1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

DUYURU: YERİ GELDİ ARTIK, AÇIK KONUŞALIM !

Rıdvan Çongur
Yaşı seksene doğru yol alan, bir aksakal oldum artık. Konuşmak, TRT ve

Üniversite’de geçen günleri düşünürsek mesleğim gereği, yazmak ise severek yapılan baş uğraşım. Sözüm dinlenir belki diye yazdım bu yazıyı. Düşüncelerimi kaleme alıp, bu toprakları benimle paylaşan insanlara ve ikide bir başka soylardan geldiğini ileri süren ve nedense bu sebeple ayrı bir ”halk” olduklarını belirtme gereğini duyanlara hitap etmek istedim.

Hatırlatma “Bir” :

Efendiler ! Devletim, Türk Devleti. Adını bu coğrafyayı vatan yapan soydan

almakta. Bu toprakları atalarım fethetmiş, vatan yapmış, bizlere emanet etmiş. Aksini iddia eden varsa, çıksın. Anlayacakları dilde anlatalım

İstiklâl Savaşı’nda yoluna baş koyan, can veren Anadolu erlerinin kurduğu

“Türkiye Cumhuriyeti”, çöken “Devlet-i Âliyye” yerine kurduğum, sahibi olduğum devletin adı.

Dilim Türkçe. Bayrağım, ay yıldızlı Türk bayrağı. Söylenen milli marşımın

dayanağı T.C. Anayasası. Gereken gün, yer ve zamanda, hep birlikte ayakta söyleyip dinlediğimiz marş, Mehmet Âkif Ersoy’un yazdığı ve “Kahraman Ordumuza” ithaf ettiği “İstiklâl Marşı”.

Değiştirilecek pek çok yanı olsa da, uyduğum baş yasa “Türkiye Cumhuriyeti

Anayasası”. Onun, hiçbir şekilde “değiştirilemez” dediği temel hükümlerinde de bunlar açıklanıyor ve teminat altına alınıyor.

Dinim İslâm. Bütün bu saydıklarım “Ebed-müddet” geçerli.

Hatırlatma : İki

Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları olarak bu topraklarda doğduk, onun nimetlerini paylaşarak büyüdük, bu toprakları hep birlikte koruduk ve üzerinde yaşadığımız için korunduk, kollandık. Varlığımızı onunla sürdürdük, yaşadık, yaşıyoruz.

Aramızda ayrı veya “aykırı” düşüncelere sahip olanlar bulunabilir. Onlar, kafalarına ne koymuş, neye hizmet etmekte, bilemiyoruz. Fakat, ne düşünürse düşünsünler, kendileri bilir, düşünmekte elbet serbesttirler. Ama yasaların tanıdığı düşünce hürriyetiyle sınırlı olduklarını da iyi bilsinler. İstedikleri gibi kullanabilir, neyi hayâl ediyorlarsa öyle yaşayabilirler. Kimsenin düşüncesine, ne düşündüğüne karışmıyoruz.

Deriz ki : Sadece hayâllerinin nereye vardığını bilmeleri gerek. Bu coğrafyadan bir vatan yaratılırken, yüzyıllar boyu akan kanlarla bu Cumhuriyeti kurmanın nelere mal olduğu, görülmektedir ki, kimilerini hiç ama hiç ilgilendirmiyor. Binlerle, yüz binlerle şehidin kanı pahasına kurulan ve yaşatılan bu devlet bölünür, parçalanırmış, umurla rında bile değil !.

Hatırlatma : Üç

Hanımlar, Efendiler ! Biz, Oğuz boyundan gelen ve Anadolu’yu merkez yaparak üç

kıtaya hükmeden topraklar üzerinde bir medeniyet kurmuş Türk soylu insanlarız. Bu topraklar üzerinde yaşayan, Türk’ten gayrı “vatandaş” lar, başka başka soylardan gelmiş insanlar yaşamış, onların da varlıklarını kabul ediyor, vatandaşımız sayıyor, seviyor, koruyor ve kolluyoruz.

