1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Cemaatin Fikir Kaynakları ve Düşünce Sistemi

Hüseyin Adıgüzel
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin başında bulunduğu ve Said-i Nursî veya Said-i Kürdî adıyla anılan bir din ulemasının görüş ve düşüncelerini kabul eden kişilerin bir araya gelerek oluşturdukları, Fethullah Hoca Cemaati, dinî bir cemaat olmasına rağmen, günün şartlarına iyi uyum göstererek, ekonomik ağırlıklı bir dinî cemiyet şekline dönüşmüştür. Bugün cemaatin, dinî söylemleri yerine ekonomik gücünün ve parasal kaynakların konuşulması ve tartışılması, bunun en somut örneğidir.

Şimdi, tartışmasız dinî kaynaklar, cemaatin fikir yapısını ve düşünce sisteminin temelini oluşturmaktadır. Çağdaş yorumla açıklanan dinî veçhenin kalıplaşmış şekline eklenen ekonomi ağırlıklı görüşler, bugün cemaati, dinî veçheli, ekonomisi güçlü bir kurum hâline döndürmüştür. Dinî veçhenin fikir mimarının, Said-i Nursî veya Said-i Kürdî olduğunu herkes bilmektedir. Peki, ekonomi cephesinin fikir mimarları kimlerdir? Bu konuya girmeden önce cemaatin ekonomik gücü hakkında bir fikir verebilmek için, cemaatin eğitim sahasında yaptığı harcamaların bir kısımını gösterelim.

Ankara’da yapılan bir toplantıda, bölgesel olarak yöneticilerin verdikleri rakamları esas alarak, öğretmenlere harcanan parayı, tesbit edebildiğimiz kadarıyla açıklayalım. Azerbaycan’da (150) öğretmen, Kazakistan’da (200); Kırgızistan’da (124), Özbekistan’da (210), Türkmenistan’da (150), Tacikistan’da (72), Sibirya-Moğalistan’da (297), Doğu Sibirya’da (48), Tataristan’da (52), Moldova’da (23), Mekedonya’da (12), Ukrayna’da (10), Romanya’da (28) öğretmen görevlidir.1 Toplam 1376 öğretmen ve yöneticiye ayda 700 $ ödendiğini farz edersek, ayda 963.200 $ gider. En az bu kadar yerli öğretmenin 100 $ aldığını düşünsek, 1376x100= 137.600 $, hizmetlilere de ayda 10.000 $ ödendiğini kabul edersek, toplam bir ayda 963.200+137.600+10.000=1.110.800 $ 10 ayda, 11.108.000 $ sadece maaşlara ödeniyor. Uçak paraları, okul harcamaları, rüşvetler, eğlenceler derken, her yıl yurt dışına çıkan para, sadece bu kesimde 40-50 milyon dolardır. Çünkü verdiğimiz liste dışında en az bir o kadar daha öğretmen çalışmaktadır. Yetkililerin ifadelerine göre, bu para Türk milletinden toplanmaktadır. Şimdi yapılan işe bakarsanız, İngilizce yapılan bir eğitime bu paranın niçin ve nasıl harcandığını sormak, herhalde bu milletin hakkıdır.

Cemaat, İslâmî temalarla amacını açıklamaktan artık, yavaş yavaş uzaklaşmaktadır. Söylemler değişmiştir. Dinler arası diyalog, hoşgörü, uzlaşma gibi söylemler, dinî cepheden değil, insanî temel haklar cephesinden açıklanmaktadır. Tabiî ki, bu söylemlerin bir ahlâkî ve ekonomik kökeni var. Bugün geçerliliği olan ekonomik sistemin gereği olarak, milliyetten, ahlâktan, vatan sevgisinden doğal olarak uzaklaşmış olanların, elbette söylemleri de değişecektir.

