1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Dil Düşüncenin Evidir

Turgut Güler
“Dil”, konuşma uzvumuz. “Dil”, seslendirdiğimiz kelime yekûnu; yâni, “lisân”. “Dil”, gönül fenerimizin ışığı. “Dil”, akıncı cedlerimizin ele geçirdiği esir “kefere”nin adı. “Dil”, limanda sükûneti sağlayan muhâfaza duvarı. “Dil”, çok az Türkçe balık isminden biri. “Dil”, “dilmek”den emir...

“Dil” üzerine daha pek çok deyim ve terimin kapısı çalınabilir. Lâkin, bu kelimenin bir araya gelmekten en büyük saadeti duyduğu tabir muhakkak ki, “Türk”tür. “Türk Dili” ve Türkçe, Yahya Kemal’in dediği gibi “bizim ağzımızda, annemizin sütü”dür.

Millî değerlerimizin ve mukaddesâtımızın en önemli unsûru “Millî dil”imiz ise; bunun en fazla gözetilip korunacağı yer de, “Millî Eğitim Bakanlığı” olmalıdır. Ne var ki, “Türk Diline” karşı “gafleti aşan” “kasıt”larla mücadele bayrağı açan kararlar bu bakanlığımızda alınmaktadır.

Talim ve Terbiye Kurulu’nun 30 Mart 2000 tarihli kararına göre, “yabancı dil öğretimi”, okul öncesi çağındaki 5-6 yaş grubuna dahil çocuklarımıza kadar yaygınlaştırılıyor. Yine aynı kararın parantezi içinde ilköğretim okullarının hemen hemen bütün sınıf seviyelerine yayılacak “Yabancı Dil öğretimi” faaliyeti var.

Bahsedilen kararda geçen “Yabancı Dil öğretimi” ifadesi, yanlış! Çünkü, kararın açıklamalı muhtevâsı okununca anlaşılıyor ki, bu uygulama ile yapılacak işin adı “Yabancı Dil Öğretimi” değil, tam mânasıyla “ YABANCI DİLLE EĞİTİM” dir.

Ancak iki üyenin muhalefet şerhi koyabildiği bu pek mühim karara göre; 5-6 yaş grubundan itibaren çocuklarımız renkleri yabancı dille tanıyacaklar; çiçekleri, sebzeleri yabancı dille isimlendirecekler; alfabeyi yabancı dille öğrenecekler; birbirlerini ve büyüklerini yabancı dille selâmlayacaklar; hoşlandıklarını ve hoşlanmadıklarını yabancı dille ifade edeceklermiş. Pedagojinin, bizim bilemediğimiz hangi şubesi, 5-6 yaşındaki çocuğun böylesine ciddî bir cehd içinde öğreneceği dile “yabancı” sıfatını veriyor? Doğrusu, merak ediyoruz. Efendim, bu kadar küçük yaşta ve bu tarzda öğretilen dile, hiç bir yerde “yabancı dil” demezler!

Rahmetli Banarlı’nın, ömür boyu sevdâlandığı “İmparatorluk Dili” Türkçe’miz, nasıl bir cüce ve idrâksiz iz’ânın eline mahkûm olmuştur, hesâb edin.

Heideger, “Dil, düşüncenin evidir” diyor. Bu güzel tesbiti, aslını muhâfaza ederek, “Dil, medeniyetin ve kültürün vatanıdır” şekline çevirebiliriz. Dili olmayanın, vatanı olmaz! Vatanın olmadığı yerde, hangi kültür ve medeniyetten bahsedeceksiniz.

İşin, bir başka acıklı yönü daha var. Aynı Talim - Terbiye karârında bu uygulamaya rehberlik edecek öğretmenlerin özellikleri, uzun bir liste hâlinde sıralanmış. Bu sayılan özellikleri taşıyacak öğretmeni, istenilen sayıda ve vasıfta bizim eğitim sistemimiz mi yetiştirecek? Güler misin, ağlar mısın?