1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

EBÛ’L- HAYRÂT-I

Yahyâ Bâlî
Süleyman ve Mûsâ Çelebîleri dışarıda bırakan klâsik anlayışa göre, altıncı Osmanlı hükümdârı olan Sultan Murâd Hân-ı Sânî, çağdaşı olan yerli ve yabancı kaynaklarda “Ebû’l- Hayrât” lâkabı ile anılıyor. “Hayırların Babası” demek olan bu yâd ediş ibâresi, aslında çok daha geniş bir mânâ iklîmine açılıyor. O, siyâsî hâdiselere zamânında iltihâk edip hükmeden ufuklu bakışıyla olduğu kadar, Bursa’dan Edirne’ye uzanan hakikî hayır eserlerinin bânîsidir. “İlme’l yakîn”den “Hakke’l-yakîn”e kulaç atan cümle hayırlar, Sultan Murâd Hân Gâzî’nin vücûd ve ve rûh şehâdetiyle sıralanmıştır. Bu yüzden o, mecâzı hakîkate; hakîkati de mecâza çeviren mâhir bir hükümdârdır. Bu yüzden o, sanılandan fazla “Ebû’l- Hayrât”dır. “Ebû’l- Feth” nâm bir oğulun babası olmak, Murâd Hân’ın “hayır”a yönelişine zürriyet ilâve ve çeşnisi kazandırmaktadır.

1404 yılının Haziran ayı içinde, babası Çelebî Mehmed’in bulunduğu Amasya’da doğan Şehzâde Murâd’ın annesi olarak iki isimden bahsedilmektedir. Bunlardan biri, Amasyalı Divitdâr Ahmed Paşa’nın kızı Şehzâde Hâtûn; diğeri de Emine Hâtûn. Emine veyâ Şehzâde, bu mübârek hanım; Çelebî Mehmed’e zevce, Murâd-ı Sânî’ye anne, Fâtih Sultan Mehmed’e babaanne olma pâyeleriyle, milletimizin şeref kürsüsündeki yerini almıştır.

Murâd’ın doğduğu yılın Amasya’sı, Ankara Muhârebesini tâkib eden fetretli zamânın mühim siyâsî merkezlerindendir. Çelebî Mehmed’in Amasya’daki Sancak Vâliliği, Yıldırımoğullarının taht mücâdeleleri esnâsında, kademeli şekilde hükümdârlığa yükselecektir. Bu cümleden olarak, Amasya da, en azından kısa bir süre devlet merkezi muâmelesi gördü. Amasya’nın bundan sonraki târihi, çok belirgin tarzda Osmanlı Hânedânı ile iç içe anılacaktır. Fâtih’den Yavuz’a akseden renkler arasında, Yeşilırmak sularının bükülüş ve şırıltısını duymak, ayrı bir saâdet vesîlesi olacaktır.

1410’a kadar altı yıl Amasya’da kalan Şehzâde Murâd, Çelebî Mehmed’in, kardeşleriyle giriştiği hâkimiyet kapışmasında, babasının yanında önce Bursa’ya, ardından da 1413’de Edirne’ye geldi. Îsâ, Mûsâ ve Süleyman Çelebîlerin hükümdârlık yarışını kaybetmeleri üzerine, Osmanlı Tahtı’nın tek sâhibi olmayı başaran Çelebî Mehmed, oğlu Murâd’ı 1416’da Rûm Vilâyeti Vâliliği’ne tâyin etti. Dânişmendîye de denilen bu vilâyetin merkezi Amasya idi. Bu sûretle, Murâd’la Amasya arasındaki ikinci berâberlik dönemi başladı. Tokat, Sivas, Çorum ve Osmancık’ı da içine alan Amasya merkezli vilâyet, Osmanlı Devleti’nin o sıradaki doğu hudûdunu teşkîl ediyordu. Bunun için de, bir hayli mühim mevkideydi.

Ankara Muhârebesi’nden sonra, ağır bir fetret yaşayan Osmanlı Ülkesi, hâlâ Timur Devleti’ne tâbi sayılıyordu. Timur’un yerine geçen oğlu Şâhrûh, her an batıya yönelebilir, yeniden felâket rüzgârları esebilirdi. Rûm Vilâyeti’nde, Timur istilâsından kalma Türkmen ve Moğol zümreleri bulunmaktaydı. Bütün bu sayılan hususlardan dolayı, Amasya Vâliliği, son derece önem kazanıyordu. İşte böyle bir vilâyete, vâli olarak Şehzâde Murâd gönderiliyordu. Murâd’ın yanında, lalası Yörgüç Bey vardı.

