1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

DARALIYORUZ

Oğuz Çetinoğlu
ocetinoglu@ttmail.com

Küresel kriz ülkemizde; büyüme hızının düşmesi, kredi hacminin daralması, yabancı sermayenin geri çekilmesi, iç ve dış talebin eksilmesi ve buna bağlı olarak üretimin azalması, onun sonucu olarak da iş imkânlarının kısıtlanması… gibi olumsuzluklarla etkisini giderek ağırlaştırıyor.

Bu bilgilere; Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 2008 yılının üçüncü çeyreğine ait rakamlarla ulaşıyoruz.

Rakamlar, küresel krizle ilgili olumsuzlukların henüz üst noktasına ulaşmadığı döneme aittir. Dolayısıyla 2008 yılının Ekim Kasım Aralık ayları ile ilgili son çeyreğinde daha da kötü tablolarla karşılaşma ihtimali çok yüksektir.

Panik oluşmasını engellemek amacıyla önce tedbire gerek görülmemesi, sonra da aynı amaçla yumuşak düzenlemeler yapılması, gelecekle ilgili endişelerin artmasına sebebiyet veriyor.

Artık herkes farkına vardı: Daralıyoruz, daha da daralacağız.

‘Daralmak’ kelimesi Anadolu’da; ‘Sıkıntılı duruma düşmek, zorlanmak’ anlamında da kullanılıyor. Kelimenin bu anlamı, kendini daha çok hissettirecek.

BÜYÜME… HANGİ BAHARDA?

Hükümetler ekonomi ile ilgili politikalarını büyüme temeline oturturlar. Büyüme olunca, hacim genişler, rahatlama olur. Büyüme yerine küçülme olunca meydana gelen maddî daralma, bir süre sonra ruhî daralmalara, huzursuzluklara yol açar. Huzursuzluklar şikâyetlerin artmasına sebebiyet verir. Millet ve devlet güç kaybeder, siyasî iktidarlar yıpranırl ar.

Gelecekle ilgili tahminler olumlu değilse, yatırımlar durur, üretim azalır. Azalmalar, darlık getirir.

Türkiye’de 25 çeyrek boyunca kesintisiz büyüme olmuştu. Ortalama: % 6.75 idi. Son 30 çeyreğin ortalaması ise % 5.7 çıkmıştı.

2008 yılının 3. çeyreğinde büyüme hızı % 1 olarak beklenirken, % 0.5 olarak gerçekleşti. 14 kat azalma var.

Düşme eğilimi 2006 yılında başlamıştı. 8.1’den önce 4.1’e ve 3.3’e, sonra 2.3’e ve en sonunda da % 0.5’e indi. Rakamlar önce yavaş, sonra da çok yavaş bir hızla büyümeye devam edildiğini belirtiyor. Çok sonra değil, 2008 yılının son çeyreğinde ve 2009 yılının ilk 2 çeyreğinde büyüme hızına ait rakamların önünde eksi (-) işâreti görülebilir.

Bu tahmini yapabilmek için ekonomi bilgisine ihtiyaç yok. Sâdece TÜİK’in verilerini tâkip etmek yeterlidir. Siyasîlerimiz, her halde iç kısır çekişmelerden, verileri tâkip etmeye vakit bulamadılar. ‘İktidar rahatlığı’ demek de mümkün. Çok kısa bir zaman sonra mahallî seçimler yapılmayacakmış, genel seçim dönemi hiç gelmeyecekmiş gibi davranılmasını anlamak çok zor.

Sâde vatandaş gözüyle bakıldığında görünen manzara budur.

ÖZEL SEKTÖR

Kamu kesiminde durum farklı. Temel dengelerde bozukluk yok. Merkez Bankası’nın 80.000.000.000 dolar rezervi var. Kısa vâdeli borcu yok. Geçmiş dönemlerde devletin, çalışanlara ücretlerini ödemek için tefeci mantığı ile hareket iden IMF’ye borçlanmak veya para basarak vatandaşın cebindeki paranın bir kısmını çalmak mecburiyeti söz konusu değil. Bu durum kolaylık sağlamakta ise de; kolaylıklar, komşuda çıkan yangından tutuşmamızı engelleyemiyor.

