1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Eğitimde şahsiyet arayışı

Orhan Tat
İNSANLARIN insanî, ahlâkî ve toplumsal şahsiyetlerinin oluşmasında etkili olan başlıca faktörleri şöyle sıralayabiliriz,

- genetik faktör

- çevre faktörü

- aile faktörü

- eğitim faktörü

- grup faktörü

- medya faktörü

Bu faktörleri tek tek açarak incelemek yerine bu yazımda, toplumumuzun eğiten ve eğitilen noktasındaki sıkıntılarını irdelemek istiyorum.

Bugün herkes eğitimden şikâyetçi. Hepimiz, okulların iyi insan yetiştirmediğini, fakülteden mezun olanların işsiz kaldıklarını, hattâ üniversite mezunları ile hiç eğitim almamışların arasında neredeyse fark olmadığını görerek üzülüyoruz. Türk eğitim sisteminin tepeden tırnağa bozuk ve amaçsız olduğunu kabul etmeyen yok gibi.

Ancak, sorumluluğu yalnızca eğitim sistemine, devlete, çevreye ya da medyaya yüklemek mümkün ve doğru değildir. Bugün gelinen noktadan herkes ve hepsi sorumludur. Eğer bir eğitim kurumunda dersin birinde içki içme âdâbı öğretiliyor, bir başka derste içkinin inançlarımızda yerinin olmadığı anlatılıyorsa, aile saygı öğütlerken sokak isyanı teşvik ediyorsa, medya şiddet ve seks pazarlarken kanunlar kurallara uyulmasını, ahlâklı olmayı öneriyorsa, hattâ baklava çalana neredeyse ömür boyu hapis veriliyor, banka soyana iltifat ediliyorsa, o ülkede insanlar elbette şahsiyet krizi yaşarlar.

Bu durum her konuda bana göre/sana göre sonucunu meydana getirmiştir. Ve bunun daha da ötesi kaostur. Kaos ise yeni dünya düzeni kurucularının son aşama uygulamalarının ta kendisidir. Yani kimliksizlik ve şahsiyetsizliktir.

Günümüzde sosyal, kültürel, ekonomik ve ekolojik çevrede meydana gelen hızlı değişim insanlarda büyük uyum zorluklarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Uyumda hem fizik en hem de fikren zorlanılmaktadır. Şahsiyetin oluşması dengeyi, denge ise şahsiyetin oluşmasında etkin olan faktörlerin ortak değerlere sahip olmasını zorunlu kılar. O hâlde doğal sonuç, en iyilerin, en doğruların, en bilgililerin eğitimden en fazla nasibini almışlardan çıkmasıdır. Bizde ise çoğunlukla bunun tersi olmaktadır. Türkiye’de vatan için en zararlı kimseler, okulda en fazla eğitilenlerin arasından çıkıyor. Bunun sebebi oldukça fazladır. Ancak en önemlisi eğitim sistemindeki amaç yetersizliğidir. Maalesef eğitim sistemimiz amaçladığı insanı yetiştirememektedir. Bunun iki sebebi vardır ya amacı hatalıdır, eğittiği insanları inandıramıyordur yahut da sistem amaca hizmet etmiyor demektir. Tabiî ki ortak değerlerin yaratılamaması diğer anlatımla millî olunamaması da çok önemli etkendir. Türkiye’de ailenin ayrı, televizyonun ayrı, okulun ayrı, okumuşların ayrı değerleri yok mu? Var. Bu değerler çoğu zaman birbirleri ile çelişmekte hattâ çatışmaktadır. Eğitimin ortak değerleri oluşturmada, şahsiyeti ve varolmayı geliştirmede hayatî önemi vardır. Fert milletiyle, kültürüyle ve değerleriyle eğitim sayesinde buluşur. Eğitimin bu hedefi esas almayan uygulamaları ihanete varan sonuçları üretir.

Demek ki eğitim, şuur, iman, ahlâk ve millî değerlerin bireylere intikalini sağlayarak onların insan olmasını, millet olmasını temin eder. Yunus da öyle dememiş mi; “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir.”