Temel ilke olarak aldıkları, hoşgörü, uzlaşma ve diyalog, globalleşen dünyanın gelişmiş ülkelerinin, mazlum ve fakir halkları, savaşsız, kavgasız sömürme aracından başka bir şey değildir. Kaynağı Amerika Birleşik Devletleri’dir. Fransuva Fukuyama, Huntigton gibi Amerikan milliyetçileridir. Henry Kissinger ile başlayan ve Bill Clinton döneminde devlet politikası hâline gelen, liberalleş, insan ol, hoşgörülü ol, uzlaşmacı ol emirlerinin uygulama alanı az gelişmiş veya yarı gelişmiş ülkeler olmuştur. Temelde, insanları seven, insan olduğu için değer veren, tüm insanları kardeş gören, bu politika, realitede kendi insanından başka hiçbir insana insan gözüyle bakmayan, acımasız, vahşi bir kapitalizmdir. Esas amaç bu görüntüler altında, kavgasız, gürültüsüz, sömürü düzeninin devamını sağlamaktır. Her ülkede bulunan işbirlikçiler sayesinde de düzen güzel işlemektedir. Bunlara, nüfuz casusları da diyebiliriz.

François Fukuyama, Japon asıllı bir Amerikalı düşünür ve Bill Clinton’un dış ilişkiler danışmanıdır. Bu şahsın “Tarihin Sonu mu?” makalesiyle, “Tarihin Sonu ve Son İnsan” kitabında işlediği ana tema, Liberalizm sayesinde hak arama mücadelesi biteceğinden, tarihin sonu gelecek ve liberal insanlar da son insan olacaktır, konusudur. Bu işin nasıl olacağını bir kenara bırakarak, Fukuyama’nın son insan dediği liberal insan tarifine bir göz atalım. Fukuyama’ya göre liberal insan; “Başkaları tarafından üstün kabul edilmeyi ister. Varlığını koruma ve sürdürmeyi her şeyden üstün tutar. Hayatını riske atmaz. Ama belli bir tür şöhret kazanmak için servetlerini, statülerini ve ünlerini tehlikeye atar. Ahlâk önemini kaybetmiştir. Hoşgörü en önemli erdemdir. Uzlaşma, bu insanın başarısı için şarttır. Demokratik toplumlarda ahlâkî içeriğe sahip soruları kamuoyu önünde ciddî olarak ele almak çok zordur. Ahlâklılık iyi ile kötü, doğru ile yanlış arasında ayırım yapmayı gerektirir, ama bu demokratik hoşgörü ilkesini zedeler. O nedenle son insan, önce kendi kişisel sağlığı ve güvenliğiyle ilgilenir. Hoşgörülüdür, uzlaşmacıdır r ve kendisi için kazanmayı bilir.”2 Bunlar liberal insanın nitelikleri, yani Fukuyama’ya göre son insanın...

Dikkat ediniz, cemaat. 1996 yılını hoşgörü yılı, 1997’yi uzlaşma yılı ilân ederek, toplumda sivrilmiş bazı insanlara ödüller vermişti. Fukuyama’nın söylediklerini ve yapılanları dikkatle izlerseniz, birlikteliği çok kolay teşhis edersiniz. Birliktelik, cemaatin fikir kaynağının Fukuyama veya liberal dünya düzeni olduğunu ortaya çıkarır. Peki bunun zararı nerede? Diye bir soru aklınıza takılır. Zarar, fikrin özünde... Hoşgörülü olmak elbette güzel bir şey... Ama sadece ve sadece tuzu kurular için. Düşünebiliyor musunuz, sizi soyacaklar, sömürecekler, maddî, manevî her varlığınızı elinizden alacaklar ve siz, bunlara hoşgörü ile davranacaksınız ve ölüme gideceksiniz. Veya uzlaşın diyorlar. Uzlaşma, iki taraf arasında olur. Her şeyden önce bu uzlaşın çağrısının muhataplarını belirleyip ilân etmeleri gerekmez mi?

Hadi muhataplardan birini millet olarak düşünelim. Hani, çocuğunu okutacak okul bulamayan, evine ayda bir kilo et götüremeyen, asgari geçim şartlarına ulaşamayan işçisi, memuru ve maaş kuyruğunda hayatını kaybeden emeklisi ile, okuyacak üniversite, spor yapacak alan, dinlenecek mekân ve para bulamayan gençleri ile bu millet kiminle uzlaşacak? Kendisini soyup soğana çeviren, beytül malı talan eden kimseye hakkını vermeyen, milyonlarca doları Avrupa’da, Amerika’da bir gecede yiyen, çocuklarını özel okullarda, Avrupa’da, Amerika’da okutan ve geleceğinden hiçbir endişesi olmadığı için, dilediği gibi yaşayan bir kısım büyük sermayedarla veya kanımızı içmeye yeminli Fener Rum Patriği ile mi uzlaşacağız? Az çaldınız, az soydunuz, bu yaşadıklarınız yetmez, daha iyisini, daha güzelini yaşayın. Az yaptınız. Biraz daha yapın, anamızı ağlattınız, biraz da babamızı ağlatın mı diyeceğiz? Cemaat, istediği ile uzlaşsın; Ermeniye, Yunana, PKK’ya, vs. hoşgörü ile davransın. Aralarındaki birlikteliği sürdürmenin maddî hesapları, cemaatteki dil, din, milliyet, ahlâk gibi burjuva saplantılarını yok etmeye yeter de artar bile...

