1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

DÜNDEN SESLER :Türklerde Milliyetçilik Duygusu

Prof.Dr. Necmettin Hacıeminoğlu
Millî değerlere bağlılık, millî diye kısaca özetliyebileceğimiz varlığa güven ve düşkünlük milliyetçilik şuuru Türklerde tarihin bildiğimiz devirlerinden beri vardır. Seçkin bir edebi eser hüviyeti taşıyan Göktürk yazıtlarında milletine hitap eden hakanın, ecdadı ve Türk ırkı hakkında söylediği sözler atalarımızdaki milliyetçilik duygusunun ne kadar kuvvetli, şuurlu ve sağlam olduğunu göstermektedir:

“Ey Türk Oğuz beğleri, kavmi işidin: Yukarda Gök basmasa (çökmese), aşağıda yer delinmese, Türk milleti ülkeni, türeni kim bozar? Ey Türk kavmi, kendine dön...” (1)

Bu sözler, bir bayram heyecanı içinde söylenmiş gayrisamimî nutuk cümleleri değildir, siyasî mevki ve çıkar sağlamak maksadiyle sarfedilmiş boş sloganlar da değildir. On ikinci yüzyılın ötesinden bütün Türklüğe haykıran, samimî, imanlı ve gerçek erkek sesidir. Çağları, ülkeleri ve kıt’aları aşacağı düşünülerek, bilinerek taşlara kazılmıştır. Onun için de ezelîdir ve daimîdir.

Nitekim Türk milletinin maddî, mânevi sorumluluğunu taşıyan hiçbir hükümdar, hiçbir aydın evlâdı, tarihin hiçbir devrinde bu köklü millî şuurdan mahrum kalmamıştır. Onların kafasından ve kalbinden bu duygu silinememiştir. Kaşgarlı’dan, Ömer Seyfettin’e, Bilge Kağan’dan Atatürk’e kadar her Türk aydınında ve başbuğunda bu şuur açıkça görülür. Esasen onlar başarılarını ve ölmezliklerini bu millî şuura, bu milliyetçilik ülküsüne borçludurlar. Demek ki Batı dünyasında siyasî bir ideoloji olarak ancak 19. yüzyılda gelişmeye başlıyan milliyetçilik hareketi, biz Türklerde hem siyasî bir ideoloji, hem de felsefî içtimaî ve kültürel bir düşünce sistemi olarak 8. asırdan beri vardır. Fakat Avrupa’dan taklit ve ithal suretiyle aldığımız birçok mefhumların arasına siyasî milliyetçilik de karıştığı için bizim tarih boyunca devam edegelen bir millî şuurumuz olduğu da unutulmuştur. Herkes bu anlayışın, bu duyguya bağlı dünya görüşünün tamamiyle Batı’ya ait olduğunu sanmış ve sanmaktadır.

İşte bu yanlış bilginin, bu zehabın Türk milliyetçiliğine büyük zararları dokunmuştur. Çünkü mahiyetini kavramadan, mânasını sindirmeden “ithal edip” kısa zamanda benimsemeye kalkıştığımız yeni mefhumların arasında milliyetçilik duygusu da unutulmuş, ihmal edilmiş ve onlar gibi çabucak soysuzlaştırılmıştır. Bâzı aydınlar nazarında bir çeşit moda fikir akımı olarak kabul edilen milliyetçilik ülküsü diğer fikirler gibi, kısa zaman sonra terkedilmiştir. Herşeyin Batı’dan geleni makbul ve muteber sayıldığı için de bizim kendi milliyetçilik anlayışımız geliştirilmemiş, gençlere bu duygu aşılanıp bu şuur verilmemiştir. O yüzden de yetişen nesiller milliyetçilik idealinden mahrum ve habersiz kalmışlardır. Böylece Avrupa’nın hazmedilemiyen diğer mefhum ve sistemleriyle beraber milliyetçilik görüşü de kapılarımızdan geri çevrilmiştir. Ne kalem ve fikir erbabımız, ne ilim ve sanat adamlarımız ve ne de siyasîlerimiz genç nesillere millî duyguların aşılanması yolunda herhangi bir gayret göstermemişlerdir. Bir yandan tarihimiz unutturulmuş, yanlış ve değişik öğretilmiş, diğer yandan da atılan değerlerin yerine yeni değer hükümleri konulmamıştır.

Bu ihmalciliğin sıkıntılarını şimdi fazlasiyle çekiyoruz. Esasları matematik gibi kesin hükümler halinde belli olan milliyetçilik ülküsü, bugünkü aydın nesillere aşılanmamış, öğretilmemiş olduğu için, gençlik bir çeşit şaşkınlık içindedir.

Neyin milliyetçilik olduğunu, neyin milliyetçilikle hiçbir alakası bulunmadığını, hatta ona tamamiyle aykırı düştüğünü çoğumuz bilmemekteyiz. Bu yüzden, milliyetçilik kisvesine bürünmüş olarak ortaya çıkan fakat aslında millet varlığını kökünden yıkmak isteyen nice yabancı ve muzır fikirlere kapılıyoruz. Sonra da milliyetçilik yaptığımızı sanıyoruz. Ne hazin bir tecelli değil mi? Milliyetçilik parolası ile ortaya çıkılsın ve netice itibariyle millî bütünlük parçalansın. Türk gençliği ve aydını hangi fikirlerin millî ülkümüze uygun, hangi hareketlerin millî varlığımıza zararlı olduğunu ayırt edemesin.

Meselâ, bütün Türklüğü ayakta tutan millî dilimiz yıkılsın, bir kısım aydınlar bunu, milliyetçilik olduğunu sanarak, alkışlasınlar. Hattâ o faaliyete bizzat katılsınlar. Türklüğün en büyük düşmanı komünizm, hürriyetçilik, bağımsızlık gibi sahte ve çiğ sloganlarla meydanlarda at oynatsın, bir kısım gençlik bu oyunun arkasındaki eli farketmesin. Hattâ o oyuna bizzat katılsın. Gene Türk milliyetçiliğinin can düşmanı olan, Türklük şuurunu başka duygular altında eritmeye, öldürmeye kalkışan ümmetçilik hareketi, Arap kültürü hayranlığı geniş bir kitle tarafından benimsensin, tasvip görsün. Sonra da buna Türk milliyetçiliği adı verilsin. Ve nihayet millî kültür yıkılsın, millî zevk ve san’at soysuzlaştırılsın, millî tarih unutturulsun. Fakat kimse bunların farkında bile olmasın. Başka vatanlardaki Türkler imha edilsin, böyle bir facia karşısında bile millî şuur galeyana gelmesin, ürpermesin.

İşte bütün bu ibret ve dehşet verici hâdiselerin sebebi yetişen nesillere gerçek Türk milliyetçiliğinin ne olduğunun öğretilmemesidir. Onların milliyetçilik duyguları ile beslenmemesidir, onlara millî şuurun aşılanmamasıdır. Bir kere olan olmuştur. Ancak, eğer millî geleceğimizi kurtarmak ve teminat altına almak istiyorsak şimdiden, tedbirlerimizi almalıyız. Nesillere tarihimizin hiçbir devresinde eksik olmayan millî ruhu, milliyet şuurunu aşılamalı, öğretmeli ve yedirmeliyiz.

Bunun nasıl yapılacağı, ayrı bir yazı konusudur.

(1)- Hüseyin Namık Orkun: Eski Türk Yazıtları, I. 1936, İstanbul. Devlet Matbaası, 40 sahife.

(Millî Işık, 1. Sayı, Mayıs 1967)