1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

“ DELİ KURT ” ROMANINDA KİMLİKLER*

Nurullah Özdemir
H. Nihal ATSIZ’ın “Deli Kurt” romanında, Yıldırım Beyazıt’ın oğullarından İsa Çelebi’nin meçhul bir oğlunun dramı anlatılmaktadır.

Deli Kurt, Yıldırım Beyazıt’ın şehzadelerinden İsa Beğ’in oğludur. İsa Beğ, henüz daha oğlu doğmadan, karısı Bala Hatun’u sadık adamlarından Çakır’a emanet eder. Çakır, kendisine emanet edilen Bala Hatun’u, Karası’ya, sütanası Satı Kadın’nın evine götürür. Deli Kurt’un (Murat) doğumundan sonra Bala Hatun, İsa Beğ’in ölümüne dayanamaz. Bir zaman sonra ölür.

Romanda, Ankara Savaşı’ndan sonra 1403 yılından, 1444 Varna Savaşı’na kadar olan, kırk yıllık süreçteki olaylara yer verilmiştir. Bu dönem, Yıldırım Beyazıt’ın oğulları arasındaki taht mücadelesinin olduğu Fetret Dönemini ve Şeyh Bedrettin İsyanını da içine almaktadır. Taht boşluğunun, Avrupa devletlerince değerlendirilerek; bu ülkelerin Osmanlı Devleti’ne saldırması ve II. Murat’ın Varna’da düşmanı yenmesi ile imparatorluğa adım adım yaklaşıldığı bu dönemin kimlik çatışmaları da romanın kurgusu içinde yer almaktadır.

Atsız, romanın başlangıcı olan; 1402 yılında Timur ve Yıldırım Beyazıt arasında yapılan Ankara Savaşı’nı Türk’ün Türk’ü kırdığı savaş olarak görmektedir.

Çakır, yirmi yaşında, Karasılı bir sipahidir ve küçük bir tımarı vardı ve savaş için iki asker beslemektedir.

İsa Çelebi’nin hatunu Bala Hatun bir erkek çocuk dünyaya getirir ve adını Murat koyarlar. Hareketliliğinden ve yiğitliğinden dolayı oba ona Deli Kurt adını uygun görür. Deli Kurt, gün geçer g erçek bir sipahi olur, orduya girer, Çakır’la tımar komşusu olur.

Satı Kadın’nın büyük oğlu Niğbolu Savaşı’nda, kocası Ankara Savaşında şehit olmuştur. İki yaşındaki oğlu Evren ile yaşamaktadır. Çakır’ı da o yetiştirmiştir. Bala Hatun’a kol kanat olmuş; vefatından sonra da Deli Kurt olan Murat’ın yetişmesinde emekleri büyüktür.

Romanda Osmanlı ordusunu meydana getiren, Atlı sipahiler ile Yeniçeriler arasındaki kimlik çatışması da işlenmiştir. Bilindiği gibi Yeniçeriler genellikle Hıristiyan çocuklarının devşirilip Müslüman yapılmasından oluşan kapıkulu ocaklarına dâhildi.

Osmanlı ordusunun klasik yapısı, iki temelden oluşmaktadır:

1- Atlı sipahiler,

2- Kapıkulu ocakları (Yeniçeriler)

Osmanoğlu ile Karamanoğlu’nun mücadelesi romanda önemli bir tema olarak işlenmiştir. Deli Kurt, bir yeniçerinin Karamanoğlu askerini savaş kurallarına aykırı olarak öldürmeye kalkması Deli Kurt’u harekete geçirmiş ve yeniçeriye;

-Bre yeniçeri! Kapıkulu olmak seni gâvur dölü olmaktan kurtarır mı? diyerek Osmanlı tokadıyla öldürür.

Romanda dinî kimliğin (Müslüman kimliğinin) yanında soy kimliğinin de (Türk kimliği) üzerinde durulmaktadır.