19.06.1998 tarihli Sabah gazetesinde Sedat Sertoğlu, “Gazete ve Lobi” başlıklı yazısında, bir belge yayınlıyor. Türkiye’nin aleyhinde her şeyin içinde yer alan Yunan Lobisinin önde gelen ismi Manatos’un sağa, sola gönderip destek istediği mektup bir Türk gazetesi olan Zaman’la ilgili;

12 Haziran tarihli mektup şöyle;

“Türkiye’nin etkili günlük gazetesi Zaman’ın genel yayın yönetmeni Abdullah Aymaz Washington’a gelmiş ve bir hafta kadar burada kalacaktır. Kendisi ekümenik Patrik Bartholomeus hazretlerinin arkadaşıdır. Aynı zamanda halkı Rum Din okulu’nun açılmasını kuvvetle desteklemekte, demokrasinin iyileştirilmesi, dinler arası hoşgörü ve Türkiye’de dinî özgürlüklerin savunucusudur. Bu zat ile görüşmek için programınızda bir zaman ayırırsanız, bu hareketiniz takdirle karşılanacaktır.”3

Türkiye’nin başının belâya girmesi için elinden geleni ardına koymayan Yunan Lobisi’nin en önemli elemanı Manatos’un, tavsiyesine ihtiyaç duyan kişi, cemaatin önde gelen isimlerinden Abdullah Aymaz’dır. Bir Türk düşmanı ile el ele, kol kola herhalde Türkiye’nin çıkarlarını koruyorlar(!) Aynı yazıda, cemaatin Türkiye’nin hayrını pek istemeyen başka bazı kuruluşlarla da teması olduğu yazılmış. Washington’da bulunan Barış Etüdleri Enstitüsü kuruluşu ve Henri Barkey ve Graham Fuller gibi isimlerle de temasta oldukları kesin... Bilmem yoruma ihtiyaç var mı?

28 Nisan 1992 tarihinde “Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Avrupa ve Orta Asya Alt Komitesi” danışma toplantısına uzman olarak katılan Yale Üniversite si Profesörlerinden Firuz Kazemzadeh “ABD’nin Orta Asya’ya taşeron kullanarak girmesini, Türk yıldızına Amerikan arabalarının farlarını döndürmemesini, ortaklık kurulmamasını istiyor. Aynı şahıs, İngilizce eğitim veren kuruluşlarla taşeronluk anlaşması yapılmasını istiyor.”4 Amerika’nın Türk şirketleriyle ortaklık yapmasına karşı çıkan uzman, İngilizce eğitim yapanlarla taşeronluk yoluyla Orta Asya’ya girilmesini tavsiye ediyor. Yani eğitim ve ticaretin birlikte yapılmasını tavsiye ediyor ve İngilizce eğitim veren bütün kuruluşların desteklenmesini istiyor. Bugün Orta Asya’da İngilizce eğitimi T.C. Millî Eğitim Bakanlığı ve Cemaat okulları vermektedir. Aynı zamanda cemaat yaygın bir şekilde ticaret de yapmakta. Uzmanın önerdiği işlerin birlikte yapılması sizleri herhalde biraz dahi olsa düşünmeye sevk edecektir sanırım.

