korumak gibi çok olumlu yönleri vardır.

Yenilenebilir alternatif enerji kaynakları arasında yer alan rüzgâr ve güneş enerjisi açısından Türkiye, önemli bir potansiyele sâhiptir. Fakat bu potansiyelin kullanımı, günümüzde asgarî ölçülerde bile değildir. Bunun sebepleri şöyle sıralanıyor:

Elektrik, depolanması mümkün olmadığı için üretildiği anda tüketilmesi gereken bir enerjidir. İhtiyaç hissedildiği her anda, rüzgârın esmeyebileceği endişesi ağır basıyor.

Rüzgar enerjisi santrallerinde oluşabilecek çevre ile ilgili tek olumsuzluk olarak, meydana gelen gürültü gösterilmektedir. Ancak rüzgar enerjisi santralleri, rüzgar rejimine bağlı olarak, genelde yerleşimin olmadığı veya yükseklik farklılıkları sebebiyle gürültünün etkilerinin daha az hissedildiği yerlerde kurulmaktadır. Diğer yandan türbin teknolojisindeki gelişmeler doğrultusunda gürültü emisyonları gün geçtikçe düşürülmekte ve hatta türbinlerden 150-200 metre uzaklıkta, fısıltı seviyesi olarak kabul edilen 40 desibelin altına inilmektedir. Dolayısıyla gürültü etkisiyle oluşacak bir kirlenme Rüzgar Enerjisi Santralleri için göz ardı edilebilecek orandadır.

Rüzgâr enerjisi ile ilgili olarak ileri sürülen en önemli olumsuzluk; bu kaynağın devamlılığının olmayışıdır. Rüzgâr Enerjisi Birliği başkanı bu olumsuzluğu; ‘Otomobilin 4 tekerleği fakat 1 stepnesi var.’ Sözleriyle cevaplandırıyor. Zâten, dünyada genel kabul görmüş formüle göre, bir ülkede elektrik tüketiminin % 35’ten fazlasının tek bir kaynaktan sağlanması tavsiye edilmiyor. Ülkemizdeki kapasite tam kullanıldığı takdirde bu oran aşılabilir. İçerisinde bulunduğumuz zaman diliminde, tüketimin ancak % 1’i rüzgâr enerjisinden karşılanıyor.

Belirtilen dezavantajlara ve yeterli devlet desteğinden mahrum kalmasına rağmen ülkemizde rüzgâr teknolojisinin uygulaması konusunda büyük ilerlemeler kaydedilmiş, İtalya’ya yerli üretim rüzgâr kulesi ve kanadı satılmıştır. Rüzgâr türbinlerinin de yerli sanayi tarafından yapılması ve ihraç edilmesi mümkündür. Sektör, 100.000 kişiye iş imkânı oluşturabilecek potansiyele sâhiptir.