1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

DEMİR GÜZELLEMESİ

Ertuğrul Söğütlü
Türk’ün azim ve irâdesinin muhteşem destânı olan Ergenekon, aynı zamanda bir demir güzellemesidir. Çıkış kapısı, asırlar içinde kapanan Ergenekon’un Türk sâkinleri, demirden dağı eriterek dışarı çıktıklarında, demirle berâber düşmanın emel ve hayâllerini de eritmişlerdi.

Demir, Türk milletinin hem binlerce yıllık târihine, hem de gündelik hayâtına istikâmet veren çok mühim bir motiftir. Oğuz Kağan Destânı’nda, herkesin elaman dediği canavarı, elindeki demir kargı ile öldüren Oğuz Ata, vefatından önce îrâd ettiği ve vasiyetnâme hükmündeki nutkunda, torunlarına demi rden yayları ve okları paylaştırıp, onları “Bozoklar”, “Üçoklar” diye tasnife tâbi tutar.

Selçuklu devletlerinin hepsinin ceddi olan Selçuk Bey’in babası Dokak, IX. yüzyılda Hazar’ın kuzeydoğu sâhillerinde, Mangışlak Yarımadası’nda hüküm süren Oğuz Yabgu Devleti’nin, Yabgu’dan sonraki iki numaralı mevkiinde oturuyordu. Dokak’ın, bütün Türk diyârlarında tanınan, bilinen lâkabı “Temür Yalığ” (Demir Yaylı) idi. O, kolunda taşıdığı demir bir yayla dolaşırdı. Demir yay, Türkler arasında üstünlük ve hâkimiyet sembolü idi. Nitekim, Dandanakân Zaferi’nden sonra, Selçuklu Devleti’nin başşehri Nîşâpûr’a giren ve muazzam bir şenlikle istikbâl edilen Tuğrul Bey, büyük dedesi Dokak’dan mevrûs demir yayı koluna geçirmişti.

Demir kapı tamlaması da, târih boyunca doğudan batıya, kuzeyden güneye rastladığımız kritik yol ağzı ve geçitlere, gelin başından saçılan konfeti misâli dağıttığımız alem olmuştur. Yine Oğuz Kağan’dan Attilâ, Bilge ve Kültigin’e, Çağrı Bey’den Kutalmışoğlu Süleymanşâh’a, Ertuğrul Gâzî’den Millî Mücâdele yıllarına kadar, hesâbı zor demir kapılar açtık ve kapattık. En son, Balkan Demir Kapısı önünde, kendi gaflet ve hamâkatimizle hezimete uğrayıp, yeni fâciâları dâvet ettik.

Demir, Türk soyunun hayâta soktuğu, ardından insanlığa hediye paketiyle sunduğu bir medeniyet flâmasıdır. Demir, su ile tanışıp çeliğe dönüşmeyi, Türk’ün çekici, körüğü ve ibriği ile becermiştir. Dolayısıyla demir, Türk patentlidir.

Türk’ün irâdesini çeliğe ve demire benzetenler haklıdırlar. Çünkü, bu azîz milletin yaşadığı acı ve felâketler, atlattığı bâdireler, ancak demir-çelik metânetine çarparak zararsız hâle getirilebilir. Bu irâdeyi yeniden teste tâbi tutacaklara, târih câhili demez misiniz?