Buraya kadar verdiğimiz örneklerle cemaatin fikir kaynaklarını tesbit etmeye çalıştık. Her zaman ve her yerde bağlı olduklarını söyledikleri Said-i Kürdîyi de, onu tanıyanların yazılarıyla sizlere ileride tanıtacağız. Şunu kesinlikle söylebelirim ki, cemaatin fikir yapısında artık Said-i Kürdî’nin sadece adı kalmıştır. Cemaati yönetenler belki saygılarından, belki de ellerindeki manevî gücü kaçırmamak için, her yerde ve şartta mürşitlerinden söz etmeyi sürdürmelerine rağmen, yeni yetişen ve modern eğitim alan gençlerin fikrî cepheleri golaballeşen dünyanın sistemi olan liberalizmdir. Liberal sistem içinde, aradıklarını bulacaklarına inanan gençlerin önündeki örnek Amerika Birleşik Devletleri olduğundan, bütün güçleriyle o büyük ve erişilmez güce hayranlık duyup, ona benzemeye çalışmaktadırlar. İşte bu psikolojik olgu, artık cemiyetin ekonomik sisteminin temelini oluşturduğu için, kendini beğenen, beğenilmek istenen, hoşgörülü ve uzlaşmacı, bütün ahlâkî değerlerini sıfırladığı hâlde, bunları toplum içinde söylemekten kaçınan, para kazanmaktan başka bir düşüncesi olmayan liberal insanların toplandığı bir kurum ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu yüzden, tüm eleştirilere rağmen İngilizce eğitimden vazgeçemezler, eğitim ve ticareti birlikte yürütürler, amaçları için herkesi ve her yolu kullanırlar. Çünkü fikrî kaynakları bunun, böyle olmasını öğütler. Fukuyama’yı hatırlayınız ve Sayın Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’na kulak veriniz: “Ben liseden beri bu çemberin içindeyim. İngiliz ajanı Brawning İngilizce eğitimi, bir Türk okulu olan Yenişehir Lisesi’nde başlattı. Yirmi sene sonra da bu başarısından dolayı İngiltere Kraliçesinden madalya aldı.”5

“Amerika’daki Ford Vakfı’nın 70’lerde merkezine gittim. Bu vakıf Türkiye’de epey faaliyetlerde bulundu. Onlara “Hani siz Türkiye’yi komünizme karşı koruyordunuz? Nasıl oluyor da O.D.T.Ü. de komünistleri destekliyorsunuz?” dedim. Ford’un Türk ofisindeki adam yarım bozuk Türkçesiyle “Ne olacak?” dedi. Onlar liberal... Ha orada da uyandık. Ne demek liberal? Yani gayri millî”.6

“Batının bize biçtiği kefen, adımızı tarihten silmektir. Hiç şakası yok. 21. yüzyıla müslüman Türkler olmadan girelim diye düşünüyorlar. Topla, tüfekle bitiremediklerini dilsizlikle (Yabancı dille eğitim) bitirecekler.”7

Kazakistan’da İngilizce eğitim yapan bir cemaat okulunun açılısında davetli olan İngiliz büyükelçisi “Çok güzel bir iş yapıyorsunuz. Sizi kutluyor ve alkışlıyorum.” diyor ve cemaatin önderleri de bu tebrikleri kabul edip, İngiliz büyük elçisini alkışlıyorlar. Bu yöneticilerin, İngiltere kraliçesinden madalya alan İngiliz ajanı Brawning’ten ne farkı var acaba?

Dinler arası diyalog, hoşgörü yılı (1996), uzlaşma yılı (1997), Cemaat liderinin Papa ile görüşmesi (hangi sıfat, hak ve yetkiyle) haham başı ile üniversite açma, patrik ile el ele diz dize oturmalar, Amerika’da, mason ve mun teşkilâtları ile irtibat sağlama, yılbaşı gecesi kutlamaları vs. hepsi Fukuyama’nın tarifini yaptığı liberal insanın yapması gerekenler olduğu için yapılmakta. Yani cemaatin ve reisinin düşünce sistemi, tamamen beslendiği kaynağa uygun olarak gelişmiş ve liberalizmin istediği insanlar ortaya çıkmıştır. İşin ikinci cephesi ise, televizyon programlarındaki hutbelerde, camilerdeki vaazlarda ağlamalar, yalvarmalar... Masum halkı kandırmanın en güzel yolu...

