1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Diaspora Oyunları

Adil Asiltürk
Son zamanlarda basında, radyo ve televizyon kanallarında Pontus (Pontos, Pont) meselesinden, sözde “Ermeni soykırımından ve Lazların kültürel haklarından” çok fazla bahsediliyor. Bazı araştırmacı yazarlar bunları fırsat bilip, belki de Rum ve Ermeni lobilerinin (diaspora) desteği ile kalemlerini, ekmeğini yedikleri Türk Devleti’nin aleyhine kullanıyor, bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti’ne ihanet ediyorlar.

Bu yazarlardan Pontus kökenli Ömer Asan’ın “Pontus Kültürü” adlı kitabına, Pontus Araştırmaları Merkezi ve Ulusal Pontus Hellenizmi Şurası sahip çıkıyor.

Yunanistan’da çıkan “Omonia” haftalık dergisi bu fırsatı değerlendirerek “sözde 350.000 Karadeniz Rumunun Türkler tarafından öldürüldüğünü” açıklayarak, Rusya’daki Rumların kışkırtılmasına neden oldu.

(18.03.2002)

Ekonomimizin, rant ekonomisine dönüştükçe, araştırmacı-yazar olarak geçinen kişiler, araştırmalarını bu işi çok sevdikleri için değil, muhtemelen ticaret için yapıyorlar. Bu kitapların son zamanlarda çoğalmasına sebep, dışarıdan aldıkları Ermeni ve Rum lobilerinin maddî ve mânevî desteğidir.

Tarih araştırmacısı, yazar ve çevirmen olarak bilinen Prof. Dr. Bilge UMAR’ın “Lydia”, “İonia” ve “Karadeniz Kappadokia’sı (Pontos)” adlı kitaplarını bir kitabevinde gördüğüm zaman çok sevinmiştim. Okudukça dikkat ettim ki, “Karadeniz Kappadokia’sı (Pontos)” adlı kitabın kapak tasarımını bile Vartan Paçacı adlı bir Ermeni yapmış. Kitabı okudukça şaşkınlık yaratıcı bölümlerle karşılaştım. Bu kitap, Ermeni lobisinin “Büyük Ermenistan” rüyâsının gerçekleşmesi için faydalanacakları ciddî bir çalışmadır.

Laz-Pontus tarihi ve kültürünü gündeme getirenlerin çoğu, hemen hemen hepsi Ermeni ve Gürcü kökenlidir. Örnek olarak P. Minas Bijiskyan’ ın “Pontos Tarihi (1998)” kitabını verebiliriz. Kitabın yazarı da, Türkçe’ye çevireni de Ermenidir. (Hrand O. Andreasyan), Sevan Nişanyan ve Müjde Nişanyan’ın “Herkesin Bilmediği Olağanüstü Yerler” ve “Doğu Karadeniz” gezi rehberlerini de örnek olarak verebiliriz.

1993 yılında Moskova’da “Kürt Araştırmaları Merkezi” kuruluyor ve enteresandır ki bu merkezin en aktif üyeleri arasında Ermenistan Millî Akademisi’nden Prof. Dr. Şakro Mgoi, Prof. Dr. Manvel Gastratyan ve araştırma görevlisi Jaklin Musaelyan’da vardır.

Kürt Araştırmaları Merkezinde daha çok Türkiye’deki Kürt yurttaşlarımızı kışkırtacak çalışmalar yapıyorlar ve Diyarbakır’ı Doğu’nun ticaret kapısına dönüştürme çabalarını yoğun bir şekilde sürdürüyorlar. Çabalarının nedenlerinden biri de, Silvan yakınlarındaki Ermen Kralı Tigranes (Tigran) adıyla bilinen “Tigranakert”i yeniden yaratma arzusudur.

Rum-Ermeni lobileri tarih boyunca; savaşlardan, devlet içindeki boşluklardan ya da devrimlerden faydalanarak “Büyük Ermenistan Rüyâsını” gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

1914-1918 1. Dünya Savaşı

1917 yılında 25 Ekim (7 Kasım) devrimi.

1939-1945 2. Dünya Savaşı ve M.S. Gorbaçov’un yönetime gelmesiyle başlayan S.S.R.B. (S.S. C.B.)’nin parçalanmasından ve diğer tarihî faktörlerden yararlanmaya çalışıp lobi faaliyetlerine ağırlık vermişlerdir.

Özellikle 1. Dünya Savaşı ve 1917 Sosyalist Devrimi döneminde bu lobiler, Doğu Karadeniz’de “Pontus Devleti”, Kafkaslarda Ermenistan S.S.C. ve Dağlık Karabağ vilâyetini kurmak için girişimlere başladılar ve Kafkaslarda muvaffak oldular.