Dinleri ayrı, kimi Hıristiyan, Musevî, Süryanî, kimilerinin mezhepleri farklı, hatta kimisi dinsiz. Bin yıldan beri bu topraklarda birlikte yaşadık. Birbirimizle karışıp kaynaştık. Ortak bir kültür meydana geldi. Türk kültürü damgasının altında, başka kültürler de vardı, Türk adı altında ona zenginlik kattı. Ancak, buna aldırmadan, bazılarının bugüne kadar değiştirmeden devam ettirdikleri eski kültürlerinden kopmak istemiyor, yaşatmayı düşünüyor olmaları mümkün. Kendilerini farklı da görebilirler. Bir diyeceğimiz yok...

Yine karışmayı düşünmediğimiz bir başka husus şudur: Bir araya gelince konuştukları dilin, sözün gelişi Rumca, Ermenice, Çerkez ve veya Kürtçe olması da bizi ilgilendirmiyor. Analarından öğrendikleri dildir, kendi aralarında kullanma hakları var. İlgilenmiyor, karışmıyoruz ama,. bu ülkede birlikte yaşarken, Türkçe konuşulması gereği de iyi bilinmeli, Devletin uyulmasını istediği her kurala olduğu gibi buna da uyulmalı, saygı gösterilmelidir.

Hatırlatma : Dört

Ülke yönetiminde son söz milletin kurduğu Meclis’te. “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir”sözü boşuna mı söylenmiş ? Adı, lâf olsun diye mi “Türkiye Büyük Millet Meclisi” ? Her toplantıda bu sözle karşılaşıyorlar ama, bazıları başka soydan gelmiş olduklarını unutamadıkları, bu milletin bir parçası olmayı kabul edemedikleri için, görmezlikten geliyor. Bu kapsamlı sözün farkında bile değiller...

Kim bilir, belki niyetleri başka. Bu söz, onları kucaklamıyor, bir anlam ifade etmiyor. Öyle veya böyle, bilmeleri gerekmez mi ? Orada bulunmalarını o söze borçlu olduklarını da...

Anlaşılan o ki, bazıları kendilerini nedense hiçbir zaman “Türk” olarak ‘hissetmedikleri’ için, Türk’ün Meclisi’nde akıllarına koydukları, bildikleri havayı çalıyor, oturuyor, kalkıyor, konuşuyor...Neden seçilir bir insan, iyi bilmeli. Nerden, kim seçerse seçsin, “milletvekili” sıfatıyla bütün ülkeyi temsil ediyorlar. Bir ilin, bölgenin, etnik kökenin, din ve düşüncenin ‘çığırtkanı’ değiller, olamazlar da...

Dünyanın neresinde bunun benzerini gördünüz ve görebilirsiniz, bana söyler misiniz ? Demokrasinin beşiği olduğu söylenen İngiltere’de mi, yoksa Almanya, İtalya, Fransa, her hangi bir Avrupa ülkesinde veya Amerika Birleşik Devletlerin de mi ?

Amerika, Osmanlı Devleti’nin yakın çağlarda ortaya çıkan kopyası. Kaç değişik ırktan, ayrı ayrı kültürlerden gelen insanın ülkesi ? ‘Zenciler ne zulümlere uğradı, dışlandı, ama dâvalarını güderken ülke yasalarına saygılı oldular. Hak savaşı yaparken, onlar ve hangi etnik gruptan olursa olsun bütün başka soydan gelen insanlar, aynı dili konuştu, aynı bayrağın altında buluştu, devlete, ortak tarihe saygı duydu ve sahip çıktı. İlk başkandan son seçilen Başkan Obama’ya nasıl gelindiğini görmek gerek...Bir spor müsabakasında ipi göğüsleyen, renginden kim olduğu belli yarışçının Amerikan millî marşını nasıl dinlediğini, herhangi bir renkteki çaput parçasına değil, bayrağına nasıl gururla sarıldığını da görmek gerek. Görmek için göz ister tabiî !

Hatırlatma : Beş

Devletin dili Türkçe. Tartışmak mümkün müdür bunu? Hayır! Çünkü bu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değişmez, değiştirilemez ve hatta tartışılamaz hükmü. Mecliste, devlet kurumlarında, eğitim ve öğrenim görülen okullarda, konuşma, görüşme, anlaşma, eğitim, öğretim, iletişim bu dille yapılır. İki dilli eğitim, devlet hizmeti söz konusu ise iki ayrı dile dayanan uygulama söz konusu dahi olamaz.

”Türkçülüğün Esasları”nı yazan, Diyarbakır doğumlu büyük vatan evlâdı Ziya Gökalp ne güzel söylemiş, hatırlayın :

“ Güzel dil Türkçe bize,

Başka dil gece bize.