Fikir cepheleri, onları, milliyetçilikten, ahlâkî değerlerden, vatan, millet sevgi ve kaygısından maalesef uzaklaştırmakta, sadece para kazanmaya sevk etmektedir. Bu yüzden mektepleri paralıdır, bu yüzden mekteplerinde yabancı dille eğitim yaparlar, bu yüzden mekteplerinde, Türk tarihi, Türk medeniyeti, Türk kültürü, Türk ahlâk ve mefkûresine dair bir ders okutmazlar, bu yüzden Papa ile, Hahambaşı ile Fener Rum Patriği ile kol kola, el ele dolaşırlar, bu yüzden Türk düşmanlığı tescillenmiş Yunan Lobisinden destek isterler. Bu yüzden yurtlarında kalan öğrencilere, milliyetçilikten söz etmeyi yasaklarlar. Bu yüzden siyasîlerle, bilhassa yetki sahibi olanlarla sıkı fıkı olurlar. Velhasıl, yumuşak, uzlaşmacı, üstün görünme duygusu içerisinde nazik ve sevecen bir görünümle muhataplarını etkilemeye çalışırlar. Yani liberal insanın tüm özelliklerini sergilerler. Tabiî ki, cemaate dışarıdan destek veren tüm yapılanlardan haberi olmayan masum halkımı bundan tenzih ederim. Ama onların da gerçekleri bilmeleri haklarıdır. Gerçekleri görüp anlamalarından sonra takınacakları tavır, onların masumiyetini veya gafletini gösterir.

Yurt dışında özel okul açan kuruluşların temsilcilerinin iştiraki ile Millî Eğitim Bakanlığında ilki 9-10 Ocak 1995’te, ikincisi 3-5 Mart 1997’de yapılan toplantıda, yurt dışındaki okul açanların temsilcilerinin sözleri de görüşümüzün teyidi şeklindedir.

SEYİT BEMBEL: (Başkent Eğim AŞ. TÜRKMENİSTAN): “Türkmenistan’ın 480 bin km2 yüz ölçümü vardır. Nüfusu 4.5 milyon civarındadır. Dünyanın en büyük doğal gaz yataklarına sahiptir. Ayrıca petrol de üretilmektedir. Yıllık 450 bin ton pamuk üretilmektedir. Bir taraftan Türk firmaları (cemaat firmaları) tarafından dünyanın en modern tesktil fabrikaları kurulmakta olup deri de önemli gelir kaynakları oranında yer almaktadır.”

SAADETTİN BAŞER: (Ufuk Vakfı-SİBİRYA-MOĞOLİSTAN): Fedakâr iş adamlarımızı buralara davet ediyorum. Birkaç değerli iş adamımız bir fedakârlık örneği sergilemek suretiyle okullarımızın bulunduğu şirketler kurmuşlar ve sponsorluk görevi üstlenmişlerdir. İş adamlarımız o ülkelerden kazandıklarıyla ülkemize döviz akışı sağlayarak ekonomik katkılarda bulunmaktadırlar.”

KÂMİL DEMİRKAYA: (Ertuğrul Gazi Şirketi. TATARİSTAN): “Tataristan ekonomik olarak Rusya Federasyonu içinde çok önemli potansiyele sahip bir ülke. Rusya’nın petrolünün dörtte birini Tataristan çıkarıyor. Rusya’nın en büyük kamyon fabrikasına ve petro-kimya tesislerine sahiptir.”

RECEP ÖZKAN: (Bahar Co-TAYVAN): “Geçen yaz Tayvan’daki en büyük üniversite’nin Amerikan Katolik üniversitesinin rektörünü Türkiye’ye getirdik. (Başka kimse yokmuş gibi).

ÖMER KUTLU: (Kenya Başkent Eğitim Şirketi-KENYA): “Kenya Doğu Afrika’da, ekonomisi Doğu ve Orta Afrika ülkeleri içerisinde en güçlü, Avrupa ve Amerika’ya açık, yaklaşık 30 milyona yakın nüfusa sahip ve 100 milyona yakın hinterlandı ile de Pasifik ülkelerinin ticarî sahada girdiği ciddî bir ülke... Fakat Türkiye’nin gerek ticarî gerekse eğitim sahasında herhangi bir faaliyeti yok.”8

Bu sözlerden sonra yorum yapmaya gerek var mı?

Cemaate neresinden bakarsanız bakınız, bunlardan başka bir şey görmeniz pek mümkün değildir. Bu da beslendikleri kaynaklardan dolayı doğaldır. Öyle ise; “yurt dışında bedava eğitim yaparak, ateistleri müslüman yapıyoruz, Allah rızası için hizmet veriyoruz, Türkiye dostu gençler yetiştiriyoruz” gibi lâfları bir kenara bırakmalılar ve masum milleti aldatarak ellerinden aldıkları paralarla, oralarda lüks arabalarla gezmeyi, krallar gibi yaşamayı da televizyonlarında sergilemelidirler.

