1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Dil ulusal kimliktir

Prof.Dr. Ahmet Ercan
TÜRKİYE’de dilde beliren iki ana tutum var. Bunlar;

a– Kara Türkçe; Yaşayan Türkçe denilen tarhana çorbası; biraz Türkçe, Osmanlıca (16 ayrı dil birleşimi), İngilizce, Arapça, Farsça karışımı. Bu tutum, yeni buluşların İngilizce adlarını değiştirmeden benimser.

b– Ak Türkçe; Anadolu elgünün arı, apak Türkçesi ile Orta Asyalıların katkısız Türkçesidir. Yeni buluşlar için türetilmiş olan Arı Türkçe sözcükleri kullanır.

Dilin dini, dinin dili olmaz. Dilin sıvakası da yapılamaz. Bir ülkede sıvakanın biricik bir dili vardır; o da ana dilidir, başka dil kullanılamaz.

Peki ne olacak Türk dilinin bu karman çorman durumu? Dil nereye gidiyor? Bir yanda, Türkçeye say gün, bu ülkenin az çok yabancı dil bilenlerince akın akın İngilizce sözcükler sokuluyor, bir yandan Arapça, Farsça. Dilimize sokulan bu sözcükler, basında, elgün arasında ivedilikle yayılıyor, dile oturuyor. Konsenşız (uzlaşma), mutabakat (uzlaşı) böyle girdi. Birileri de kalkıp, “artık o dile oturdu, bizim bir bileşinimiz oldu, kullanabiliriz” diyor. Mersi (sağol), okey (olur), gibi... Bu duruma kimilerinin yorumu; “dil varlıklaşıyor efendim!!!” Yahu be kardeşim, sen başka söz çalıp, benim süt gibi apak soylu dilim içine sokuyorsun, dilim senin çalıntılarınla kirleniyor. Getirdiğin say çalıntı, benim o apak. güzel bir Türkçe sözcüğümü öldürüyor, sen zenginleşiyor diyorsun!!! Sen dili öldürenlerin nasıl yanında olabiliyorsun? Sen hırsızlığı nasıl güdülersin? Sen bu dili nasıl hırsız dili yaparsın?

Dil o ulusun konuşarak, yazışarak anlaştığı bir araç, bir kurallar bütünüdür. Şu ya da bu özür gösterilerek, ya da göz yumarak, soyu başka olan bir dilden alıntı yapamaz. Dil anayasadır, bir kez bile olsa delinemez. Türk dili, Ural-Altay dil evgilinden gelir. O nedenle ancak bu evgil içindeki diğer ağızlardan alış-veriş yapabilir (Kıpçak, Kırgız, Saha, Uygur gibi). Diğerlerinden alıntı yapamaz. Bu bir seçim değil, bu bir yaptırımcı kuralıdır, dışına çıkılamaz, yoruma da açık değildir. Bu kurala uymayan bozguncudur, Türk ekini yağısıdır; kıyıcısıdır.

Türkçemizin ağızlarını konuşan ülkeler; birkaç İskandinav ülkesi (Fin, Eston, Litvan), Macar, Balkan, Doğu Avrupa, Rusya, Kafkasya, Türkiye, Mezopotamya, İran, Orta Asya elgünleri ile Amerikan yerlileridir. Bu ülkelerdeki Türkçe ağızlar, özellikle Arapça, Farsça, Rusça, Çince, İngilizce, Latince, Yunanca ile karışmıştır. Ne var ki onların dillerine karışan yabancı sözcüklerle, Anadolu Türklerinin dillerine karışan yabancı sözcükler hep aynı değildir. Bugün unuttuğumuz birçok Türkçe deyişler, sözcükler orada yaşamaktadır. İlbay (Vali), el, elgün (halk), bilimtey (üniversite) gibi. Onların bilmedikleri, uygarlık, işleyim, uran sözcüklerinin bir çoğu da Türkçe olarak Anadolu’da vardır; bilgisayar, gecekondu, kaptıkaçtı gibi. Sözcük söyleyişlerindeki ağız ayrılıklarını bir yana bırakınız, bu gün için Türkçe konuşan, soydaşlarımızla Anadoluluların anlaşabilme oranı yüzde 85 ile yüzde 10 oranında değişmektedir. Eğer ayrılık yüzde 10’a varmışsa artık onlar ayrı iki dildir.

