1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

EKONOMİYİ KİM ÇÖKERTİYOR?

Oğuz Çetinoğlu
ocetinoglu@ttmail.com

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Gümrük Müsteşarlığı tarafından oluşturulan Dış Ticâret verilerine göre; dış ticâret açığımız, 2010 yılının Ocak ayında, bir önceki yılın aynı dönemine oranla % 160 arttı. 1.300.000.000 dolar olan açık, 3.640.000.000 dolara yükseldi.

İhracat, yılın ilk ayında % 0.3 azalarak 7.864.000.000 dolara gerilerken, ithalat % 23.9 oranında artarak 11.504.000.000 dolara yükseldi.

2002 yılında yaklaşık 200.000.000.000 dolar olan dış borç, 2009 yılında 500.000.000.000 dolara yükseldi.

Rakamların söylediği gayet açık: Küresel kriz, artık can alıcı noktadan vuruyor.

Daha 2009 yılının sonlarına gelmeden; ‘Türkiye açısından bu güne kadar yaşananlar devede kulaktı. Asıl kriz, 2010 yılında yaşanacak.’ Deniliyordu. Bunu söyleyenler; ‘çarıklı erkân-ı harp’ olarak anılan sokaktaki vatandaş, kıyıda köşede maişet derdinde olan adı-sanı bilinmeyen esnaftı. Sokaktaki vatandaşın, esnafın bildiğini, devletimizi yönetenlerin bilmiyor olması düşünülemez.

Biliyorlar.

Suçlu, bulunup ilan edildi.

Tıkırında gitmekte olan ekonomiyi berbat edenler; köşe yazarları ile onlara köşe teslim eden gazete sâhipleridir. Onlar için ‘ekonominin ergenekonu’ dosyası hazırlanmalı ki, 2011 veya 2012’nin ekonomisi kurtulsun.

* * *

Her şeyimiz ken dimize göre: Kavga etmeden, gerilim oluşturup krize sebebiyet vermeden yaşayamıyoruz. Olumsuzluklara büyüteçle bakmaya ne gerek var? Pembe haberlerle millete moral vermek gibi, akıllı-uslu yöntemler niye kullanılmaz ki?

Suçlular arasında dergi yazarları ve sâhipleri yok.

Ne güzel. Demek ki bizler; henüz ak sütlere bile bulaşmamış, tertemiz kaşıklar gibiyiz.

Zâten 2001 krizini de gazetelerin köşe yazarları çıkarmışlardı.

Dönemin başbakanı televizyon kameralarının karşısına geçip; ‘Sayın Cumhurbaşkanı ile aramızda ciddî görüş ayrılıkları var.’ Diyerek krizi müjdeledi ise de, köşe yazarları; ‘Siz rüya görüyorsunuz Sayın Başbakan! Gidip soğuk suyla yüzünüzü bir yıkasanız iyi olur!’ deselerdi, dolar 600 liradan 1.800 liraya yükselmeyecekti.

2001’de köşe yazarları sorumsuzca yazıyorlardı. Günümüzde, gerekli uyarı yapıldı. Kışkırtıcılık yapmayacaklar. Yapanları patron işten atacak, ekonomi rayında gidecek.

* * *

Genç köylü, hastalanan yaşlıca anasını sırtına almış doktora götürüyor. Yolda rastladıkları muhtar sorar:

-Hüsâmettin, evladım ananı sırtlamış nere götürüyon?

-Anam hasta, dohtura götürürem muhtar emmi.

Muhtar, moral vermek için şaka ile karışık takılır:

-Ananı evlendir, bir şeyciği kalmaz!

Hüsâmettin itiraz eder:

-Muhtar emmi, anam 65 yaşında. Bu yaştan sonra evlenmek olur mu?

Sırttaki yaşlı hanım, oğlunun sırtını hafifçe dürter:

-Sus oğlum, sen muhtar emminden daha iyi mi bilcen?

* * *

Türkiye ekonomisi kırılgan bir yapıya sâhip. Siyâset alanındaki gerilimler, kırılgan yapıyı çökme noktasına iteliyor.

Tankları şehrin ana caddelerinden dolaştırarak eğitim alanına sevketmek, anayasa fırlatmak, üst rütbeli emekli ve muvazzaf subayları, ifâde almak adı altında nezârete koymak, IMF’ye rest çekmek, köşe yazarlarına fırça atmak… kırılgan yapının hassasiyetini artırıyor.

Her konunun yüksek sesle, toplum önünde tartışılmasının doğru olmadığını öğrenebilsek, herhalde küresel ve iç krizlerden daha az zararla çıkarız.

Cumhurbaşkanının; Başbakan ve Genel Kurmay Başkanı ile yaptığı gibi, Başbakan da muhalefet liderleriyle ‘olağan görüşmeler’ yapamaz mı? Kaybımız ne olur ki?

İşin kötüsü, her tartışma, millet-memleket yararı sağlanması adına yürütülüyor.

Tartışmanın fayda sağlamayacağını söyleyenler, meseleleri uyutmaya çalışmakla, demokrasi çarklarının daha sağlıklı dönmesini engellemekle suçlanıyor.

Hepimiz aynı gemideyiz.

Devletin bütün kurumları, vatandaşın huzur ve güvenini sağlamak, ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla oluşturulmuştur. Bu mekanizma kritik dönemlerde iktidar ve muhalefet arasında; tartışmasız-gürültüsüzce işletilmelidir.

Kavga için en az iki kişiye, iki tarafa, iki cepheye ihtiyaç vardır.

Uzlaşma kültürünü özümseyememiş olanlar, küçük kıvılcımlardan büyük yangınlar çıkarıyorlar.

Türkler, köklü bir devlet tecrübesine sâhiptir. Bu tecrübe ile bizler; çalkantılı dünyamızda, gemiyi en emin bir şekilde huzur ve sükûn limanına ulaştırmamız gerekirken, ağız kavgasıyla da yetinmiyor, yumruklarımızla konuşuyoruz.

TBMM üyeleri arasındaki tartışmaların, kavgaların galibi olmamıştır. Daima mağlupları olmuştur. Milletin mağdur olması da en büyük kayıptır.

Tartışmayı-kavgayı o kadar çok benimsedik ki, ‘kara’ diyenlerle ‘siyah’ diyenler veya ‘beyaz’ diyenlerle ‘ak’ diyenler arasındaki çatışmayı, seyretmekten haz duyanlar var.

Memleket-millet meselelerine çözüm bulunması gereken zaman ve mekânlarda, demokratik mekanizmanın işleyip işlemeyeceği şüphelerine yol açan düzenlemelere tevessül edilmesi, bize çok kaybettiriyor.

İçerisinde bulunduğumuz dönem; yeni bir anayasa tartışmasını, yargı reformunu, üniversiteye girişte uygulanan katsayı ile ilgili düzenlemeyi, Tekel idâresini yeni bir statüye kavuşturma çalışmalarını tehir etmeyi gerektiriyor. Çünkü bu meselelerin, küresel krizi derinleştirecek tartışmalara girmeden halledilemeyeceği anlaşılmıştır.