Yazımızın son bölümünde, Orkun’da yazdıklarıyla Cemaat okullarının bedava avukatlığına soyunan, sayın Yavuz Bülent Bâkiler Bey’e de izninizle birkaç küçük hatırlatmalar yapmak istiyorum.

Sayın Bâkiler, yazınızı dikkatle okudum; anladığım kadarıyla, cemaat okulları Türk Dünyasına hizmet götürdükleri için, onlara bağlısınız ve onlar hakkında her türlü menfî yazıya anında cevap vermekle yükümlüsünüz. Ve görevinizi de gerçekten iyi yapıyorsunuz. Yalnız, Türk Dünyası’na eğitim alanında hizmet veren tek kuruluş, cemaatin okulları değil... Türk Dünyası’na adını veren, ilk defa oralara giden ve yaptığı eğitim çalışmalarında Türkiye Türkçesini kullanan Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nı ve o vakfın açtığı okulları görmezden geliyorsunuz ve onları yok farz ediyorsunuz. Burada her zaman şikâyetçi olduğunuz çifte standardı kendiniz yaratıyorsunuz. “Işığın Gülleri ve Işığın Süvarileri” sadece cemaate hizmet edenler mi?

Hatırlayınız, 1999 yılının Nisan ve Mayıs ayında sayın Tenzile Rüstemhanlı Hanımefendi ile birlikte “Bakü Türk Dünyası Atatürk Lisesi”ni ziyaret ettiniz. Gördüklerinizi ve aldığınız bilgileri, o kadar insanın huzurunda Türkiye gazetesindeki köşemde yazacağım, dediniz. Ama yazmadınız. Niçin söz verdiğiniz bir işi yapmadınız? Belki, gönlünüzden yazmak geçti, ama yazamadınız. Bu, sizin bu konuda ayrımcılık yaptığınızın göstergesi değil mi? Orkun’daki yazınızda cemaat okullarını tanıtan ve Samanyolu TV’de yayınlanan 30 kadar program yaptığınızı yazıyorsunuz. Acaba bir programı da Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın okullarından birini tanıtmak için yapamaz mıydınız? Yapmazsınız, çünkü bu vakfın size verecek bir şeyi yok. Ama cemaat öyle mi? Elbet onları anlatacak, onları methedeceksiniz. Türk Dünyası’nın çok çeşitli bölgelerinde fîsebilillâh hizmet eden ve yıllarca sizi okuyarak seven, o fedakâr ve cefakâr öğretmenler sizden, onlardan bahseden birkaç sözü ne kadar duymak istiyorlar biliyor musunuz? Ama siz cemaate hizmet için, esas hizmet erlerini unuttunuz ve cemaati methederken, sizi gerçekten sevenleri bir kenara koydunuz.

Şimdi, şöyle bir düşünün, sizin cemaate bağlılığınız sadece gönülden mi? Başka bir bağınız yok mu? Bunu her yerde yazıyor ve söylüyorsunuz. Ama gerçekten başka bir bağınız yok mu?

DİPNOTLARI

1- Yurt Dışında Açılan Özel Eğitim Kurumları Temsilcileri II. Toplantı, Millî Eğitim Bakanlığı Yurt Dışı Eğitim Genel Md. Yayını-Ankara-1997. shf. 52-53-54-61-62-63.

2- Tarihin Sonu ve Son İnsan-François Fukuyama-shf. 14-15-176.

3- Sabah 19.06.1998

4- Amerika Birleşik Devletlerinin Orta Asya Politikası-Trabzon-Eylül 1993-shf. 17-32.

5- Oktay Sinanoğlu-Orkun Dergisi Sayı: 1 Mart-98 Sayfa 16.

6- Oktay Sinanoğlu-Orkun Dergisi Sayı: 1 Mart-98 Sayfa 17.

7- Oktay Sinanoğlu-Orkun Dergisi Sayı: 1 Mart-98 Sayfa 18.

8- Yurt Dışında Açılan Özel Eğitim Kurumları Temsilciler II. Toplantı, Millî Eğitim Bakanlığı Yurt Dışı Öğretim Genel Müdürlüğü Yayını Ankara-1997. shf. 52, 53, 61, 63, 101, 111.