Bir yıl sonra, 1417’de, Şeyh Bedreddin İsyânı, memleketin her tarafında farklı biçimlerde hissediliyordu. Manisa ve İzmir civârında, Şeyh’in yardımına koşmak isteyen Börklüce Mustafa ayaklanmıştı. Çelebî Sultan Mehmed, kendisi, bir taraftan Gelibolu’da Türk donanmasını yakan ve Boğaz yolunu kesen Venediklilerle, diğer taraftan Düzmece Mustafa hâdisesi ile uğraşıyordu. Börklüce’nin üstüne Murâd’ı gönderdi. Bâyezîd Paşa’nın kumanda ettiği Şehzâde Murâd’a âit kuvvetler, Börklüce Mustafa işini tez zamanda hâlledip Amasya’ya döndüler. Zîrâ, Murâd’ın yokluğunda, bölgedeki Kara-Tatar artıkları ortalığı karıştırmışlardı. Bâyezîd Paşa da yanında olduğu hâlde vilâyetine gelen Murâd, âsâyişi sağlamakta zorlanmadı.

Aynı yıl (1417), Kara-Koyunluların Erzincan Vâlisi Pîr Ömer Bey, Melik Ahmed oğlu Hasan’ın elindeki Şarkî Karahisâr’ı ele geçirmişti. Hasan Bey, Şehzâde Murâd’a sığındı ve ondan yardım istedi. Kubad oğlu Cüneyd Bey’i öldüren Alparslan oğlu Hasan Bey’le Kastamonu Beyi İsfendiyâr, Canik-İli (Ordu-Samsun-Bafra)’ni aralarında paylaştılar. İsfendiyâr Bey, yeni alınan bu toprakları, oğlu Hamza Bey’e verdi.

Çelebî Sultan Mehmed, bu gelişmeler üzerine Kastamonu ve Canik illerine yönelik bir sefer düzenledi (1418). Lâkin Samsun’u alamadı. 1420’de, Şehzâde Murâd, babasının yapamadığını başardı ve İsfendiyâroğlu’nun elindeki Samsun’u zapt etti. Hemen ardından da, ölüm döşeğindeki Çelebî Mehmed’in dâveti ile Bursa’ya gitti. Murâd, Bursa’ya vardığında babası vefât etmişti. Bizans himâyesinde İstanbul’da bulunan Düzmece Mustafa’nın harekete geçmesinden endîşe eden devlet erkânı, Pâdişâh’ın ölümünü gizli tutmuşlar ve bir bahâne bularak yeniçerileri Bursa’dan uzaklaştırmışlardı. 25 Haziran 1421 günü, biat merâsiminin arkasından, Murâd, Osmanlı Tahtı’na oturdu. Büyük dedesi Murâd-ı Hudâvendigâr’dan sonraki ikinci Murâd olarak, târihin sayfalarına geçti.

17 yaşında Osmanlı Pâdişâhı olan Murâd-ı Sânî’nin, dördü erkek, yedisi kız, on bir kardeşi vardı. Erkek kardeşlerinin hepsi kendinden küçüktü. Mustafa, Ahmed, Yûsuf ve Mahmud adlarını taşıyan bu şehzâdelerden Ahmed, daha babasının sağlığında vefât etmişti. 12 yaşındaki Mustafa, Hamîd-İli Sancak Beyi idi. Yûsuf 8 ve Mahmud 7 yaşında bulunuyorlardı.

Çelebî Sultan Mehmed, ölmeden evvel, oğullarıyla ilgili bir gelecek plânı yapmıştı. Buna göre, Murâd Edirne’de taht’a çıkacak, Anadolu’daki Osmanlı toprakları Mustafa’ya kalacaktı. Yûsuf ile Mahmud, Bizans İmparatoru’nun yanına gönderilecekler ve orada rehin tutulacaklardı. Bizans İmparatoru da, nezdindeki Düzmece Mustafa’yı serbest bırakmayacaktı. Sultan Murâd, kardeşleri için Bizans’a her yıl belirli bir ücret ödeyecekti.

Sultan Murâd, Osmanlı Tahtı’na oturduğunda, Bâyezîd Paşa hem Vezîr-i âzam, hem de Rûmeli Beylerbeyi idi ve devlet işlerinin tamâmına hâkim görünüyordu. Merhûm Çelebî Sultan Mehmed’in yukarıdaki plânı muvâcehesinde, Bizans’dan gelen ve Yûsuf’la Mahmud’un teslîmini isteyen elçilere, Bâyezîd Paşa sert çıktı ve şehzâdeleri vermedi. Bunda, Sultan Murâd’ın da dahli bulunuyordu. Yûsuf ve Mahmud, Tokat’a gönderildiler.