Ekonominin şartlarını özel sektör ağırlaştırıyor. Özel sektörün iç borçları önemli değil. Hükümetin baskısı ile yeniden yapılandırılabilir. 145.000.000.000 doları uzun, 48.000.000.000 doları kısa vâdeli olmak üzere 193.000.000.000 dolar dış borç endişe verici. Borçların, siparişleri karşılamak için yapılan yatırımlar ve satın alınan hammaddeler için kullanılan krediler olduğu biliniyor. Sipariş iptalleri devam ederse, bir başka ifâde ile krizin hızı kesilmezse… olabilecekleri kimse tahmin edemez, edenler söylemez.

İşte bu sebeplerle özel sektör temsilcileri, gelen kaynak, olduğu gibi veya bir formül bulunarak, bir şekilde kendilerine aktarılacağı ümidiyle Milletlerarası Para Fonu (IMF) ile anlaşma yapılmasını hararetle destekliyorlar. Desteklemek ne demek… hükümete baskı yapıyorlar.

Öyle görülüyor ki hükümet, istemeyerek de olsa, alınacak borcun ve kısa dönemli bir ferahlamanın yüzü suyu hürmetine IMF ile anlaşma imzalayacak. Böylece Türkiye, tarihinde ilk defa özel sektörün sıkıntılarını gidermek için IMF ile anlaşacak.

Anlaşma sonrasında, doğrudan yabancı sermâye girişi, yıllık 10.000.000.000 doların üzerine çıkarılabilirse, IMF tahribatı telafi edilebilir. Çıkarılamazsa, uzun bir süre daha her şeyimizle IMF’ye teslim olacağız, geleceğimizin (şâyet kalmış ise) geri kalan bölümlerini de ipotek edeceğiz demektir.

Ders alabilenler için kriz dönemlerinin sıkıntıları ve tehlikeleri yeni fırsatlara açılan ümit kapılarıdır.

İktidara tâlip olanlarla birlikte bütün siyasîlerimiz ve yönetimde söz sâhibi olmayı tasarlayan bürokratlarımız, ekonomimizin eksikliklerini, zaaflarını giderecek programlar hazırlamalıdırlar. Bu işler sorumluluk üstlendikten sonra olmuyor. Önceden kotarılmalı.

EKSİKLERİMİZ – ZAAFLARIMIZ

Saymakla bitmeyecek kadar çok değil. Akıllı tercihlerle öncelikleri ayrıca belirlenmek üzere birkaçı şöylece sıralanabilir:

* Yeterli ölçüde teknoloji üretemiyoruz.

* Devlet, harcamalarıyla vergi mükellefine güven veremiyor.

* Hammaddelerimizi yüksek katma değer oluşturacak ürünler hâline dönüştüremiyoruz.

* İthalata dayalı ihracat politikamız sebebiyle dış ticâretimiz açık veriyor.

* Uygulanan hatâlı ekonomi politikaları, cârî açıkları artırıyor. Açıklar, sıcak para ile kapatılmaya çalışılıyor.

* Yolsuzluklara ve suiistimallere açık, yandaş kayırmaya yönelik uygulamalara son veremiyoruz.

* Seçilmiş ve tâyin edilmiş yöneticilerimiz, ülke menfaatlerini, şahsî çıkarlarının önüne koymakta zorlanıyorlar. Eğitim sistemimiz, bu zorluğu aşacak şuura sâhip insan yetiştirmekte yetersiz kalıyor.

Eksikliklerimizi giderebildiğimiz, zaaflarımızdan kurtulabildiğimiz ölçüde geleceğimizin aydınlık olmasını ümit edebiliriz. Aksi takdirde yaşadığımız alaca karanlık dönemlerin sonu zifirî karanlıktır.