1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

EGEMENLİK, VATAN, BAYRAK, DEVLET ve CUMHURBAŞKANI

Yakan Cumalıoğlu
Egemenlik onun bunun insafına; birtakım dinî kalıplar içerisinde değerlendiren ifadelerle şekillenen anlayışa terk edilecek bir şey değildir.

“EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR!..”

Bu çerçevede; EGEMENLİK, biz Türkler için çok önemlidir.

Egemenliğin tarifinde VATAN-DEVLET-BAYRAK-MİLLET ve DİL birliği temel taş olarak TÜRK varlığı ile eşdeğer tutulmalıdır.

Bu yüzdendir ki :

TÜRK demek vatan demektir...

TÜRK demek devlet demektir...

TÜRK demek bayrak demektir...

TÜRK için vatan sıradan bir toprak parçası değildir.

Uğrunda gerekirse ölünecek, bayrağımıza rengini veren al kanlar ile sulanacak ve yarınlara, çocuklarımıza miras bırakılacak topraktır vatan.

Vatan, bize atalarımızdan kalmış olan kutsal bir emanettir.

TÜRK için devlet her şey demektir. Kutsal bir varlıktır.

Türklüğün maziden gelip geleceğe akan tarihî seyrinin maddî manevî bütün değerlerini taşıyan ve bunları benimseyen fertlerin meydana getirdiği topluluğa Türk milleti denmektedir.

Ve TÜRK milletini meydana getiren fertler tarafından, millî değerlerin lâyığı ile anlaşılıp benimsenmesiyle ortaya çıkan millî şuur, dış etkilere karşı daima duyarlı olmuştur.

Kendisine yönelen tehdit ve tehlikeleri isabetle teşhis etmeyi kolaylıkla başarmıştır.

Bu millî şuur, milletin bütün fertlerini kapsayan dayanışma ruhunu da güçlendirmiştir.

Böylece birl ikte yaşama iradesinin yaygınlaşması ve kuvvet kazanması sonucu oluşan düzenli sistem TÜRK devlet yapısının belkemiğini teşkil etmektedir.

Devlet anadır, devlet babadır. Devlet doğurgandır, üretkendir.

Devlet ailedir. Devlet kutsaldır. Devlet yapıcıdır. Yıkıcı değildir.

Devleti küçültmek,güçsüzleştirmek bir TÜRK için kabul edilmesi mümkün olamayacak bir davranıştır.

TÜRK olmayı içlerine sindiremeyip de Türkiyelilik vurgusu yapanların anlayamadığı veya anlamak istemedikleri de işte bu gerçektir.

Türk devlet nizamı 7000 yıllık bir geçmişe sahiptir.

Bu devlet nizamıdır ki, ilk düzenli orduyu, TÜRK ordusunu yaratmıştır.

Bu devlet nizamıdır ki bütün olumsuzluklara rağmen yıkılmadan ayakta kalmamızı sağlamıştır.

Ve de cihan varoldukça, birilerinin gönlünden cumhuriyetin, devletin yıkılması özlemi geçse de TÜRK devleti yıkılmadan ayakta kalacaktır...

TÜRK için bayrak sıradan bir sembol değildir.

TÜRK'ün bugünkü mevcudiyetini, atalarına borçlu olduğu, şehitlerimizin kanından rengini almış mukaddes bir emanettir bayrak.

BAYRAK, altında milletimin şanlı geçmişi ile iftihar edip gururlandığı,nazlı nazlı dalgalanışında yarınına umutla bakabildiği TÜRK bağımsızlığının sembolüdür.

Devleti olmayan bir milletin ayakta durması mümkün değildir.

Devletin sembolü, milletin değerlerini belirleyen bayrağıdır.

Türkiye Cumhuriyeti diye anılan kutsal Türk Devleti bütün bu özellikleri sinesinde toparlamış bir cumhuriyettir.

Ve bu cumhuriyetin, kısaca Devletin başı da Cumhurbaşkanıdır.

Cumhurbaşkanı bu yüce milletin değerlerine sahip çıkan, tam bağımsızlık ilkesini belirlemiş, üniter ve laik devlet yapısına, hukuka inanmış, tarafsız bir kişi olmak zorundadır.

Anayasamız Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın haiz olması gereken vasıfları belirtmiştir.

Bu toprakları vatan yapan milletimizin fertleri devletine, vatanına, bayrağına, cumhuriyetine ve cumhurbaşkanına sahip çıkmak mecburiyetindedir.

Kutsal Türk Devleti’nin sembolü TÜRK bayrağının önünde eğilerek devletine sevgisini, saygısını ve bağlılığını gösteren milletimiz; TÜRK bayrağının yalnız ve yalnız kutsal TÜRK Devleti’nin başı olan Cumhurbaşkanı’nın önünde eğildiğini bilmektedir.

O yüzdendir ki; o yüce makama gelecek, cumhurun başı olacak kişinin O devleti temsil ederken; önünde eğilecek TÜRK bayrağına en lâyık kişi olması gerekmektedir.

Devletin bekaası yönünde hassasiyetleri olması gerekmektedir.

Bu devlete hizmeti, ibadet olarak değerlendiren bir kişilik olmak zorundadır.

Her namuslu, haysiyetli, şerefli TÜRK insanında tabiî olarak mevcut olması gereken; namus, ahlâk, fazilet gibi yüksek değerlere sahip bir kişi olması da elzemdir.

Dokunulmazlık zırhına büründüğü için hakkındaki iddialardan aklanmamış, geçmişi şâibeli; geçmişindeki söylemleri rejim, cumhuriyet ilkeleri, üniter yapı ve TÜRK kimliği üzerinde menfî düşüncelere sahip niyetlerini ifade etmiş kişilerin cumhurbaşkanlığına aday bile olması düşünülemez.

Düşünülemez dediğimiz bu olumsuz tablonun parlamentonun sayısal üstünlüğüne dayanarak gerçekleşmesi hâlinde, bu vasıfları hâiz olmayan bir cumhurbaşkanının meşruiyeti de tartışmalı olacaktır.

Ne pahasına olursa olsun o yüce makama oturacak kişinin devletin bölünmez bütünlüğüne sözde değil özde bağlı bulunması;dış ilişkilerde ülke çıkarlarını şahsî çıkarları ile değerlendirmeyen; halkına sevgisi olan; gizli gündemi olmayan; tam bağımsız bir cumhurbaşkanı olması gerekmektedir.

Kısaca bu kutsal TÜRK Devleti’nin sembolü TÜRK bayrağının önünde eğileceği Cumhurbaşkanı, bu devleti temsil etme şartlarını haiz, şaibesiz müstesna bir kişilik olmak zorundadır.

Büyük Atatürk’ün “-Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne çıkaracağı adamların kanındaki cevher-i aslîyi çok iyi tahlil etmesi” gerektiğini ifade eden sözlerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir.

Büyük Atatürk bir vasiyet niteliğindeki bu sözleri ile; Türk milletine, devletin başında görev verileceklerde aranması gereken şartlara dikkat çekilmektedir.

Kısaca devletin başı, cumhurun başı, yukarıdaki bütün vasıfları haiz olup, soy özürlü olmamalıdır.