1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Emperyalizm ve maşaları

Alper Beşe
Türk yıldırımdır, Türk kasırgadır;

dünyayı aydınlatan bir güneştir!

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

SEVR’i imzalayan ellerden Talat Paşa’ya kurşun sıkan ellere, diplomatlarımızı şehit eden ellerden köylerimizi basıp kadın, yaşlı, çoluk çocuk dinlemeden katleden ellere, televizyonda televole oynatıp, gazetelerdeki köşelerinde ülkeyi nasıl pazarlamanın daha iyi olacağını yazan ellerden Türk aydınlarını kahpece vuran ellere kadar bütün eller aynı gövdenin uzantısıdır: Emperyalizm!

Uygarlığın beşiği olan Asya ve bu beşiğin gözbebeği olan Türkler, sanayi devrimini kaçırmış; sanayileşmeyle beraber ekonomileri hızla gelişen Avrupa karşısında zor durumda kalmıştır. Büyüyen sanayi hammadde, işçi ve pazar ihtiyacı doğurmuştur. Sanayileşmenin doğal sonucu olan bu ihtiyaçlar, Batı dünyasının “doğal eğilimleriyle” birleşince ortaya sömürgecilik çıkmıştır.

Bugün Avrupa kıtasında yaşayan milletler, Gotlar, Vizigotlar gibi vahşi ve barbar kavimlerin Avrupa’daki Saksonlar, Germenler gibi topluluklarla karışmasıyla oluşmuştur. Tarihi on binli sayılarla dile getirilen Türkler için daha dün gerçekleşen bu olayın itici gücü insan eti yiyen vahşileri bile korkudan titreten Attilâ’nın sef erleri idi.

Ataları barbar olan Avrupalılar, atalarına lâyık olmak için tarih boyunca ellerinden geleni yaptılar. Haçlı Seferleri, bunun tartışmaya yer bırakmayacak bir örneğidir. Derebeylik ve engizisyon ise insanlık kitabındaki en karanlık sayfalardır. Başka dinden olduğu için yaşama hakkı tanımayıp Avrupa’nın bütün aç serserilerini Türklerin üstüne salan düşünce; toprağı işleyeni toprak gibi, toprağın ürünü gibi “mal” saymış, insanları “cadı” olmakla suçlayarak tüyler ürperten işkencelerle öldürmüştür.

Yukarıda ‘doğal eğilimler’ olarak andığımız budur. Batı, kan içen bir canavardır. Bugün ‘insan hakları’ dedikleri şeyin temelinde de yine aynı canavarlık vardır. İnsan hakları yalnız o anda yaşayan insanlar için geçerlidir. Ölmüş olanlar haklarıyla beraber ölürler. Bedeni öne çıkartan Avrupaî düşünce, tarihi eski olan milletleri kökünden sarsmak için öne sürülmüştür. Böylelikle tarihsiz Avrupa ile yaşı insanlıkla eş olan Asya bir olacak, ekonomiye indirgenmiş uygarlık anlayışı sayesinde de Avrupa, Asya’nın asla ulaşamayacağı bir düzeyde gösterilmiş olacaktır.

Sanayi devriminin ardından gelen sömürgeciliğin nedeni, salt pazar ve hammadde ihtiyacına indirgenemez. Çünkü, ülkeleri işgal etmeden, onları zarara uğratmadan da onların hammadde ve insan gücünden yararlanılabilir. Avrupalıların yaptığı, ancak damarlarında taşıdıkları vahşi kanın etkisiyle açıklanabilir. O kan Çanakkale’de on binleri, Hiroşima’da yüz binleri boğan kandır.

“Avrupalı” kimliğinin oluşum süreci, Türklerden alınan yenilgilerin tarihidir. Yani Avrupalı “ben”ini inşa ederken “öteki”si daima Türkler olmuştur. Bunun yanı sıra Batı icadı olan emperyalizmin de Türklerle kesişen bir tarihi vardır. Bir kere, emperyalizm Türklerin siyasî yönden zayıfladığı bir dönemde doğmuştur. Türklerin dünyaya adalet ve refah vaat ettiği dönemde yer altında gizlenen barbar düşünce, Türkler zayıfladığı anda saklandığı yerden çıkmış ve insanlığın kâbusu olmuştur. Türklerin emperyalizmle ilişkisindeki en önemli kırılma noktası ise emperyalizmin alçakça plânla içten çökerttiği bir devletin uyruklarının tarihte ilk ve tek olmak üzere emperyalizmi silâh gücüyle yenmesidir. Bu yüzden Türkler yeryüzünden silinmedikçe emperyalizme rahat yoktur.

Emperyalizm, büyük oranda Anglo-Sakson milliyetçiliğine hizmet eden bir kurumdur. Ayrıca Siyonizm de emperyalizmi kendi amaçları doğrultusunda desteklemektedir. Fransız ve Alman milliyetçilikleri ise adı geçen ideolojilere göre daha zayıf olmakla birlikte bu kurumun önde gelenleridir. Rus ve Çin yayılmacılıkları emperyalizmin içinde değerlendirilebilirse de onları bu yazı için dışarıda tutmayı uygun buluyoruz.

Ateşi maşayla tutmak varken, emperyalizm, ateşi eliyle tutmaz. Onun baş hedefi olan Türkiye’yi ele alırsak, Ermenileri, Yunanları, Rumları, Kürtleri kullanır. Bu kullanılanlar da kollayıcılarının onlara gönül bağıyla bağlı olduğunu sanır. Ermenileri 1914’te Doğu Anadolu’da, Yunanları 1920’de Batı Anadolu’da, Rumları 1974’te Kıbrıs’ta, Kürtleri önce 20’li, sonra 80’li ve 90’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da intihar ettirenin emperyalizm olduğunu pek az kişi görür. Sayılanlar intihardır, çünkü Türk ordusunun karşısına çıkmanın başka adı olamaz!

Görüldüğü gibi, emperyalizm dünyayı Batılıların ele geçirmesi ideolojisidir. Siyasî, ekonomik, kültürel, sanatsal şubeleri olan emperyalizm, Asya başta olmak üzere bütün Doğu’yu silip süpürmeyi amaçlar. Türkler emperyalizme karşı askerî zafer kazanmışlardır, ama asıl savaş diğer cephelerde olmaktadır. Bu cephelerde mutlak zafere ulaşmadan emperyalizmden kurtulmak mümkün değildir.