Elçilerinin eli boş döndüğünü gören Bizans İmparatoru Manuel Paleolog, Limni Adası’nda tutulan Düzmece Mustafa ile anlaştı, onu, yanında İzmiroğlu Cüneyd Bey olduğu hâlde serbest bıraktı. Dimitrios Leontarios kumandasındaki bir Bizans donanmasının nezâretinde ve Bizans askerlerinin refâkatinde, Düzmece Mustafa ile Cüneyd Bey Gelibolu’ya çıktılar (Eylûl 1421). Aralarındak i andlaşmaya göre, Düzmece Mustafa, oğlunu Bizans’a rehin verecek, Gelibolu’dan Aynaroz’a kadar olan yerleri, Eflâk sınırına kadarki Karadeniz sâhilini ve Teselya’yı Manuel’e terk edecekti. Bizans, yayınladığı beyannâme ile, Düzmece Mustafa’yı meşrû Osmanlı Hükümdârı ilân etti.

Sultan Murâd aleyhine davranan sâdece Bizans değildi. Anadolu’da, Osmanlı Devleti dışında kalan beyliklerin büyük kısmı, Bizans’la birlikte hareket ediyorlardı. 1421’deki Osmanlı manzarası, pek iç açıcı görünmüyordu. Sultan İkinci Murâd da, babasının çektiği sıkıntılara uğrayacak gibi duruyordu. Muhâlefet kervânına, hiç hesapta olmayan Küçük Mustafa da katıldı. Küçük Mustafa, Sultan Murâd’ın kardeşi ve Hamîd-İli Sancak Beyi idi.

Küçük Mustafa’yı, tahrik edenlerin başında Germiyânoğlu geliyordu. Sultan Murâd taht’a çıkınca, Germiyânoğlu Yâkûb Bey, Mustafa’dan yana tavır koyup, onu saltanat hırsı ile doldurdu. Akşehir, Beyşehri, Seydîşehir, Okluk-Hisârı ve Said-İli (Kadınhanı)’ni de içine alan Isparta merkezli Hamîd-İli Sancağı, çok geçmeden Karamanoğlu’nun işgâline uğradı. Sultan Murâd, bu emr-i vâkîyi kabûl etmek zorunda kaldı.

Anadolu beylikleri, birbirleriyle sözleşmiş gibi, arka arkaya Osmanlı karşıtı hareketlere girişiyorlardı. Menteşeoğlu, Osmanlı himâyesinden çıktığını ilân edip müstakil beylik statüsüne kavuştu. Bu beyliğin 1421’de bastırdığı paralarda, Sultan Murâd’ın adı yoktu. Kuzey Anadolu’da İsfendiyâr Bey, Osmanlı tâbiiyetindeki Çankırı, Kalecik ve Tosya’da hüküm süren oğlu Kâsım’ı kovarak, buraları kendine ilhâk ettiğini duyurdu.

Sultan Murâd-ı Sânî’nin ilk saltanat yılı, Timur’un 1402’de ortaya koyduğu Anadolu fotoğrafına pek benzeyen şartlara, gelişmelere şâhit oldu. Bizans’ın arka çıktığı Düzmece Mustafa İsyânı, Murâd Hân’ın Anadolu siyâseti konusunda sessiz kalmasına sebep oluyordu.

“Düzmece” lâkabıyla anılan Mustafa, aslında Yıldırım Bâyezîd’in oğlu Mustafa Çelebî’den başkası değildi. Ankara Muhârebesi’nden sonra, Timur, onu yanında Semerkand’a kadar götürmüştü. Timur’un ölümüyle serbest kalan Mustafa, Seydî Ali Reis’in meşhûr seyâhat mâcerasına benzer bir yolculukla Osmanlı topraklarına geldiğinde, aradan geçen yıllar ve onun hayatta olmadığına dâir yaygın kanaat yüzünden, gerçek Mustafa Çelebî takdîmi, pek işe yaramadı. Çok yakınındaki bir avuç maiyeti dışında, herkes, nev-peydâ bir şehzâde mukallidi ile karşı karşıya olduğunu düşünüyordu. Zamân içinde; lehde, aleyhde bütün efkâr-ı umûmîyede onun düzmece olmadığı anlaşıldığı hâlde, dil ve kalem alışkanlığı devâm etti. Bu yüzden, galat-ı meşhûr, bir def’â daha lûgât-ı fasîhin önüne geçecek ve Yıldırımoğlu Mustafa Çelebî, târihe “Düzmece Mustafa” müsteâr ismini hediye edecektir. Onun, Çelebî Mehmed zamânındaki tâlihsiz ve kısmen yakışıksız mücâdelesi, Bizans elinde rehin tutulmak tarzında noktalanmıştı.

