1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Demokrasi Anlayışı “Devletin Çarkı”

Nusret Demiral
Günümüzde demokrasi anlayışımız değişik bir görünüm içindedir. Bu tarz bir soru sürekli gündemde tutuluyor, dahası gündemi dolduruyor.

Genelde demokrasi “vekâlet verdiği kişiler aracılığı ile halkın kendi kendini yönetim biçimidir” diye de bir tarif içine girebiliriz. Zira hâkimiyet şart koşulmadan Türk Milletinin, bir başka deyimle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarınındır. Bu ifade içinde başka bir zemin arayanlar yanlış yol üzerindedirler.

Büyük ATATÜRK, oluşturduğu düşünceler ile Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasi içinde çerçeve çizilerek kurulma zorunluluğunu vurgulamıştır. Öncelikle, Çanakkale, Anafartalar Savaşı’nda, vatan toprağının ne şekilde korunacağını, İstiklâl Savaşı’nda da Türk Milletinin vatanını düşmanlardan nasıl kurtaracağını, sonra da Türkiye Cumhuriyeti’nin bir devlet olarak nasıl kurulması gerektiğini tüm dünya milletlerine öğretmiştir.

İşte bundan dolayıdır ki; Atatürkçülük adı verilen fikrin; Kurtuluş Savaşı başlangıcından bitirilmesine, daha sonra da devletimizin Misak-ı Millî sınırının çizilmesiyle devlet idaresinde ne denli büyük bir önem taşıdığı görülmüştür.

Millî Mücadele yılları sonrası devletimiz için demokrasi, çağdaş bir yönetim biçimi olarak seçilmiştir. Aslında demokrasi, devletlerin iç yapılarında oluşan ve de gelişecek sorunların kaidelere dayalı olarak çözümlenme yoludur. Aslında bizler; devletin dış ilişkilerde üniter yapımızı bozmadan bir yön, bir sistem ve yaşam içinde de bir değerler sistemi olarak çizilmesini benimsemek zorundayız.

ATATÜRK, tüm yaşamında Türk Milleti DEMOKRASİ ile idare edilmelidir tezini olgunlaştırmış ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni de kurmasıyla devlet idaresinde hâkimiyetin kayıtsız koşulsuz Türk Milletinin elinde olması gerekliliğini içtenlikle savunmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti idare biçiminde DEMOKRASİ günümüze kadar geçen zaman dilimi içinde toplumsal hayatımızın ana öğesi olarak görünmüştür. Devletin üniter yapılanmasında Büyük ATATÜRK’ün saptadığı altı ilke çerçevesi ile demokrasi ifadelendirilmiş, bir başka biçimde de Cumhuriyet düşüncesi görüntülenmiştir.

Aslında demokrasi, kaideler idaresidir. Kaideler çizgisinde kalındıkça demokrasi varlığını devam ettirir. Aksi görünüm demokrasiyi başka idare şekline götürür. İnkâr edilmeyen bu yol, tehlikeli bir tuzaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, başka ülkelerin getirdiği imkânlar dışında kendi benliğini bulduğu, kendi azmi, kendi iradesi ve de kararlılığı ile bugünlere eriştiği, hattâ günümüzde büyük bir devlet olgusuna ulaştığı inkâr edilmemelidir.

Zira AB. devletlerinin büyüklüğümüzün ve zenginliğimizin farkına varması ile geliştirdiği anlaşmalar ve de kurduğu tuzaklar karşısında üniter devlet yapımızda ilginç görüntüleri görmek ödevimiz olmalıdır. Terörün geliştirdiği ve ekonominin de bozulmasına karşın devletimizin zor günleri geride bırakacak güçte olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Ama ne var ki yöneticilerin de dış baskılara karşı koyamaz tavırlarının milletimizi üzdüğü açıktır.

Demokrasi, tarih seyri itibariyle en iyi devlet idare şeklidir. Çünkü fertlerin kişi olarak hakları kendi ellerindedir. Demokrasinin önceleri M.Ö. 4. ve 5. asırlarda Yunanistan’da “DEMOS KRATOS” kelimeleriyle anlatımı yapılması, “halkın yönetimi” şeklinde Türkçe bir söyleyiş tarzı da anlaşılmayan bir durum değildir. Yunan filozofu “HERODOT” devlet şekillerini biçimlerken monarşi, oligarşi (aristokrasi), demokrasi (halkın yönetimi) sözlerini kullanmıştır.