Rus Bolşevik devriminin önde gelen isimlerinden Mikoyan, Stepan Şaumyan Ermeni Daşnak Partisi’nin aktif üyeleriydi ve Dağlık Karabağ’da Stepan Şaumyan’ın adı bir kente verilmiştir. Bu kentin adı Stepanakert’tir.

Şimdi de Ermeni ve Rum lobilerinin gözü Türkiye’dedir. Ne yazık ki, Türk halkı, içindeki ihaneti ve dışarıdan IMF, banka ve şirket ortaklıkları yoluyla “vakıf, dernek” adı altında kültür çalışması denilerek yapılan lobi çalışmalarını büyük bir vurdumduymazlıkla seyrediyor, ya da görmemezlikten geliyor.

Bu lobilerin yandaşları Türk halkının içine o kadar sızmış ki, isimlerinden, soyadlarından kim olduklarını, kökenlerini anlamak çok zor. Dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan Ermeniler, Rumlar o ülkenin vatandaşlığına geçseler bile isim ve soyadlarını, özellikle soyadlarını değiştirmiyorlar. Türkiye’de bu uygulamanın tam tersi olarak isim ve soyadlarını değiştirerek ülke yönetiminde, mecliste, devletin en hassas kurumlarında çalışmış, serbest ticarette üstün başarılar sağlamış, devletten her türlü desteği almışlardır.

Sadece Türkiye’de isimlerini değiştirmelerinin lobi faaliyetlerinin bir gereği olup olmadığı şüphe konusudur ve âcilen araştırılması, önlem alınması gerekir.

Bugün zamanı değil demek, sorunların çözümüne yardımcı olacağına, sorunların büyümesine sebep olur. Türkiye, kendi geleceğini, sınırlarını, ülke bütünlüğünü korumak istiyorsa geç kalmadan, tarih araştırmaları yapacak Türk kökenli araştırmacılara gerekli desteği ve çalışma ortamını sağlamalı, bu konuda medyanın desteğini almalıdır.

Türk tarihini araştırmayı, Türkiye’nin gezi haritasını çıkarmayı Ermeni ve Rum kökenli vatandaşlarımızdan alıp, Türk kökenli insanlara, araştırmacılara devretmelidir. Hem de geç kalmadan.

Pontus Kültürü kitabının yazarı olan, Türkiye Devleti tarafından takip edilen Pontus kökenli Türk yazar Ömer ASAN, haftalık dergi olan “Omania” ya yaptığı açıklamada Yunanlılara “beni rahat bırakın, haklarım için mücadele etmeyin” demiştir. Kitapları Türkiye’de yasaklanan, kitapçılardan toplanan, kendisini Türk halkının düşmanı diye adlandıran yazara ne oldu?

Ömer (Yunanca Homeros); Makedonya gazetesinin jurnalisti Hristos Yanulis’e “uluslararası Pontos Hellenizmi Şurası ve Pontos Araştırmaları Merkezi” tarafından bu olayın gündeme getirilmesinin, kitabının Türkiye’de yasaklanmasına ve başına işler açılmasına neden olduğunu söylemiştir.

Pontoslu Rumlar, kendi protestolarında Ömer’i “Türkçe konuşan Pontus’lu” diye adlandırmışlar ve onun kendisini Türk değil, Rum olarak kabul ettiğini belirtmişlerdir.

Ömer ASAN, bu olayın peşini bırakmayacağını söyleyerek “Lahey”deki İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuş, kendi açıklamalarında “Yunanlı arkadaşlarım benim için endişe etmesinler, ben kendimi müdafaa edebilirim. Türkiye Avrupa Birliği’ne girmeye hazırlanıyor. Ümit ediyorum ki, Türkiye’de ihlâl edilen insan hakları konusu değişecektir. Benim için mücadele ederken siz ocağa yağ atıyorsunuz. Türk basını üzerime geliyor, beni ihanetle suçluyor ve Rumların yandaşı olarak adlandırıyor. Türk ve Yunan ilişkilerinin düzelmeye başladığı bir dönemde, bu olaylar Türk halkını Yunanistan’a ve Yunanlılara karşı olumsuz bir düşünceye sevk ediyor.” diyor.

Hristos Yanulis, Makedonya gazetesindeki yazısını şöyle bitiriyor.

“Doğru. Ateşe yağ atmak iyi bir davranış değil, ama biz tüm dünyaya anlatmak istiyoruz ki Ömer ASAN, Türk diktatörlüğünün kurbanlarından biridir. Şu anda ve daha önce Türkiye’de yaşayan bin yıllık Pontos Rumlarının, dedelerimizin kültürünü kim inkâr edebilir? 350.000 Karadeniz Rumunu öldürenlerin aynı insanlar olmadığını kim söyleyebilir?”