Bizans donanma ve askerinin desteğinde Gelibolu’ya çıkan Düzmece Mustafa, burada ummadığı bir alâka gördü. Sivil ahâlinin hissiyâtını kendine çekmeyi başarmasına rağmen, Gelibolu Muhâfızı Şâh-Melik Bey, Mustafa Çelebî’ye mukâvemet etti. Bu, Gelibolu Hisârı önündeki bekleyiş, Mustafa’nın Bizans’la yaptığı arâzi terk etme andlaşmasının duyulmasına yol açtı ve ona duyulan hayranlıklar, birden nefrete dönüştü. İçine düştüğü hoş olmayan durumu anlayan Mustafa, Gelibolu muhâsarasını, yanında bulunan İzmiroğlu Cüneyd’e bırakarak Edirne üzerine yürüdü. Bu arada, Bizans’la birlikte hareket ettiğine dâir kanaati silmek için karşı propagandaya girişti ve bunda büyük ölçüde muvaffak oldu.

Gelibolu-Edirne yolunda, uğradığı her yerde kendisine itaat eden kalabalıklarla karşılaşan Mustafa, birden yıldızının parladığını gördü. Sultan Murâd, Çandarlı İbrâhim ve Hacı İvaz Paşaların da tasvîbini alarak, Bâyezîd Paşa’yı Edirne müdâfaasıyla görevlendirdi. Rûmeli kuvvetlerini toplayan Bâyezîd Paşa, Sazlıdere'de Mustafa’nın karşısına çıktı. Ne var ki, Osmanlı askeri Mustafa Çelebî’yle savaşmak istemedi. Emrindeki kuvvetlerin topluca Mustafa tarafına geçtiğini gören Bâyezîd Paşa da, Şehzâde’ye biat etmek mecbûriyetinde kaldı. Ama, İzmiroğlu Cüneyd’in kışkırtmasıyla, kısa süre sonra îdâm edildi.

Mustafa Çelebî, askerî harekâtı, daha ziyâde Cüneyd Bey’e havâle etmişti. Mustafa’nın, o günlerde Cüneyd Bey’i kendine vezîr tâyin ettiği anlaşılıyor. Cüneyd Bey’in en büyük gâyesi, İzmir Beyliği’ni ihyâ edip başına geçmekti.

Mustafa Çelebî, debdebeli bir alayla Edirne’ye girdi. Bunun öğrenilmesi üzerine, Gelibolu da Mustafa kuvvetlerine teslîm oldu. Sultan Murâd, Bâyezîd Paşa’nın yerine Çandarlı İbrâhim Paşa’yı vezîr-i âzamlığa getirdi. Yeni Sadr-ı âzam, Bizans’la anlaşmanın yollarını aradı. Hattâ, bunda muvaffak da oluyordu. Fakat, Düzmece Mustafa’nın, Gelibolu dâhil bir kısım toprakları vaad eden tutumu, Bizans’a geri adım attırdı. Yeni ortaya çıkan manzarada, Mustafa Çelebî, Sultan Murâd’ın deniz yolunu kapamış görünüyordu. İşte tam o esnâda, Sultan Murâd’ın imdâdına Cenevizliler yetişti.

Öteden beri Venedik’le rekâbet hâlinde olan Cenevizlilerin Foça “Podesta”sı, yâni muhâfızı Giovanni Adorno, Sultan Murâd adına donanma ve asker hazırlamayı taahhüd etti. Bu hizmetin karşılığında Sultan Murâd da Cenevizlilerin Manisa şap mâdeninden kalma borçlarını siliyordu. Anılan Ceneviz yardımı, Sultan Murâd’ın bundan sonra elde edeceği muvaffakiyetler için, çok mühim bir destek olacaktır.

Sultan Murâd’la Mustafa Çelebî, son vuruşma için hummâlı bir hazırlığa giriştiler. Bir taraftan da, yeni müttefik arayışından geri kalmadılar. Sırbistan, Türk Devleti’nin içine düştüğü kardeş kavgasından hissesine nelerin isâbet edeceğini, sinsi sinsi düşünüyordu. Epeyidir Osmanlı Devleti ile iyi geçinmeye çalışan Sırp Despotu, Sultan Murâd’a yardım vaad ederken, bir yandan da Mustafa Çelebî ile temâsa geçiyordu. İlerleyen zamân içinde, Mustafa’nın aradığı desteği bulamadığını anlayan Sırbistan, yeniden Sultan Murâd’da karar kıldı.

Murâd-Mustafa mücâdelesinde son sözü Osmanlı Devleti’nin Rûmeli’ndeki uc birlikleri söyleyecekti. Başlangıç yıllarından beri, bu kuvvetler son derece serbest bir statü içinde bulunuyorlardı. Bu fevkalâde serbestî, onların nihâî kararları hakkında önceden tahminde bulunmayı zorlaştırıyordu. Uzaktan bakıldığında, Mustafa Çelebî’nin en azından Trakya’da, tartışılmaz bir nüfûzu görülüyordu. Batı istikâmetinde ilerlendikçe, bu nüfûzun kademe kademe azaldığı hissediliyordu. Bunu, kendi açısından avantaj kabûl eden Sultan Murâd, Macaristan’a elçiler göndererek, 1421’de beş yıllık bir dostluk andlaşması imzaladı. Mustafa Çelebî ile Sultan İkinci Murâd arasındaki bu saltanat mücâdelesinden kimin gâlip çıkacağını kestirebilen yoktu. Bunun en karakteristik misâli, Venedik’in Osmanlı politikasında görülüyor. Venedik Senatosu, Balyos Emo’ya iki ayrı güven mektubu göndermişti. Hem Sultan Murâd’a, hem de Mustafa Çelebî’ye hitâben yazılan bu mektuplardan, kazanana âit olanı işleme konacaktı.