İstanbul konuşması

En sâf, en ince bize.”

Boşuna mı söylemiş ?...

Kim ki başka bir dili kullanıyor, bunun için dayatıyor ve buna kalkışıyorsa o ülkede oturma, “beraber yaşama” anlaşmasını bozuyor demektir. Kim ki, al bayrağın yerine kızıl bir çaputu koyuyor, bir de sarı, yeşil renkleri ekleyip “bayrak” diye sallıyorsa, “Ben sizden değilim !” demek istiyor. Kim ki, İstiklâl Marşı söylendiğinde ayağa kalkmıyor, katılmıyor, söylemiyorsa, “senin saygı duyduğun marşla ilgim yok” demektir.

Nerede görülmüş bu saydıklarım ?

Hatırlatma : Altı

Efendiler ! Devletim, Türk Devleti. “Türkiye Cumhuriyeti” adını bu coğrafyayı vatan yapan soydan aldı. Dilim Türkçe. Bayrağım, ay yıldızlı Türk bayrağı. Gereken gün ve zamanda, hep birlikte söylediğimiz, ayakta dinlediğimiz marş, Âkif’in yazdığı ve “Kahraman Ordumuza” ithaf ettiği “İstiklâl Marşı”.

Uyduğum baş yasa “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası” nın - değiştirilecek bir yanı tartışılsa, hatta olsa da - onun, hiçbir şekilde “değiştirilemez” dediği temel hükümlerinde yer alıyor. O ve diğer değiştirilemez hükümler “ebed-müddet” geçerli.

Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşları olarak bu topraklarda doğduk, onun nimetlerini paylaşarak büyüdük, yaşadık, korunduk, kollandık, yaşıyoruz. Aramızda ayrı veya “aykırı” düşüncelere sahip olanlar bulunabilir. Onlar, kafalarına ne koymuş, neye hizmet etmekte, bilmiyorum. Ne düşünürse düşünsünler, kendilerine yasaların tanıdığı düşünce hürriyetini sonuna kadar kullanıyorlar. Neyi hayal ediyorlarsa öyle yaşasınlar. Böyle düşündüklerini bilsek de, düşüncelerine karışmıyoruz.

Kurdukları hayalin nereye vardığı, bu Cumhuriyeti kuran insanlara neye mal olduğu, onları hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Yeter ki, amaçlarına ulaşsınlar. Şehit kanlarıyla kurduğumuz bu devlet bölünür, parçalanırmış, umurlarında bile değil !.

Hatırlatma : Yedi

Biz Türk milliyetçisiyiz. Bir zamanlar Anayasa’mızda da yer aldığı gibi. Fakat, ırkçılığa varan bir milliyetçilik anlayışıyla ne ilgimiz, ne ilişkimiz var.. Irkçılığın, aslında milliyetçiliğe düşman olduğunu biliyor, buna inanıyor, öyle düşünüyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda yaşayan, Türk soyundan gelsin gelmesin, herkese Türk denilir, öyle çağrılır. Artık bu ad, anlam genişliği kazanarak bu topraklarda bütün yaşayanların ortak adı olmuştur. Bu adın bir kavime ait olmaktan çıktığı, daha kapsayıcı bir anlama geldiği, artık milletin adı olduğu nasıl bilinmez ?

Anayasa ne diyor : “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türk’tür” demiyor mu ? Türk Vatanını korumak için herkes nasıl kanını döktü, canını ortaya koydu ise, etnik kökeni şu veya bu olan herkes aynı mücadeleyi el ele sırt sırta yaptı ise, bu gün yaratılmak istenilen ayrıcalığın ne anlamı var ?

Son hatırlatma :

Siyasî partiler, basın, üniversiteler, millet yararına görev yapmakla yükümlü kurum ve kuruluşlar, onların başkan ve üyeleri anlaşmak, birleşmek ve uzlaştırıcı tutum göstererek içinde bulunulan durumdan çıkılmasına ön ayak olmak mecburiyetindedirler. Başkaca bir çözüm yolunu göremiyoruz.

Vatan ve millî birliğimiz için ne yârdan geçeriz, ne serden... Aksini düşünen, hareket edenlerin vay haline ! Ayranımız bir kez kabarmaya görsün, biline...