1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Denge özlemi

M.Ertuğrul Perim
KUVVETLİNİN zayıfı ezmesi, kişide olduğu gibi devletler arasında da çeşitli nedenlerden kaynaklanan doğal bir olaydır.

Tarih boyunca da bu böyle cereyan etmiştir. Ülkeleri fethederek cihan imparatorluğu kurmaya kalkmış devletler, bu büyük fetihlerini durduran bir başka gücün karşısında kalınca bir sulh-sükûn dönemine girilmiştir.

Tarihî süreç: Eski Roma İmparatorluğu Batıda Ren boylarında, karşısında Germen kavimlerini, Doğu’da ise, İran’a hâkim olmuş bulunan Partları, daha sonra da Sâsânîleri bulmuştur. Takriben yüz sene içinde Arap yarımadasından çıkarak, Fransa’nın ortasına kadar ilerleyen Arap fütuhatını Puatye’de durduran Şarl Martel olmuştur.

Viyana kapılarına kadar gelen Osmanlı akıncılarını 1683’te durduran birleşik Haçlı kuvvetleri olmuştur.

Yeni Çağ’da, Napolyon’un Avrupa’daki fetihlerinin sonunu getiren, Çarlık Rusyası-İngiltere-Avusturya-Prusya birleşik gücüdür. 3 üncü Napolyon’un (2 inci İmparatorluk dönemi) yayılmacı arzusunu gemleyen Büyük Britanya İmparatorluğu olduğu gibi, Çarlık Rusyasının, Osmanlı İmparatorluğu’nu büyük ölçüde parçalamak yolundaki projesini de Kırım Savaşı dolayısıyla durduran (İngiltere-Fransa-Piemonte’nin Osmanlı Devleti yanında yer almasıyla) yine Batılı güçler olmuştur.

Aynı dengeleme hâli, 1 inci Dünya Savaşı sırasında İtilâf Devletleri (Fransa-Rusya-İngiltere) ve İttifak Devletleri (Almanya-Avusturya-Macaristan-Osmanlı Devleti) arasında cereyan etmiştir.

Yeni bir dönem:

a) Milletler Cemiyeti safhası,

1 inci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru ABD Başkanı Wilson’un neşrettiği beyanname, savaşan devletlerin toprak bütünlüğünün bozulmayacağına (madde 14) ve savaşın bir daha olmaması için büyük devletlerin başını çektiği bir milletlerarası cemiyetin oluşturulması yolundaki hükümleri içeriyordu. Ancak, savaşın bitmesinden sonra, almanya ile imzalanan Versay Barış Antlaş şması’nın başında bu beyanname yer almasına rağmen, yenilen devletlerin tümü ile yapılan barış antlaşmalarında toprak değişikliği olmayacağına dair güvenceye uyulmaması üzerine ABD Cenevre’de kurulan Cemiyeti Akvam (Milletler Cemiyeti)a girmemiştir.

ABD’nin çekilmesi sonucu güçsüz olarak doğmuş (araya giren 2 nci Dünya Savaşı’nda, yalnız Sovyetlerin, Finlandiya’ya karşı savaş açmaları sırasında Sovyetlere karşı (o da) geç kalan bir hareketi dışında bir girişimi olmamıştı) olmamakla beraber, S.S. Cumhuriyetler Birliği Almanya, İtalya, Japonya gibi daha sonra savaşın çıkmasında rolü olan o günkü büyük devletleri çatısı altında toplayabilmişti. Bunun yanı sıra, saldırgan duruma giren İtalya, Japonya ve Sovyetler Birliği’ne karşı iktisadî abluka şeklinde de olsa yaptırım gücünü kullanmaya çalışmıştı. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin haklı bir dâvası olan Hatay sorununun çözümünde de başarılı bir rolü olmuştur. Doğaldır ki, bu güçsüz durumunu giderebilmek, Avrupa’daki dengeyi bozdurmamak için paktlar yoluyla tedbirler almak yoluna gitmiştir. Sendeleyerek yürüttüğü fonksiyonunu, 1947 senesinde Birleşmiş Milletler Teşkilâtına bırakmak suretiyle sona erdirmiştir. Dayanağını, o dönemin ikinci büyük devleti olan İngiltere ve Fransa’dan almış, yaptırım uygulamasında, onlardan yararlanmıştır.

b) Birleşmiş Milletler Teşkilâtı safhası,

Daha 2 nci Dünya Savaşı bitmeden önce, ABD Başkanı Roosevelt ile İngiltere Başbakanı Churchill, Atlantik ortasındaki bir gemide, savaş sonrası dünyasının durumunu belirleyecek bir beyanname hazırlayarak dünya kamuoyuna duyurmak yoluna gitmişlerdi. Bu amaçla oluşan Birleşmiş Milletler teşkilâtı, ABD, İngiltere, Fransa, S. S. Cumhuriyetler Birliği, Çin olmak üzere 5 daimî üyenin oluşturduğu Güvenlik Konseyi savaşı, oluşacak çarpışmaları derhal durdurmak üzere en yetkili organı oluşturuyordu. Ancak, veto hakkına sahip bu daimî üyelerin hareketlerinde de daha önceki Milletler Cemiyeti’nin karar mekanizmasında olduğu gibi iki güçlü üyenin rolü oluyordu: ABD ve S. S. Cumhuriyetler Birliği.