Sultan Murâd, Çandarlı İbrâhim Paşa ile birlikte, birtakım yeni tedbirler almaya çalıştı. Timurtaşoğullarından Umur, Oruç ve Ali Beylere “paşa”lık tevcih edildi, Dîvân’a üye olmaları sağlandı. Eski uc beylerinden Mihâloğlu Mehmed Bey, Rûmeli Beylerbeyi’liğine getirildi. Bütün bu tedbirler, hep Rûmeli’ndeki kuvvetleri Sultan Murâd’a meylettirmek için alınıyordu.

Şehzâde Mustafa Çelebî, 20 Ocak 1422’de Gelibolu üzerinden Anadolu’ya geçti. Emri altında 12.000 sipâhi, 5.000 piyâde vardı. Sultan Murâd’ın yanında, yeniçeriler ile Rûm (Amasya) Vilâyeti askeri dışında, sözü edilecek bir kuvvet yoktu. Bir aralık Sultan Murâd, Amasya’ya çekilmeyi bile düşündü. Yıldırım Bâyezîd dönemini Bursa’da idrâk etmiş meşhûr âlim Emîr Sultan, alenî desteğini Sultan Murâd’dan yana verince, hem ahâlide, hem de asker üzerinde mânevî bir heyecan meydâna geldi. Bursa önünde tertibât alıp Mustafa’nın karşılanmasına karar verildi.

Sultan Murâd, Bursa’ya geliş yolunu Mustafa kuvvetlerine kapatmak maksadıyla, Uluâbâd Gölü’nün en dar yerindeki köprüyü yıktırdı. Bu sûretle, gölün etrâfındaki engebeli arâziyi dolaşacak Mustafa’nın işi zorlaşıyordu. Mustafa, 4.000 kişilik seçme bir kuvvet ayırarak, bunlarla Murâd’a baskın vermeyi plânladı. Ancak, bunu vaktinde haber alan yeniçeriler, harekâtı daha başlamadan bitirdiler.

Mihâloğlu Mehmed Bey, Mustafa’nın ordusunda saf tutan uc ve akıncı askerlerine hitâb edecek adamlarını, karşı tarafa sokarak, onların Murâd kuvvetlerine katılmalarını sağladı. Aydın İli vaad edilen Cüneyd Bey de, Mustafa’dan ayrılarak uzaklaştı. Bu gelişmeler, Mustafa cânibinde bozguna sebep oldu. Şehzâde, kaçmaktan başka çâre göremedi. Sultan Murâd’ın emriyle, yıkılan köprünün yerine, tahta bir geçici köprü yapıldı. Hacı İvaz Paşa, buradan karşıya geçip Mustafa’nın askerlerini dağıttı.

Uluâbâd’dan ayrılan Mustafa, Gelibolu’ya ulaşmayı başardı. Oradan Edirne’ye geçti. Ancak, Edirne, eskisi gibi Mustafa’ya kucak açmadı. Bunun üzerine Eflâk’a gitmek için yola çıktı. Sultan Murâd’ın kuvvetleri, Düzmece Mustafa’yı Kızılağaç Yenicesi’nde yakaladılar. Edirne’ye getirilen Yıldırımoğlu, burada îdâm edildi. Böylece, Osmanlı Hânedânı’nın bahtsız Mustafalarından birinin daha, Semerkandlara uzanıp gelmiş serencâmı sona erdi. Bâzı zayıf rivâyetlere nazaran, Düzmece Mustafa, önce Eflâk’a, sonra da Kefe’ye kaçmaya muvaffak olmuştur.

Amcasının çıkardığı sıkıntıyı, bu sûretle atlatan Sultan Murâd, 1422 Haziranında İstanbul üzerine yürüdü. Yaklaşık elli gün süren muhâsara, lâzım gelen tedbirler alınamadığı için, neticeye ulaşamadı. Her zaman Bizans’ın yanında yer alan Venedik, Osmanlı sularına göndermek üzere donanma hazırlamaya başladı. Bizans İmparatoru, bir taraftan da Anadolu’daki Türk beyliklerini Osmanlı aleyhinde kışkırtarak harekete geçirdi. Sultan Murâd’ın küçük kardeşi Mustafa da, Bizans’ın vaadlerine aldanarak ağabeyine karşı isyâna yeltendi. Bütün bu gelişmeler, İstanbul kuşatmasının kaldırılmasına sebep oldu.

