1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Cumhuriyet ve Anayasa(Cumhurbaşkanı değişimi)

Nusret Demiral
Demiral Gözüyle

Son günlerin, dahası ayların konusu olarak 15 Mayıs 2007 tarihinde yapılacak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yeni Cumhurbaşkanı seçimi gündeme sıkça getirilmektedir. İktidar ve muhalefet partilerinin başkanları ve köşe yazarları Cumhurbaşkanı seçimi ve seçilecek kişinin meclis içinden mi, yoksa dışından mı belirlenmesi hakkında yorum yapmaktadırlar.

Bilindiği üzere 2000 yılındaki seçimde de değişik yorumlar ve öneriler ileri sürülmüş, sonuçta ne 5+5 değişikliği içinde makamda olan Cumhurbaşkanının 3 yıl daha görev yapması yolunda önerilen Anayasa değişikliği, ne de yüce meclis içinden bir aday düşünülmemiş ve dışarıdan şimdiki Cumhurbaşkanımız aday gösterilip seçilmişti.

O günlerde yazdığımız bir makalede de şahsen biz yorumumuzu yaparak, seçilecek bir Cumhurbaşkanı adayında aranacak şartları ve büyük Atatürk’ün devletin başına getirilecek kişilerde aradığı ve milletinin seçeceği kişinin kim olması gerektiğini vurgulayan sözlerini de aynen kaleme almıştık. Bugünde düşüncemizi değiştiren bir oluşum yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası incelendiğinde özellikle Cumhurbaşkanı seçiminde ana kural “aynı kişi üst üste Cumhurbaşkanı olarak seçilemeyeceği” yolundadır.

Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Asya’da Kurulmuş Türk Devletleri ve Avrupa Devletler topluluğu içinde demokrasi çi zgisinde önemli bir süreçten geçmektedir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı olarak aday gösterilecek kişinin. “Özellikle yalnız politikada değil, siyasî ve kamu görevinde bulunurken:

a) Atatürk İlke ve İnkılâpları çerçevesinde gösterilen Atatürk milliyetçiliğini benimsemiş,

b) Laik devlet düzeninde koruma kollama çalışmaları olan.

c) Üniter devlet yapısını bozanlara karşı hukuk içinde savaş veren ve başarısında görülen hoşgörü dışında taviz vermeden çağdaş hukuk bilgisini taşıdığı gözlenen.

d) Ekonomik ve devletlerarası konularda geniş bilgi, görgü ve becerisi olduğu saptanan.

ayrıca,

e) Askerî yöntemleri başarıyla görüntülenmiş deneyimi olan,

ve

f) Anayasa şartlarını kişiliğinde bulunduran,

bir Türk vatandaşının...”

Cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesi imkânının da araştırılması yolunda uğraş verilmesinin büyük önem taşıdığı kabul edilmelidir.

Bu düşüncemiz Büyük ATATÜRK’ün Türk milletine devletin başında görev verileceklerde aranması gereken şartlara ilişkin tavsiyesini, anımsadığımız için işaret edilmiştir.

O söz de aşağıdaki şekildedir:

“Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki;

Sînesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki cevher-i aslîyi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an tevakki etmesin”

Görülüyor ki: Büyük ATATÜRK devletin başında görev alacak kişilerde bazı araştırmalar yapılmasını sonra da seçimde bulunulmasını istemekte ve gerekli görmektedir.

Görülen odur ki: Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurduğu sıralarda oluşan olaylar ile zamanımızda oluşan olaylar sürekli Türk milleti aleyhinde işletilmek istenmektedir.

Anımsamak gerekirse 1917 yılından itibaren Türk ismini lügatten çıkarmak için uğraşmış devletler vardı, bugün de vardır. Son 20 yıl içinde bağımsızlığa kavuşarak yeni devlet kurmuş Türk devletlerinde yaşayan Türk asıllı insanımıza kendi boy isimleri öğretilmiş ona zorlanmış, milletimize kendilerini tanımlarken Türk ismi yerine boy isimleri söylemeleri yolu seçilerek birlik ve beraberliğimizin simgesi olan Türk isminin silinmesine özen gösterilmiş, getirilen bu yoldaki 70 yıllık uğraşta da ne yazık ki, başarılı olmuşlardır.

Bizler, bugün bu yörelerde yaşayan insanımız Türk adının dışında sürekli ben Çeçen’im, ben Azeri’yim, ben Türkmen’im, ben Kazak’ım, Ben Tatar’ım, Ben Gagauz’um diyerek boy adlarını kullandıklarını gözlemekteyiz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içinde de son elli yıldır Türk asıllı boyları ayırmayı ve de devletimizin üniter yapısını bozmayı görüntüleyen eylemleriyle dahildeki ve hariçteki hainler birlik ve beraberliğimizi yıkmaya çalışmaktadırlar. Böyle bir ortamda son yıllar içinde terör örgütleri askerimizi, vatandaşımızı devlet görevini üstlenmiş kişilerimizi şehit ve gazi etmişlerdir. Bu durum çok acı görüntüdür. Onu bizler hem görevimizde yaşadık, hem emekli hayatımızda yaşıyoruz.

Bilinmeli ve öğretilmeli ki, Anadolu ve Trakya’mızda yaşayan insanımızın büyük adı TÜRK’TÜR. Orta Asya’dan çıkan Oğuz boyunun soylarının tümünü oluşturan topluluklar Türk ismini kullanmayı düşünmelidir.

Bütün bu olumsuz etkenler dışında.

Yurdumuzda siyasî partilerin bir kısım mensuplarınca:

a) Politikaya getirilen yalan ve dolambaçlı düşünceler, dolayısıyla düzendeki çatlaklar,

b) Hukuk içinde iç ve dış mihrakların geliştirdiği karmaşa,

c) Özgürlüklerin içinde oluşturulan çelişkiler,

d) Laiklik anlayışında yapılan ve Atatürk ilke ve inkılâplarına konulan çizikler,

e) Devletimizi bekleyen her türlü tehlikeler ve yabancı devletlerin yönlendirmesi ile getirilen olumsuzlukların göstergesi terör, enflâsyon, irtica mücadelesi,

karşısında cesaretle ve devlet yapımızı çok iyi bilen ve de mücadeleden yılmayan kişilik içinde olan her Türk vatandaşı Cumhurbaşkanı adayı olmaktan çekinmemelidir.

Bir başka görüntüde,

“Cumhurbaşkanı adayında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde dinî düşüncenin yozlaşmasını önleyecek vasıfları sinesinde ve vicdanında toplayan insanımız olmalıdır.” İlk bakışta bu şart önde tutulmalıdır.