1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

DÜNDEN SESLER: Atatürk ve Türk Milliyetçiliği

Altan Deliorman
Atatürk’ün görüşleri ve düşünceleri, Türkiyenin resmî ideolojisi haline getirilmek isteniyor. “Aydınların ve hattâ halkın arasına girmiş bulunan ikiliğin giderilmesi, millî birlik ve bütünlüğün sağlanması böylece mümkün olabilir” düşüncesi yaygınlaşır.

Atatürk’ün şahsiyeti ve icraatı kadar fikirleride, O’nun vefatından sonraki dönemde hayli etkili olmuştur. İsmet İnönü, döneminde, özellikle kültür ve iktisat alanlarında bu tesirlerin azaltılması için resmî gayret harcanmışsa da, bunda fazla başarılı olunamamıştır.

Ancak, aradan geçen uzun yıllar, yabancı ideolojilerin sızmasına elverişli bir ortam hazırlamış, bunun sonucu olarak da Atatürk’ün fikirleri geri plânda kalmıştır. 12 Eylül rejimi, şimdi geniş bir manevra ile Atatürk döneminin fikir plânında ihyâsına çalışmaktadır.

Bu samimi gayret sırasında, Marksis tlerle ümanistlerin mukabil taarruza geçerek, Atatürk paravanının arkasına saklanmak suretiyle, yine sosyalist fikirleri tazelemek istedikleri görülüyor. Bu defa, Atatürk’ün de “sosyalist” olduğu fikrini yayarak, rejime munis görünmek ve hattâ el altından bazı tesirlere kalkışmak hevesi kabarmış gibidir.

Kültür savaşında gerçekten çok kıymetli yılların kaybedildiği ve bunun telâfisi için büyük gayrete ihtiyaç bulunduğu aşikârdır. Kültür alanında başarı kazanılamazsa, diğer sahalarda kaydedilecek gelişmeler daima mahkûm edilmiş olacaktır.

Bu sinsi çalışmalara karşı, Atatürk’ün, devlet ve cemiyet hayatında tam bir Türk milliyetçisi olduğunu, düşüncelerinin ve icraatının daima bu istikamette geliştiğini iyi belirtmek lâzımdır. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın “Türk Dünyası Araştırmaları” dergisinin 13. sayısında yayınlanan değerli incelemesi, bu sahadaki çalışmaların dikkate değer bir örneğini vermektedir. (Bkz. Adı geçen dergi, Sh: 5-118 P.K. 94-Aksaray/İstanbul adresinden sağlanabilir, yıllık abonesi 50 DM).

Prof. Türkdoğan’ın incelemesinde, Atatürk’ün millî devlet anlayışı ele alınmakta ve O’nun milliyetçiliği çeşitli örneklerle belirtilmektedir. Meselâ 1. Dünya Savaşının sonlarında Karlsbad’da tedavi görürken yazdığı notlarda bulunan şu satırlar önemlidir:

“Konservatör değilim, çünkü eskimiş, kırılmış bir dünyayı saklayamam. Revolüsyöner değilim, çünkü hoşuma gitmeyen ve zaten yalnız başına değişen bir dünyada hiçbir şey değiştirmeye gücüm yetmez... Sosyalist değilim; değişikliği olmadan önce göremem ve sosyalizmin ikinci safdilliği de şudur: Bu hayretkâr kendini müessir zanneder. Üçüncüsü, budalalığı, sosyalizm projelerini düzensizliğe götürür ve tesadüfe intizam vereceğini iddia eden hiçbir adam olmaz ki bir tesire malik olsun ve bazı kelimelerin tesirleri daima düşündüklerinden başka türlü şekil alsın.”

Atatürk’ün 1926’de yaptığı bir konuşma ise şu cümleleri içine almaktadır:

“Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürü ile meşbû olursa o topluluğa dayanan Cumhuriyet de kuvvetli olur.”

Türklük şuuruna ve duygusuna nasıl kavuştuğunu, yine Atatürk’ün ağzından dinlemeliyiz:

“Şair Mehmed Emin Yurdakul’un ilk defa Manastır Askerî İdadîsinde iken okuduğum ‘Ben Bir Türk’üm/Dinim cinsim uludur’ mısraı ile başlayan manzumesinde bana millî benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum.”

Tercüman 27 Eylül 1981