O sıralarda 13 yaşında bulunan ve Hamîd-İli Sancak Beyi olan Şehzâde Küçük Mustafa, Karaman ve Germiyân kuvvetlerinin desteğinde, 1422 Ağustosunda Bursa’ya yürümüştü. İstanbul surlarıyla mücâdele eden Sultan Murâd, kardeşinin Bursa önlerinde olduğunu haber alınca, hemen Edirne’ye geçti.

Küçük Mustafa’yı destekleyenler arasında, İsfendiyâr Beyliği ile Eflâk ve Venedik de bulunuyordu. Bunlar, Osmanlı Tahtı’nda kimin olacağından ziyâde, Osmanlı’nın gücünü aşağıya çekmeyi hedeflerine koymuşlardı.

Sultan Murâd, Bursa’yı kuşatan kardeşinin üzerine, Mihâloğlu Mehmed Bey’i gönderdi. Korkan ve telâşa kapılan Küçük Mustafa, kaçarak Bizans’a sığındı, oradan Silivri’ye gitti. Rûmeli askerinin kendisine sâhip çıkmadığını görünce, Kocaeli’ne geldi, arkasından İznik’e geçti. Kocaeli’nde arkasına aldığı desteği, İznik’de de gördü. Arkasından, Bursa Ovası’nın mühim bir kısmını ele geçirdi.

Bursa ileri gelenleri, bir yandan Sultan Murâd’dan yardım istedi, diğer yandan da şehri temsilen Ahî Yâkûb ile Ahî Kadem’i Küçük Mustafa’nın lalası Şarabdâr İlyas Bey’e gönderip itidâl tavsiye ettiler. Bu gelişmeleri plânlamak ve tatbik etmek için yaşı pek küçük olan Mustafa’nın arkasında, Şarabdâr İlyas Bey bulunmaktaydı. İlyas Bey, Ahî Yâkûb ve Ahî Kadem’le yaptığı görüşmeden sonra, Küçük Mustafa’yı Bursa muhâsarasından vazgeçirdi.

Lala Yörgüç Paşa’nın şiddetli ısrârı ile Bursa’ya giden Sultan Murâd, çok geçmeden İznik’i kuşattı. İki kardeşin kuvvetleri arasında çetin çarpışmalar meydâna geldi, lüzûmsuz yere kan döküldü. Gizlice görüştüğü Şarabdâr İlyas Bey’e beylerbeyilik vaad eden Sultan Murâd, bu sûretle ikinci Mustafa gâilesinden de kurtuldu. Küçük Mustafa’yı Sultan Murâd’a teslim eden Şarabdâr İlyas, Şehzâde’nin îdâmına mâni olamadı (20 Şubat 1423).

Küçük Mustafa’ya yardım etmek için batı istikâmetinde ilerleyen İsfendiyâr Bey, âniden karşısında Sultan Murâd’ı görünce geri çekildi. Sinop’a sığınan İsfendiyâr Bey, aman dileyerek Osmanlı Devleti’ni metbû tanıdı ve ihtiyaç hâlinde, ordusuyla Sultan Murâd’ın emrinde hareket etmeyi kabullendi.

Bu esnâda Antalya’yı muhâsara eden Karamanoğlu Mehmed Bey, kaleden atılan bir güllenin isâbet etmesi yüzünden öldü. Karamanoğulları arasında çıkan taht mücâdelesi, Sultan Murâd’ın işine yaradı. Osmanlı Pâdişâhı’nın müzâheretiyle taht’a çıkan İbrâhim Bey, daha önce tekrarlanan densizliklere bir daha düşmeyeceği husûsunda yazılı vaadde bulundu. Âşıkpaşazâde’nin tâbiriyle, bu hâdise üzerine Osmanlı ve Karaman ülkeleri “birlik olur gibi” oldular.

Küçük Mustafa mes’elesini fırsat bilip Osmanlı topraklarına tecâvüz eden Eflâk Beyi’nin üstüne Fîrûz Bey’i gönderen Sultan İkinci Murâd, kısa zamanda istediğini elde etti. Eflâk Beyi, iki oğlunu Sultan Murâd’a rehin bırakarak barış talebinde bulundu.