Bu sistem yukarıda kısa kısa değinilenlerle başarısızlığı kabul edilen bir sistemdir. İtirazlarımız, sahte değerlerle donatılmış insanlar yetiştiren eğitim düzeninedir. Biz yetişkinler, bu ülkenin kaybedilmiş çocuklarıyız. Hem şahsiyetlerini, hem inançlarını, hem mazisini, hem geleceğini kaybetmiş Anadolu çocuklarıyız. Ama çocuklarımızın kayıp yaşamalarını istemiyoruz.

Dünya eğitim tarihi içinde “doğrusu ve yanlışı”, “iyisi ve kötüsü” ya da “faydalı ve zararlısı” belli olmayan tek eğitim sistemi bizim sistemimizdir. Bizim eğitim sistemine göre; şarap da zemzem de, cami de plaj da, koyun eti de domuz eti de, faiz de kâr da kutsaldır. Bu ülkede Fatih Sultan Süleyman ile Atatürk’ün ismini yan yana koyabilme akıllılığını dahi becerebilmiş kişi yoktur. Yine birçok insanımız Alparslan’ı Malazgirt’te Bizans’ı yendi diye suçlu kabul eder, kendi toplumuna işgalci diyebilir.

Eğitim bir ülkeyi bütünleştirme aracı olduğu kadar, parçalama aracı olarak da kullanılabilir. Bir ülkede yaşayan insanların kavramlarını, kurallarını, dilini ve inançlarını birbirinden ne kadar farklı hâle getirirseniz, o ülkeyi o kadar çok parçalanmaya hazır hale getirmiş olursunuz.

Atatürk bir konuşmasında; “Efendiler! Biliyor musunuz, biz Balkanları niçin kaybettik?” diye sorar, cevabını da kendisi verir: “Efendiler, biz Balkanları Rusların orada Slav Dil Akademisi’ni açması yüzünden kaybettik.” der.

Millî eğitim sistemimizin nasıl bir insan yetiştirmek istediğini açık ve kesin olarak tarif etmesi gerekmektedir. Bu insanı yetiştirme düzenini de oluşturmalıdır. Kısacası âcilen bir karar vermeliyiz. Çocuklarımız, millî, mânevî, kendi öz değerleri ile donatılmış, öz güvene sahip bir kişi mi olsun, yoksa hiçbir filtresi olmayan, batılı değerleri sorgulamadan kutsallaştıran, kendini evrensel dünyanın parçası olarak görerek modernlik adına her şeyi kabul eden bir kişi mi olsun?

Bu topluma, % 95’inin aptal olduğu, kendine güvenmemesi gerektiği, kendi ayaklarının üzerinde durmasının imkânsız olduğu, kalkınabilmesinin mümkün bulunmadığı empoze edilmektedir. Bunu yapanlar belirli bir eğitim almış kolonyal aydınlardır. Daha acısı da bu aydınların yurt dışında eğitim almış aydınlardan daha fazla oryantalist olmalarıdır. Eğitim bir ülkenin geleceği açısından her şeyden daha önemli ise, yanlış bir zemine oturtulmuş, sahte aydın üreten bir sisteme itiraz etmek, eleştiri getirmek her memleketseverin görevidir.

YÖK yasasının tartışıldığı şu günlerde probleme kısmî yaklaşmak son derece yanlıştır. Eğitim, temel eğitimi, yüksek eğitimi ve diğer yan etkenleri ile bir bütündür. Bu konuda özellikle rektörlerin devlet içinde devlet anlayışlarını, padişahlık edası içinde yetki kaybetme telâşına kapılmalarını esefle takip ediyoruz. Amaç eğitime hizmet olmalıdır. Yetkilerinin çerçevesini tartışanlardan okullarından neden uluslararası bir mimar çıkmamış, neden uluslararası bir doktor ya da edebiyatçı yetişmemiş, bunun hesabını topluma izah etmelerini bekliyoruz.

Sokakta kalınca tehlikeli olacak insanları okullara alıp meşgul etmek eğitim sayılmaz. Bu amaç, bu millete asla lâyık değildir.