1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Devlet Eliyle Misyonerlik

Belkıs İbrahimhakkıoğlu
Kendi ana dilinin katledildiği ve içinden çıkılmaz ciddî bir mesele hâline getirildiği tek ülke olsak gerek. Sömürge ülkeleri hariç.

Dil, bir milletin hayat damarı, ruhu, varlık felsefesi. Önce kelâm, sonra oluşumlar. Dil, kültürün tohumu. Kültür dille hayat buluyor. Varlık dille şekilleniyor. Dil, nesiller arasındaki köprü, ferdin kendini ifadelendirişi. İnsanların tanış biliş olma vasıtası.

Dilin değerini ancak yüksek medeniyetler bilir. Çünkü medeniyet, dil üzerine kurulur. İlimde ve fikirde ileri ülkelerin ortak paydalarından en önemlisi dildir. Çünki fikir dille oluşur, ilim dille gelişir. Milletler, ana dilleriyle meydana getirdikleri eserlerle tescillenir. Dünyaya eserleriyle mühür vuramayanlar güdülmeye mahkûm topluluklardır.

Bu yüzden emperyalizmin ana hedef olarak dile yönelişi boşuna değildir. Milletleri fikirsiz, şuursuz, sadece tüketen ve de sömürülen kalabalıklar hâline getirmenin en etkili yolu dilsizlikten geçer de ondan. Her kötülük kendi mantığını kuzu postunda oluşturur. Emperyalizm açıkça; “Ey canına kastettiğim millet! Dikkat! Seni sömürmeye, iliklerini kurutmaya, ruhunu satın almaya geliyorum” diye bağırmaz. Literatüründe- ki şablonları, sa hnelediği oyuna göre kullanır. Yeri geldiğinde çağdaşlık, ilericilik, devrimcilik; yeri geldiğinde Atatürkçülük, milliyetçilik, İslâmcılık bayraktarlığına soyunur. Bir yandan birbirinin dilinden anlamayan düşman gruplar hâline getirirken, diğer yandan devletin kurumlarını sinsi plânına hizmet yolunda yönlendirir.

Gerçekte söylemek istediği şudur; “Siz sadece benim için üretin ve beni güçlendirmek için tüketin. Düşünmeyi bana bırakın. Sizin düşünmeniz benim hâkimiyetim için tehlikelidir. Dilinizle gözünüz açılmasın diye onu kör etmek zorundayım.”

Dilin seyrini tabiî yatağından koparıp müdahalelerle sunî yataklara akıtmanın neticesinde dilimiz giderek kısırlaşıp sokak dili hâline getirildi. Kavramları yerine oturtamayan, kelime sayısı sınırlı bir dille ilim, fikir ve sanat eseri meydana getirilemeyeceğine göre ne yapmalı! Uzun boylu zahmetlere girip araştırmalara, plân ve programlara ne gerek var, reçete sunulmuş! Yabancı dille eğitim.

Yabancı dille eğitim bütün çıkmazların kapılarını açacaktır nasıl olsa. Çağı yakalamak şöyle dursun, önüne geçeceğiz alimallâh. İlmin merkezi olacağız.

Yabancı dille eğitim, okullarımızda erdemli, çalışkan, şuurlu, düşünen nesiller yetiştirecek. Hizmeti esas alan dürüst politikacılar, şahsiyetli devlet adamları bu okulların eseri olacak. Adalet sistemimiz düzelecek, işsizlik problemi kalmayacak. Soygunlar duracak. İnsanlar “Good morning” diye birbirini saygıyla selâmlayacak, yarı Türkçe yarı İngilizce hatır soracaklar. Çocuklar artık dillerini anlamadıklarından ebeveynleriyle tartışmayacaklar. Faydaları sayılmakla bitmez.

Millî Eğitim, o kadar gayret sarfettiği hâlde(!) geri kalmışlığımızın tek sebebinin Türkçe eğitim olduğunu gördü. Çünkü ezbercilik, icraattaki hantallık, yetmezlik, öğretmenlerin sıkıntıları, öğretmensizlik, dershane gerekliliği vs. hepsi Türkçe eğitim yüzünden başımıza geldi. Yabancı dille eğitim, bütün bu dertlere son verecek mucize.

Yabancı dille eğitim başladığından beri, uygulandığı bütün basamaklardan da harika neticeler alınmadı mı?(!). Öğrencilerin ahlâk, bilgi ve kültür seviyeleri yükselmedi mi? Kütüphaneler gençlerle dolup taşıyor. İngilizceyi neredeyse edebî eser yazacak seviyede öğrendiler maşallah. Ama bu da yetmez, ana okullarında da başlatmalıyız ki, katmerli olsun.

Kimsenin yabancı dil öğrenmeye karşı çıktığı yok aslında. Mesele mantıktaki çarpıklıkta. Millî Eğitim, Türkçe eğitime gereken ağırlığı vermezken, yabancı dil öğretmek yerine, yabancı dille eğitim gafletine saplanınca ister istemez zihinlerde soru işaretleri uyandırıyor. Üniversite mezunlarının bile kavramları yerli yerince kullanamayışı, imlâdan bîhaber oluşları, basit bir dilekçeyi usulünce doğru dürüst yazamayışları kimin kabahati? Üniversitelerde neden Türk dili dersleri konulmasına gerek duyulduğu hiç düşünülüyor mu?

Millî Eğitimin herhâlde yeni uygulamalara geçmek yerine öncelikle sistemdeki aksaklıkları giderme yolunda gayret safetmesi gerekir. Çarpık temel üzerine kurulan yeni uygulamalardan nasıl bir sonuç alınacağı açıktır. Karara muhalefet şerh koyan Dr. Veli Kılıç ve Güler Şenünver’in gösterdiği hassasiyeti bütün Talim Terbiye Kurulu üyelerinin de göstermesini beklerdik. Yazık ki ne yazık.

Bu ülkede her şey için insanlar sokaklara döküldü. İmza kampanyaları yapıldı. Ama dilimizin göz göre göre yoksullaştırılmasına kimse kılını kapırdatmadı. Aydınlar, yazarlar, ilim adamları dilsizliğin sancısını en ağır şekilde çeken sizler, neden bir kere de bu hayatî mesele için bir araya gelmez, yürüyüşler yapmaz, imza toplamazsınız? Yazık ki ne yazık!..