Daha sonraları J.J. Rousseau’nun, büyük savaşların getirdiği üzüntüleri, insan yaşamındaki bozuklukları önlemek için kötülükleri kaldıran düşünce süreci önemli gelişmelerden sadece bir tanesidir. Gelişen kaideler insan yaşamında yeni bir biçim çizgisi oluşmuştur.

Millî Mücadele döneminde Mustafa Kemal ATATÜRK’ün okul sıralarında yaptığı incelemeler ve araştırmalarıyla geliştirdiği düşüncelerini Mehmet Ziya GÖKALP ve Namık KEMAL’in düşünceleriyle pekiştirip özdeşlediği, dahası Namık KEMAL’in

“Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin,

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten”

mısralarından da da esinlenerek halkın idare biçimini devlet yönetimi içine koymayı bir tavır olarak benimsediği gözlerden uzak kalmamalıdır. Bu konunun basın aracılığı ile de büyüklük kazandığını inkâr edemeyiz.

Günümüze döndüğümüzde çeşitli çarklar devlet idaresinde kendilerine bir yer aramaktadırlar. Devletlerde ana erklerin (yasama, yargı, idare) devlet idaresinde önemli rolü olduğu bilinen bir şeydir. Ama yönetim biçimini üstlenirken iletişimde yeni bir çağın doğduğu, devlet çarkında kendine yer bulmaya çalıştığı da inkâr edilmemelidir.

Yazılı ve görsel basının bir güç olarak yönetimde kendine yer açtığı, çağ geliştirmeye, dördüncü erk biçiminde devlet çarkına ek olarak girmeye çalışması yeni bir oluşumdur. Bu durum dışlanamayacağına göre getireceği tehlikelerden arındırılarak iş bitirilmelidir, faydalı bir ortam yaratılmalıdır.

İşte bu çizdiğimiz portrenin ve son günlerde oluşturduğu çerçevenin o kadar geniş yer kapmaya çalışması, yazılı ve görsel basın kurumlarının haber içerikli saydığı duyumları aktarmasıyla devletimizde işleri olumsuz yönde etkilediğini üzülerek gözlüyoruz.

Bundan dolayı devlet çarkı sayılan üç erkin içindeki görevliler görsel ve yazılı basını silmeden, yayılan ve haber kaynağı belli olmayan hattâ delil bile sayılmayacak ve safsata niteliği taşıyan duyumları titizlikle ayırmak zorundadır. Alınan duyumlar ihbar niteliği içinde değerlenirken kurunun yanında yaşın yakılma yanlışlığına düşülmemelidir. Bir suçsuzu suçlu saymanın bin suçluyu suçsuz saymaktan çok daha kötü sonuçlar getireceği söyleyişi akıldan hiç çıkarılmamalıdır.

Son günlerde gözlediğimiz şekilde, düğmeye ben bastım sen basmadın tavırlarının acı getiren eylemler olduğu bilinmelidir. Devlet varsa onun üç erkli ile oluşan çarkı durmamıştır. Devlet çarkı dönmektedir, çark içindeki yargı erkinin görevi kimseye devredilemez. Bu görev yargınındır. Diğer erklerin görevi yargının görevini üstlenmekten ziyade gerçekleri gördüğünde hiçbir ilâve yapmaksızın yargıya yardımcı olmaktır. İletişim görevi, ayrı bir erk olarak devlet çarkı içinde bu işlevi yaptığı sürece kabul görür. Diğer erklerin görevlerine sahip olma eyleminin, aksi tutum ve tavırları benimsemenin, işleri daha da zora çekeceğinin bilinmesinde, çok dikkatli hareket tarzını benimsemek hepimizin ve devletimizin çıkarınadır. Açık bir ifade ile iletişim, çarkın içinde diğer erklerin önünde yer almamalıdır. Bu durumda hassas olunmalıdır.