1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Efes Rezaleti

Mirat Özçamlı
1960’lı yıllardan beri sürüp gelen ve festivaller zincirinin başlangıcı olan Efes Festivali, Ege’nin incisi güzel İzmir’de takriben 35 senedir tertip edilmektedir. Bu sene yine, Türklüğün hayatına, geleceğine kasdetmiş yerli-yabancı hıyanet şebekeleri yine bu senaryoyu sahneye koyarak güzel yurdumuzun bu köşesini, turistik önemini ileri sürüp ruhanî bir merkez hâline getirmek isterler. Sivri akıllarıyla böylesine şen’i ve şeytanî plânlarla hareket eden Vatikan ilgilileri, içimizdeki diplomalı hainleri de kirli emellerine âlet etmekteler. Her şeyden habersiz milletimiz de yıllarca uyutulduğu veçhiyle bu olayı gerçekten millî önemi haiz bir bayram sanıp akın akın Efes’e koşuyor, tertip edilen bu adi işret meclislerine karışıp seyre dalıyor.

Fakat heyhat... bizler de bu şuura ermeden önce aynı fikirde idik. Ancak zamanla bunun tehlikeli bir oyun olduğunu anladık. Hem de öyle meş’um bir oyun ki, tertipçileri işin aslını bildikleri hâlde sırf yabanca hoş görünmek ve kendi ideallerini gerçekleştirmek için büyük Türk milletinin millî-mânevî değerlerini hiçe sayıp süflî emellerine hizmet etmeyi gaye edinmişlerdir. Orada genç kızlarımızı yaban kıyafetine sokup Roma’nın esir pazarlarında satmak, mermer caddede Türk kızlarına şarap dağıttırmak, Roma arabalarına bindirip içlerinden birkaçını güzellik kralicesi seçmek. Ayrıca, Bülbül Dağı eteklerini kutsal yer ilân edip Meryem Ana’nın orada öldüğüne insanları inandırmak, şifalı sular dağıtmak, Papa’nın keşişlerini, rahibelerini getirtip kuracakları manastırlara, kiliselere yerleştirmek... vs. buna benzer çeşitli kirli oyunlar. Biz gafiller de, fakir bütçemizden onların eserlerini onaracağız, şirin görüneceğiz diye masraf edelim. Maşallah, nerede bu bolluk? Oysa, Meryem Ana’nın mezarı Efes’te değil, Kudüs’tedir. Uzun araştırmalardan sonra bu gerçeği öğrenmiş bulunuyoruz. Bizler değil, tarih hükmünü vermiştir. Buna ait bilgileri sizlere bildirmeyi kendime büyük bir vazife sayıyorum.

1- “Filistin ve Mısır Fatihi Yavuz Sultan Selim Han ordusu ile Kudüs önüne gelince, o günkü Kudüs Rum Patriği Ataullah Rahip şehrin kapısını açarak şehirdeki maiyyeti dışarı çıkmış, Yavuz Han’ın önünde eğilmiş, şehri her şeyiyle Padişaha teslim etmiştir. Yavuz Selim Han’ın Rum Patriği’ne verdiği 923 (Mil. 1517) tarihli fermanda şu ibare açıkça görülür: “.... Kudüsü Şerif dışında bulunan Meryem Ana makberinin dahi eskisi gibi Kudüs Rum Patriğinin idaresinde kalmasına.... ilh”. Bundan 10 yıl sonra da (1927) Büyük Padişah Kanunî Sultan Süleyman Han Kudüs Rum Patriği Yermanos Rahibe lütfettikleri bir başka ferman-ı hümâyunda Meryem Ana mezarının Kudüs dışında ‘Yetzemani’ köyünde bulunduğunu tasdik etmiştir.x

2- Efes’teki Sen Jean Kilisesi, Sen Jean’ın Efes’te bulunduğunu belirtir. Eğer, Meryem Ana da orada bulunsaydı, İmparator Justinyanos, Meryem’in hâtırası için kilisesini Efes’te inşa ettirmez miydi?

3- Bizans İmparatoru Teodosyos’un 431 senesinde Efes’te topladığı 3. konsilde, devrin büyük rütbeli ruhanîlerinden 200 âzâ hazır bulunmuştu. Meryem Ana’nın fazilet ve kudsiyetinden bahseden nutuklarında ne İskenderiye Patriği Kirilos, ne de diğer ruhanîler onun Efes’te öldüğünden ve gömüldüğünden hiç söz etmemişlerdir.

4- İlk Hristiyanlar, İsa ile Meryem’i birbirlerine karıştırmazlardı. 5. asra kadar Meryem, ilâhî sırrın adi bir vasıtası sayılırdı. Meryem Ana 5. asırla birlikte parlar ve her tarafta adına kiliseler yapılır. Onun şimdiki Bülbül Dağında bulunan mezar palavrası da bu modanın eserlerinden biridir, yani aslı esası yoktur.

İşte bulduğumuz kaynaklar bunları gösteriyor ve ispat ediyor. Bütün bunlardan sonra hâlâ burunlarının doğrusuna gidenlere Yüce Türk milletinin hislerine tercüman olarak sesleniyorum: Asırlardır oynanmakta olan bu oyuna son vermenin zamanı glemiş ve geçmektedir. Kökü nereden gelirse gelsin, bizlere karanlık gelecekler hazırlayan ve Türklüğün hayatına kasteden bu hainlere dur demek zorundayız. Bu oyunlara gelmeyelim ve bunların elebaşlarını iyi bilelim, tanıyalım.

Büyük Türk kağanı Bilge Kağan bize seslenmekte ve “EY TÜRK, TİTRE VE KENDİNE DÖN” demektedir.

TANRI TÜRK’Ü KORUSUN.

(*): Merhum Ahmet Kabaklı’nın Tercüman gazetesinde yazdığı yazılardan faydalanılmıştır.