1422 Ekiminde, tekrar İstanbul kuşatması için kolları sıvayan Murâd Hân, Turahan Bey kumandasındaki Rûmeli akıncılarını da Mora harekâtıyla vazîfelendirdi. Kerme (Hexamilion)’yi tez vakitte zaptetti. Selânik muhâsarası da aynı günlerde başladı. Osmanlı Devleti’nin bu yörelerde ilerleyişi Venedik’i çok rahatsız ediyordu. Henüz denizde Venedik’i yenecek güce ulaşamadığını fark eden Sultan Murâd, 1423 yazında yaptığı andlaşma ile, şimdilik Selânik’i Venedik idâresine bıraktı. Ancak, bunu bir karşı kampanyaya vesîle bilen Venedik, daha fazlasını isteyen hâller içinde, Pietro Loredano’nun başında bulunduğu donanmasını Gelibolu önlerine göndermişti.

Çok geçmeden Venedik; Eflâk Beyi ile Macar Kralı’nı ve İzmiroğlu Cüneyd Bey’i yanına alıp, Osmanlı Devleti’ne muhâsım bir ittifak meydâna getirdi. Osmanlı muhîtinde, İstanbul’un da Venedik hâkimiyetine gireceğine dâir endîşeler konuşulmaya başlandı.

Cenevizlileri araya koyan Sultan Murâd, Bizans İmparatoru ile anlaşmanın yollarını aradı. 22 Şubat 1424’de imzalanan Osmanlı- Bizans Andlaşması’na göre, kuşatmanın kaldırılması karşılığında, Bizans, Osmanlı Devleti’ne yıllık 300.000 akçe harâc ödemeyi; Karadeniz, Marmara ve Adalar Denizi’nde Misivri ve Terkos dışında, 1402’den sonra ele geçirdiği bütün yerleri iâde etmeyi kabûllendi.

Düzmece Mustafa’nın îdâmından sonra Aydın İli’ni ve İzmir Beyliği’ni hâkimiyetine alan Cüneyd Bey, Osmanlı tâbîliğini istemeyince, Yahşi Bey’i Aydın İli Vâliliği’ne tâyin eden Sultan Murâd, Anadolu Beylerbeyi Oruç Bey’i de yardıma göndermişti. Fakat Cüneyd Bey, bu iki Osmanlı beyini de yenmeyi başardı.

Kazandığı bu mevziî başarıdan cesâret alan Cüneyd Bey, hem diğer Anadolu beylerini Osmanlı Devleti aleyhine tahrîk ediyor, hem de Venedik ile samimî münâsebetler kuruyordu. Cüneyd Bey’in mevcûdiyeti, Sultan Murâd için tehlikeli bir hâl alınca, bu durumdan kurtulmanın çâreleri arandı. 1425’de, Oruç Bey’in yerine Anadolu Beylerbeyiliği’ne getirilen Hamza Bey’e, Cüneyd mes’elesini kökünden halletme görevi verildi. Hamza Bey’in Cüneyd Bey üzerine gönderdiği Halil Bey, emrindeki kuvvetlerle şiddetli bir harekâta girişti. Uzun bir kovalamacanın ardından, Akhisar yakınlarında Gülnas’da, Cüneyd Bey’in kuvvetleri bozguna uğratıldı. İpseli (Hypsela) Kalesi’ne kapanan Cüneyd Bey, orada bütün âilesi ve akrabalarıyla birlikte ortadan kaldırıldı (1425). Aydın ve İzmir’in yanı sıra, Menteşeoğulları ile Hamîdoğullarının Teke kolu da Osmanlı Devleti’ne katıldı.

Venedikliler, müttefikleri Cüneyd Bey’e yardım etmek maksadıyla, önce İsmâil, sonra da Mustafa adlarında iki düzmeceyi, Osmanlı şehzâdesi diye tanıtıp isyâna teşvîk ettiler. Bunlardan ikincisinin, Yıldırım Bâyezîd’in oğlu olduğunu bile söylediler. İşin garîb tarafı, Yıldırım ve Osmanlı Hânedânı ile hiç alâkası olmayan bu Mustafa, hesâba gelecek miktarda taraftar bulabilmiştir. 1425 bahârında Selânik’den çıkan Mustafa, Venedik donanmasının desteğini aldı. Kassandra ile Kavala, Venediklilerin eline geçti. Bu sûretle 1430’a kadar devâm edecek Osmanlı-Venedik Savaşı başladı.

1426’da Balat ve Ayasulug (Selçuk)’dan hareket eden Osmanlı gemileri, Venedik hâkimiyetindeki Eğriboz, Modon ve Koron’a akınlar yaptılar. Yeni Düzmece Mustafa’ya karşı da Pazarlu ve Saruca Beyler gönderildi. Bu iki Osmanlı komutanı, gerçekten düzmece olan bu Mustafa’yı ortadan kaldırdı.

Bir müddet sonra, silâhlı mücâdele Arnavutluk topraklarına da sirâyet etti. Venedik’in elindeki Draç (Dyrrachium), Osmanlı kuvvetlerince kuşatıldı. Bunun üzerine Venedik, Macarlarla itifak yaptı.

