1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Çare: Milliyetçi, çağdaş, güçlü Türk Devleti

Turgay Tüfekçioğlu
TÜRK milleti son ikiyüz yıldır batının saldırgan ordularıyla ve içimizdeki işbirlikçileri ile Balkanlarda, Çanakkale’de, Kafkaslarda, Arabistan çöllerinde ve son olarak da Polatlı ve Eskişehir önlerinde savaştı. Sonunda düşmanı yendi İzmir’de denize döktü. Yaptığımız bu savaşlarda kaybettiğimiz yüz binlerce şehidimizin kanları pahasına kurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin şimdi 2003’de kuruluşunun 80. yılındayız. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başlangıcında yani Atatürk’ün önderliğindeki (1923-1938) yılları arsında takip edilen ana siyaseti; Türk milliyetçiliğine dayanan, güçlü Türkiye için millî sanayisini kurmayı amaçlayan, batıyı taklit eden değil, çağdaş bilime ulaşmayı benimsemiş Güçlü Türkiye hedefiydi. Çünkü binlerce yıllık tarihinin Türklere öğrettiği; devletleri güçlü ise var olunduğu yoksa başka milletler içinde eriyip tarihten yok olunduğu gerçeğidir. Bu ruhla Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN Türk milletine radyodan hitapları inanmış bir insanın ses tonuyla “Türk Milleti” diye başlarken, sonradan Cumhurbaşkanı olan İsmet İNÖNÜ’nün radyo konuşmalarında bu defa hitabı “Vatandaşlarım” olmuştur. Şimdilerde ise Türkiyelilik kavramına kadar gelinildi!..

1938’de büyük Türk milliyetçisi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ölümü ile başlayarak adım adım 1923’de belirlenen hedeflerden dönülmüştür. 1938 sonrası hedeflenen yeni siyaset, Avrupa’nın nüfuzunu kabul etmek olmuştur.

Bu yeni siyaset değişikliği İsmet İNÖNÜ’nün Cumhurbaşkanlığında 19 Ekim 1939’da Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü ARAS tarafından İngiltere ve Fransa ile yapılan üçlü anlaşmalardan sonra “Türkiye Avrupa’nın nüfuzunu kabul etmiştir” diyerek açıkça dünyaya ilân edilmiştir.

Yani İNÖNÜ dönemi genel anlamda batının nüfusunu kabul etmek, batının dümen suyuna girme ve kültürünü benimsemek demekti. Aynı bu doğrultudaki düşünce yapısıyla gelinen 2003 Türkiyesinde bugün yaşananlar ve gelinen iktisadî, siyasal, askerî ve kültürel konum bunu acı bir şekilde doğrulamaktadır. Son 65 yılda gelinen yapı özetle şudur; Batıya silâh temininde ve güvenlik anlaşmalarıyla bağlı bir askerî yapı, batı değerlerini benimsemiş bir kültürel gidişat, batının siyasî uydusu hâlindeki bir birliktelik ve kırk koldan batıya borçlu, bağımlı bir ekonomik yapı... Özellikle de son yıllarda bütün bu gerçeklerin üstünü örtüp milletin görmesine engel olan AB örtüsü.

İnönü devriyle başlayan ABD ve diğer batılı kurumlarla ikili anlaşmalar yapmak 1938 sonrası Türkiye’nin en önemli siyasî dönemecidir. (ABD’den ilk borç alma anlaşması 23 Şubat 1945, Dünya Bankası ile 14 Şubat 1947’de, IMF ile 11 Mart 1947’de, Truman Doktrini 22 Nisan 1947’de, Marşal Plânı 4 Temmuz 1948’de, NATO’ya giriş 18 Şubat 1952’de... gibi) ekonomik, askerî ve siyaset değişiklikleri yanında millî kültürden uzaklaşmanın başlangıcı olan Yunan klâsiklerinin devlet tarafından tercüme ettirilip kitap olarak bastırılarak başta millî eğitim okullarında okutulması gibi yanlışlarla bu günlere getirilen Türkiye’yi ilk kuruluş amacından saptıran en önemli siyaset değişiklikleridir.

Halbuki 18. yüzyılda Osmanlının çöküş döneminde görülmeye başlayan Batı dünyasının ekonomik, siyasî, askerî ve kültürel yapısının dümen suyuna girme ruh hâli Türk milleti tarafından İstiklâl Savaşı’yla ret edilmişti .

Son dönem Osmanlı’da görülen batı nüfuzuna (etki alanına) doğru kayış ne yazık ki 1939 sonrası yeniden başlamıştır ve 12 Eylül 1963 Ankara Anlaşmasıyla AET ye Türkiye adına yapılan başvuru Batıya doğru kayıştaki en önemli yazılı belgedir.

1963-2003 arasındaki iktidarların yaptıkları AB’ne yakarma, ödün verme, kapısında bekleşmedir ve bu süreçte Türk milletinin temel kurum ve kazanımlarını bu uğurda hoyratça harcamışlardır.

Kıbrıs bu süreçteki en acı örnektir. 1995 Gümrük Birliği Anlaşması ve 1999 Helsinki zirvesinde AB’ne verilen tavizlerin sonucunda ve bugünlerdeki AB dayatmalarıyla Loizidu’ya ödenen 1.1 milyon Euro maddî tazminatlar gibi boyun eğişlerle KIBRIS adım adım kaybedilmektedir. Batının AB maskesi arkasında yaptıklarını yıllardır yazıyoruz, söylüyoruz, bitmiyor, çünkü Batının ana hedefi sonunda Türkiye’yi bitirmek olduğundan şeytan üçgenine aldığı Türkiye’ye karşı AB paydasında birleşmiş ve güç birliği yapmış olarak ortak hareket ediyorlar.