Ayrılıkların nedenleri;

a– Anadolu ile diğer Türkçe ağızlarda aynı ad ya da eylem için kullanılan ayrı sözcükler (ki bu dil baylığıdır),

b– Sözcüğün son eklerindeki ayrılıklardır. Söz gelimi Oyratça’da t’l, l’n, d’l, c’y, p’b, ğ’z,r, y’ü, eklerde ise,

üü’me, lı, öö’me,ö, doo’ma, too’lı yerine kullanılır.

c– Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca, Rusça, Çinceden alınan sözcüklerin, o ağıza uydurularak Türkçe gibi söylenmesidir.

d– Tümce kuruluş yapılarındaki benzemezliklerdir. Örnek olarak; biz Oğuz ağızlılar; dalgaların çarpmasından yer sanki titrer gibi oluyor derken, Kırgız; Oyrat ağzı ile aynı olayı anlatmak için şöyle diyor; topkundun epkini menen cer solk etkendey bolot. Gel de çık işin içinden. Sanki iki ayrı dil gibi, Kırgız’ın Türk’ü, Türk’ün Kırgız’ı anlaması bulmaca çözer gibi çok güç. Oysa ikisi de Türkçe konuşuyor. Her ikisinin de kullandığı sözcükler arı Türkçe, ancak birbirlerinden ayrı. Sanki, iki ayrı dil!!! Bizim kısa bir sürede, bu ayrılığı gidererek, elden kaçmakta olan Türkçe dil tutkalını yaşatmamız gerekir. Ancak, biz bekliyoruz ki, onlar Anadolu Türkçesini öğrensinler. Bizim konuştuğumuz çarpık çarpuk dili konuşsunlar. Olmaz!!! Bu bir düş, ayrıca yanlış. Türkçe Dil Birliğini Sağlamak için Türk soyluların, Anadolu’nun kirli dilini öğrenmelerini beklememeliyiz. Biz de uğraş vererek onların ağzındaki Türkçe sözleri öğrenmeli, sözcük sayımızı artırıp, dili baylaştırıp arıtmalıyız. Anadolu Türkleri; köklerimizden ayrı düştüğümüz çağlar boyunca, yerine Arapça, Farsça, ya da İngilizcesi geçmiş, Orta Asya’daki Türkçe sözleri bulup kullanmalıdır. kısacası, Türkçe dilini ortak dil yapmak için; biz bekliyoruz ki; Orta Asya Türk soyluları bizim gibi konuşsun... Oysa, bizim de onlardaki Türkçe sözcükleri öğrenmemiz, bizdeki leri onlara öğretmemiz gerekir. Dillerimizdeki bozuklukları biz de, onlar da düzeltmeliyiz. Kaldı ki, birçoğu ile ortak damgamız (abecemiz) bile yok. Kimisi Latini, kimisi Kril’i, kimisi Arapça’yı kullanıyor. Kimisi de; x, q, w, ters e gibi yazaçları almış.

Biliyorum, bunları yapmak çok kolay değil, emek, emek, emek, çalışmak ister, sanki yeni bir yabancı dil öğrenircesine. İşte ipin ucu bu ölçüde kaçmıştır. Öz olarak; dilde birliğe kavuşmak bir yönlü olamaz. Anadolu; Asya’ya, Asya; Anadolu’ya yönlenmelidir. Birbirimizden öğrenecek çok bilgiler var. Türkçe’ye say gün yeni yabancı sözcükler sokarak işi daha da kötüleştiriyor, böylece Türkçe soylulardan dil olarak gittikçe kopuyoruz. Türkleri bir arada tutan dil birliğidir, din birliği değil. diğer Türkçe ağızlarda yaşayan, bizim bilmediğimiz, kullanmadığımız sözcükleri öğrenerek, kullanarak, Türkçemizi geliştirmeliyiz; yeni yeni İngilizce, Arapça, Farsça terimleri dilimize alarak değil.