Eflâk ve Sırbistan üzerinde Osmanlı Devleti ile Macaristan arasında bir hâkimiyet yarışı başlamıştı. Ankara Muhârebesi’nden sonra, ibrenin Macaristan’a kaydığı bu iki memlekette, tekrar Osmanlı nüfûzunu temin etmekte kararlı görünen Sultan İkinci Murâd, işe Eflâk’dan başladı. Eflâk Beyi Dan’ın yerine Radu’yu geçirmek isteyen Sultan Murâd, akıncı birliklerini Dan’ı tesirsiz hâle getirmekle görevlendirdi.

Sultan Murâd’ın Radu’yu desteklemesine mukâbelede bulunan Macar Kralı Sigismund, Dan’a sâhip çıktığını göstermek için Orsova’ya kadar geldi. 1426’da, Dan ve Macar kumandanı Pippo’nun emrindeki birleşik ordu, Osmanlı kuvvetlerine yenildi. Bu hezîmeti kaydeden bir Sırp târihçisine göre, Osmanlı birliklerinin başında bizzat Sultan Murâd bulunuyordu.

Sırp Despotu Stefan, Venedik’le harp hâlinde idi ve Osmanlı Devleti’nin yardımına ihtiyâcı vardı. Arnavutluk’daki Türk beyleri, aldıkları tâlimâta uyarak Stefan’a yardım ediyorlardı. Ne var ki, bu durum birden bozuldu ve Sırbistan’la Venedik, aralarındaki sürtüşmeyi bırakıp, dostluk andlaşması imzaladılar (1426). Stefan, bununla da kalmadı, sık sık Macar Kralı’nın yanına giderek tâbiiyetini arz etmeye başladı. 1426 Martında Sırbistan’a giden Osmanlı elçisi, Despot’un Macaristan’dan dönmesini bekledi, fakat Despot, bu elçiyi kabûl etmedi.

Sırp Despotu’nun son küstahlığı üzerine, Sofya’da bulunan Sultan Murâd, Sırbistan topraklarına asker sevk etti. Türk akıncıları Alaca-Hisâr (Kruşevaç)’a kadar, geçtikleri yerleri titrettiler. Paçaları tutuşan Despot, hemen Osmanlı Pâdişâhı’na mürâcaat ederek aman diledi, Alaca-Hisâr’a uzanan yeni Türk fütûhâtını tasdîk edip her yıl harâc vermeyi vaad etti. Ayrıca, hem Macaristan, hem de kendisinden, Osmanlı arâzisine yönelik bir tecâvüz hareketinin vukû bulmayacağına dâir söz verdi. Sultan Murâd da Stefan’a, Bosna konusunda yardım edeceğini bildirdi. Nitekim 1426 yazında, Sırp birlikleri kuzeyden, Osmanlı kuvvetleri de güneyden Bosna’ya girdiler.

19 Temmuz 1427’de Sırp Despotu Stefan öldü. Sırbistan’da ortaya çıkan taht mücâdelesi, Osmanlı Devleti ile Macaristan’ı bir def’â daha karşı karşıya getirdi. Stefan, vasiyetinde tahtını yeğeni Georg Vulkoviç (Vılkoğlu, Brankoviç)’e bırakmıştı. Sultan Murâd, dedesi Yıldırım Bâyezîd’in Despina Olivera ile olan evliliğini hatırlatarak, Sırp Tahtı’nın meşrû vârisinin kendisi olduğunu söyledi. Çünkü, Olivera Stefan’ın kardeşiydi.

Macar Kralı Sigismund da boş durmadı. Bir oldu-bitti ile Belgrad’ı işgâl etti. Mukâbil harekete geçen Türk kuvvetleri, Tuna üzerindeki Golubac (Güğercinlik) Kalesi’ni ele geçirdiler. Bu mühim kaleyi Osmanlılardan geri almak için âni bir baskın düzenleyen Sigismund, Vidin Uc Beyi Sinan Bey’in karşısında müthiş bir hezîmete uğradı. Macar askerlerinin ekserisi Tuna’da boğuldu, geri kalanları da esir edildi.

Vılkoğlu, Osmanlı Devleti’ni metbû tanımak, Stefan zamânındaki bütün andlaşmalara sâdık kalmak ve kızını Sultan Murâd’a vermek gibi taahhüdlerle, despotluğunu, Türk Hükümdârı’na tasdîk ettirdi.

Eflâk husûsundaki rekâbette de Osmanlı Devleti’ne mağlûb olan Macar Kralı, 1428’de Sultan Murâd ile üç yıllık bir saldırmazlık andlaşması imzaladı. Bu târihte, Osmanlı Ülkesi’nin Rûmeli toprakları Yıldırım Bâyezîd devrine ulaşmış, hattâ bir miktar geçmişti…