Romanın konuları arasında yer alan Fetret Devrinin keşmekeşi içinde, çağının en ileri bilimleri ile mücehhez olan Şeyh Bedrettin ve isyanı günümüzde de hâlâ tartışılmaktadır. Şeyh Bedrettin uydurma bir şecere ile Osmanlı tahtına hak iddia etmiş, bir yandan da aç ve fakir halk yığınlarını peşine takarak Osmanlı Devleti’ni yıkmaya teşebbüs etmiştir. İki önemli müridi vardır: Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal.

Çelebi Mehmet döneminde Börklüce Mustafa Karaburun’da Beyazıt Paşa’yla çarpışırken öldürülür ve isyan bastırılır. Torlak Kemal de Manisa’da yakalanır ve burada asılarak idam edilir. Romanda Torlak Kemal’i Deli Kurt esir almaktadır. Torlak Kemal, Yahudi dönmesi kimliği ile zikredilmektedir.

Deli Kurt, bir gün Gökçen adında bir kız görür. Bu kız oba halkı tarafından pek tekin görülmez, peri kızıdır diye konuşulur. Gökçen peri kadar güzel bir kızdır. Doğaüstü güçleri vardır. Deli Kurt’un gönül verdiği Gökçen, Türkmen asıllı ama Deli Kurt’un obasından değildir; Karaman’ın Varsak oymağındandır. Deli Kurt’un, vuruşmada tanıştığı Balaban, Gökçen’in amcasının oğludur. Gökçe’nin gerçek kimliğini Deli Kurt’a Balaban söylemiştir. Gökçen aslında Varsaklı değil, Çağataylıdır. Çağatay'ın içinde de Uygur diye bir boydan olduğunu; bunların Müslüman olmadığını, ama çok bilgili kişiler olduğunu öğrenir. Annesi Esen Börü, gizli bilgilere sahiptir, teyzesi kimliğiyle köye gelmiş, bu bilgileri Gökçen’e öğretmiştir.

Gökçe’nin annesi Esen Börü ile Deli Kurt arasında geçen konuşmada:

—Oğul! Siz Osmanlılar da Karamanlılar gibi insanın yüreğindeki nesneye mi karışırsınız? Müslüman olup olmadığımı niye soruyorsun? Türk olduğum yetmiyor mu?

—Yanlış anlama bacım. Niçin Müslüman değilsin diye sormuyorum. Müslüman değil misin, değilse n nesin diye soruyorum.

— Müslüman değilim.

— Nesin?

— Türküm dedim ya...

— Ben de Türküm ama Müslüman’ım da... Senin dinini öğrenmek istiyorum.

Kadın bir zaman sustuktan sonra şu cevabı verdi:

—Biz insanları dinlerine göre değil, soylarına göre ayırırız (s.166).

Gökçen, çok güzel kaval çalmaktadır. Deli Kurt, Gökçen’e gönlünü kaptırınca; evinden, ocağından soğur. Semendire Savaşı’na katılır, tutsak olur. Ama Gökçen’in aşkı, onun dayanma gücünü artırır; kurtulmasını sağlar.

Kurtulduktan sonra II. Murat Beğ ile birlikte Varna Savaşı’na katılır. Savaş sonu, II. Murat Beğ tarafından, alay beyliğine getirilir. Padişah’ın iznini alıp, doğruca Gökçen’e koşar. O sırada Türkmen obasını seller alıp götürmüştür. Gökçen bile sel sularına kapılıp gitmiştir. Artık, dünya yüzünde tutunacak dalı kalmayan Deli Kurt için yaşamak anlamsızlaşır. Kemerinde sakladığı, annesinin ve babasının mektuplarını okur. Kaderine lânet eder. Arkasında hiçbir iz bırakmadan yollara düşer, kaybolur gider.

Atsız, romanda hayat ve ölüm ile ilgili olarak tanımlar da vermektedir. Hayat ölümün başlangıcıdır (s.47). Asıl ölüm unutulmaktır (s.47). Ayrılık biraz da ölüme benzemez miydi? (s.91). Ömrün çabuk geçtiği, savaştan kaçan, Rum atlısına benzetilmiştir.

------------------------------------------------------------

* Hüseyin Nihal ATSIZ, Deli Kurt, İrfan Yayınevi, İstanbul, 2005.