Asya’daki Türkçede, kişi ya da andık eğininin say bölümünün adları vardır. Asya Türkçesi, davranışların ayrıntılı tanımları, çevre, bitki, inanç, yönetim, orun, sayrılık, sağaltım, ömür, gökyüzü, yer, taş, toprak, yaşantı adları doludur. Bunların çoğunu, biz Anadolulular bilmiyoruz. Bunları öğrenmemiz gerekir. Otuz yıldır bu konuda yeryüzünün Türk olan say yerinden Türkçe terim topluyorum. Bunları yakında bir TÜRKÇE DİL BİRLİĞİ SÖZLÜĞÜ olarak yayınlayacağım. Ancak bu yetmez.

Say dil, gelişen toplum, bilim, işleyim, doğa koşullarına bağlı olarak yeni sözcükler üretmek, bulmak, türetmek sorumluluğundadır. Eğer bu olmasaydı şu anda kişi oğlu; ha, hı, ıhı, ona, ana, baba, kardeş, dağ, ırmak dışında, dilinde hiçbir sözcük kullanamazdı.

Yabancı dil bilmek gelişmişliktir. Ancak, kendi ülkende yabancı dil konuşmak, ya da eğitimini yabancı dilde yapmak ülkeye, Türk ekine yapılan en büyük yıkımdır, kıyımdır, ekin kökünü kurutmak, dili körleştirmek, varlığını yok saymaktır. Say kişi kendi dilinde gördüğü eğitimi en iyi anlayabilir, kavrayabilir, düşünce geliştirebilir, anlatabilir. Dili karma olan kişinin, ulusal bilinci güçlü olmaz. Karma dil; kendine güveni az, eğitimi ile görüşü dar, ulusal bilinci gelişmemiş kişilerce kullanılır. Gerçek aydın, Türk dilini; güzel, katkısız, ayrıca yabancı dili; anlaşılır konuşan, yazandır. Atatürk; Fransızca ile Arapçayı iyi bilirdi, ancak hiçbir Türkçe söylevinde, konuşmasında yabancı sözcükleri kullanmazdı. Çünkü o gerçek aydındı, o bilge kişiydi, o yurtseverdi. O Türklüğünden, Türkçesinden utanç duymuyordu. O özgürlük ve bağımsızlık savunucusuydu. O yeryüzünde ilk dil devrimini yapan kişiydi. Devrimler durağan değil, kuşaktan kuşağa süren eylemlerdir. Bir gün, Türkiye’de duru Türkçe konuşma ereğine ulaşmadıkça, Atatürk’ün dil devrimi bitirilmiştir diyemeyiz. Türkçe konuşmayıp Türk yurdunda oturan kişi Türk değildir.

Atatürk’ün deyimiyle bu topluma Türk dedim, onlar Türkçe konuşuyorlardı. Ben bu ülkeye Türkeli (Türkiye) dedim; orada Türkler oturuyordu demiştir.

Nasıl bu ilkelere uymayan Türk olabilir ki?! Nasıl Atatürk’ün söylevini okuyup bellemeyen Atatürkçü, cumhuriyetçi, Kuvay-ı Milliyeci olabilir ki? Nasıl Kur’an-ı Kerim’i okuyup bellemeyen, benimsemeyen Müslümanım diyebilir ki? Beyler, gelin birbirimizi kandırmayalım. Türk’ün tanımı bir tanedir, beş tane değil. Mevlânâ’nın dediği gibi “ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün”.

el, elgün-halk, sıvaka-siyasetçi, sanalgı-TV, say-her, uran-teknik, andık-hayvan, eğin-vücut, orun-makam, sayrı-hasta, sağıltım-tedavi, yağı-düşman, baylık-zenginlik, varsıllık, yazaç-harf, damga, abece-alfabe, önör-sanayi, (burada kullanılan sözcüklerin tümü Anadolu ile Orta Asya Türkçesidir).