Türk milletinde toplum bilinçlenmesi yani asabiye duygusunun aslında çok yüksek olduğunu iyi biliyoruz. Bu bilincin emsalsiz örnekleri olan yüz binlerce kahraman şehidimizin ve gazimizin içinden ki, şehit Şerife Bacıları, Nene Hatunları, Şehit Yahya Çavuşları, Koca Seyit Çavuşları..., her fırsatta yazmaya, gençlerimizin onları tanımalarına aracı olmaya çalışmaktayız. Bunun ayrıca yapılmasının gerekli millî bir görev olduğunu da bilmekteyiz.

Son yüzyılda Osmanlı’nın batı tarafından yıkılması üzerine yerine kan ve irfanla kurduğumuz Türkiye Devletine geçişte millet mektebi gibi faaliyet gösteren TÜRK OCAKLARI çok önemli işler yapmıştır. Türk Ocaklarının öncü fikrî gelişimi Türk aydınları içinde Balkan bozgunu sonrası olmuştur. Bu fikrî yapı 1912’de resmen TÜRK OCAKLARI olarak İstanbul’da kurulmuş ve hızla tüm yurda dağılmıştır. 1906 Balkan bozgunu sırasında Balkanlarda Türklere yapılanlar tam bir katliamdır, vahşettir, soykırımdır. Türk milleti yüzlerce yıldır yaşadığı, vatan yaptığı Balkanlardan Batının Osmanlı içinde edindiği işbirlikçileri vasıtasıyla sökülmüş, atılmıştır. Edirne gerisine kadar ancak canını kurtarabilenler perişan bir hâlde sürülmüştür.

1908‘de Meşrutiyet ilânıyla Osmanlı’nın ana unsuru olan Türkler de bu ortamda Türklük millî bilinci etrafında yapılanmaya başlamışlardır. Bu durumu anlatan bir örneği Sayın Prof. Dr. Mustafa KAFALI hocamdan dinledim; Hocamızın babası Mehmet SAİT 1884 doğumludur. 24 yaşında genç bir hakimken 1908’de Meşrutiyet ilânından sonra gelişen Türkçülük akımı ile adını Mehmet SAİT iken ERTUĞRUL olarak değiştirmiştir. Bu olay bize Türkçülük fikirlerinin nasıl yayıldığını gösterir. 1881 doğumlu olan Mustafa Kemal ATATÜRK de aynı yılların genç bir subayıdır. Babasının 1888’de ölümünde 7 yaşında olan Mustafa askerî orta okula başlayana kadar Hüseyin dayısının yanında Rapla çiftliğinde kalmıştır. Dayısı Hüseyin Ağa da şuurlu bir Türk milliyetçisi olup, Mustafa Kemal’in Türk milliyetçisi olmasında ilk fikir önderidir. Özetle Türk Ocakları bir fırın hamuru ekmek yapan nasıl bir avuç maya ise 1912 sonrası Türk Ocakları da TÜRK MİLLETİNİN mayası olmuştur. Bu mayadan olanlardan biri de Edirne’de Balkan Şehitliğinde yatan binlerce Mehmetçikten birisi olan Kayseri Develi’den YUSUFOĞLU MEHMET’tir. Şehit olduğunda göğsünden çıkan aşağıdaki satırları sade şiir sananlar öyle anlasınlar. Benim için ise yerine getirilmesi gereken bir emirdir. Bazı omurgasız sürüngenler için ise millet ve vatan kavramları bir hiç olduğundan bu şiirin onlar için hiçbir anlamının olmayacağı tabiîdir.

YURT İÇİN VERDİK AZİZ CANIMIZI

ZAMAN DÜŞTÜKÇE ALIN İNTİKAMIMIZI

KALBİNİZDEN SİLMEYİN DÜŞMAN MEZALİMİNİ

BİZDEN ESİRGEMEYİN MÜBAREK FATİHANIZI

10 Haziran 1913

Kayseri Develili

Yusufoğlu MEHMET.

Çare; Yukarıdaki şiirin sahibi Şehit MEHMET’ler gibi nice şehidin kanlarıyla kurdukları Türkiye Cumhuriyeti’ne AB örtüsü altında el koyma oyunlarını bozmadır.

Çare; Düşmanın hücum ettiği cephelerin milletimiz ve özellikle de aydınlarımız tarafından inançla savunulmasından geçer. Düşman yani Türk Devleti’ni yıkmayı amaçlayan güçler öncelikle milletimizin millî, iktisadî, askerî, kültürel bünyesine yani ana değerlerimize cepheden saldırmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin sonuna kadar savunulacak ana değerlerinin özeti şunlardır:

TEK DİL, TEK BAYRAK, TEK MİLLÎ MARŞ, TEK BAŞKENT, TEK MİLLET, TEK VATAN, TEK DEVLET.

Çare; Bir an önce tek yanlı ekonomik sömürge anlaşması olan Gümrük Birliği Anlaşmasının gözden geçirilmesidir.

Çare; Yabancılara toprak satışı gibi surlarda delik açan tüm yasa değişikliklerinin geri alınmasıdır.

Çare; Türk millî eğitimini kökünden yıkacak AB gençlik programları. Etnik ayırımcılığı körükleyecek ikiz yasalar... vb gibi tekil millî devletimizi kısa sürede bitirecek tüm yanlışlardan hemen dönülmesidir.

Çare; Devletimiz 1923’ten beri vardır. Bu var oluşunun devamı için yapılacak olan sadece bu eseri kollamak, güçlendirmek, yüceltmektir. Tek hedef MİLLİYETÇİ, ÇAĞDAŞ, GÜÇLÜ TÜRK DEVLETİ’dir.