Kuşkusuz, uzun süren soğuk savaş denilen (ABD ile Sovyetler arasında savaşa tırmanma veya kuşkulu bekleyiş safhası) dönemde, savaşın çıkmaması için her iki süper devlet, sırasında yekdiğerine taviz vermek, zaman zaman birlikte hareket ederek diğer devletlerin saldırma hareketlerini mümkün olduğu kadar önlemeyi veya bir noktada durdurmayı sağlamışlardır. Detant dediğimiz bu safha, Soyvetlerin sahneden çekilmesine kadar devam etmiştir.

Son dönem:

Uzun süren bu iki kutuplu dönem içinde, ABD’nin oluşturduğu NATO (Kuzey Atlantik İttifak Antlaşması) ile Sovyetler Birliği’nin oluşturduğu Varşova Paktı gibi askerî nitelikteki paktlar da karşı karşıya gelmişlerdir. Çıkacak bir sıvılcım bu iki kuvvetli askerî gücün nükleer silâhlarla birbirine girmesine ve dünyanın sonunun gelmesine neden olabilirdi. Bunların uzantıları olmak üzere Asya’da Kuzey Kore’nin Güney’e saldırması, Vietnam mücadelesi, Arap-İsrail savaşları, İngiliz ve Fransız güçlerinin bu sırada Süveyş harekâtında olduğu gibi. Arkasında Sovyetlerin bulunduğu Mısır-Suriye Blokuna karşı, Türkiye-Irak-Ürdün’ün oluşturduğu Mukaddes Hilâl adı verilen Blok’un arkasında da ABD vardı. Yine Domuzlar Körfezi harekâtının sebep olduğu Küba krizi gibi, çok kere bir dünya savaşının eşiğine gelinmesi gibi olaylar, her iki dev gücün başında bulunan liderlerin basiretli tutumu sayesinde atlatılabilmiştir.

Ancak, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle ABD artık tek güç olarak dünya politikasını yönetir duruma girmiştir. Aslında, tarih boyunca endişe verici hâl de bunun bir gün olası duruma gelebileceğiydi.

Milletler Cemiyeti döneminde başlarında, kuvvetli iki güç olan İngiltere ve Fransa geniş sömürge imparatorluklarını endişeden uzak olarak devam ettirdikleri için sıkıntıları yoktu. Daha sonra, bunlardan pay almak veya bu yola gitmek isteyen güçlerin ortaya çıkması karşısında, sözlerini geçirdikleri bu teşkilâtın, bazı iktisadî yaptırımları bu devletlere uygulatmış veya teşkilâttan ayrılmalarını sağlamışlardı.

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı döneminde ise, değinildiği gibi karşı karşıya gelen iki güç, sırasında yekdiğerini tehdit ederek veya anlaşarak statüyü çok uzun süre devam ettirmişlerdir.

Şimdi ise, meydan tek bir süper güce kalmıştır. Kendine göre endişe verici durumları veya bu görüş altında gizledikleri amaçlarını, kendi güçleriyle ortaya koymak artık ellerinde idi. ABD bunu Afganistan’da başlatmış. Irak harekâtı ile doruk noktasına ulaştırmıştır. Bu kârlı harekâta, Irak gibi bir petrol dayanağını 2 nci Dünya Savaşı’ndan sonra tamamen elinden çıkarmak zorunda kalan İngiltere de katılmıştır. Ortaya sanki yeni bir “ŞARK MESELESİ” çıkmıştır.

Yirmi bir gün süren bu kanlı harekât, eski Mezopotamya ve Orta Çağın Bağdat uygarlıklarını da katleden bir görünüm içinde cereyan etmiştir. Medya, TV kanalarıyla, uygar dünyanın gözü önünde serilen bu dehşet verici katliam sahneleri pek çok ülkede ve hattâ AB devletlerinin halkları arasında bile tepkiye neden olmuştur. Ne var ki, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, bünyesinde varlığını koruyan bu iki devletin yok edilişini, binlerce insanın katledilişini büyük bir umursamazlıkla görmezlikten gelmiştir. Halk kitlelerinin bu yoldaki haykırışı kendisinde en ufak bir tepkiye dahi yol açmamıştır.

SONUÇ:

Bu görüntüler karşısında dünya kamuoyunun, sınır tanımaz saldırgan bir güç karşısında, onu dengeleyecek karşıt bir güce ihtiyacı olduğu ortadadır. Bunu oluşturmak ve bu yolda ödün vermeksizin hızlı adımlar atmak da Birleşmiş Milletler Teşkilâtının görevidir.