1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Çanakkale'ye Yürüyüş

Şükrü Karaca
Askerlik hizmeti için ana kucağından Peygamber ocağına saçı kınalı olarak: "Milleti yolunda, vatan uğrunda ya gazi ol, ya şehit" ülkü ve duaları ile uğurlanmış Türk yiğitlerinden Kore ve Kıbrıs gazileri, 86 yıl önce şehit olmuş dedelerini ziyaret etmek için marş ve kahramanlık türküleri söyleyerek Çanakkale'ye gittiler (13 Haziran 2001).

Kafilemizi Edremit girişinde 19. Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral sayın Yalçın Pehlivanoğlu'nun emirleriyle askerî "eskort" karşılayıp, subay gazinosuna götürdü. Çok sıcak ve nazik bir karşılamadan sonra, bir saatten fazla istirahat ve bu istirahat esnasında da muhtelif ikramlar yapıldı. Muharip Gaziler adına Tugay Komutanlığı'na "plâket" ve hediyeler takdim edilerek vedâ edildi. Vatan aşkı ile yanan gönüllerimizi Boğaz'dan esen rüzgârla serinleterek Eceabat'a geçtik. Kıyalara yakın sırtlarda, vatan kucağına destursuz girmek isteyenlere, "Mehmetçik" adı ile sembolleşen uluğ Türk milletinin şu ihtarı ile karşılaşılır:

"Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sâkit yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir."

Geceyi Gelibolu Askerî Hastahanesi'nde geçirmek üzere yolumuza devam ettik. Yemekten sonra akşam ve yatsı namazlarını "Süleyman Paşa Camii'nde eda ederek şehitlerimize ve gazilerimize bu ulu mâbetten bir daha fatiha ve ihlâslar okuyup hediye eyledik. İstirahate çekildikten sonra "Mehmet beş, koğuş beş" sesleri ile sanki Nusret'in mayın dökerken duyulmamasını istediği sesleri duyar gibi oldum.

Diğer taraftan:

"Kimimiz nişanlı, kimimiz evli; of gençliğim eyvah" türküsü ile, sevgiliye olan hasretin kavurucu aşkını dile getiren bir Mehmedin sesini de duyuyorduk. "Analar babalar mektubu kesti" ama, ümidini kesmediği anlarda, İstanbul Selimiye Kışlası'na götürmek istediği kolu, bacağı kopmuş, bir gözü çıkmış, ayet yüzlü suratı parçalanmış Mehmetçiğin bindirildiği "Akbaş Gemisi" kahpe düşmanın topları ile sulara gömülürken, sağlam kalmış tek gözlerinden sevinç gözyaşları akıtarak, tek kollarıyla mevzilerdeki arkadaşlarına gülerek el sallıyorlardı.

Bu ziyaret münasebetiyle gazilerin maddî ve mânevî bütün ihtiyaçlarını Ege Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanı sayın Orgeneral Tamer Akbaş'ın karşıladığı 44 kişilik kafile, vatana hizmet etmenin hazzı, huzur ve gururuyla Türk millî tarihinin şerefli bir sahifesi olan Çanakkale şehrimizi ziyaret ederek mukaddes destanı kanları ile yazan yüzbinlerce şehidin huzurunda, toplu hâlde dualar edip, fatihalar okudular. Gözlerden akan yaşlar ya Tanrı'ya doğru açılmış avuçlara, ya da toprağa düşerek Tanrı'nın huzurundaki şehitlerimizin kanlarına karışıyordu. Gazi torunların şehit dedeleriyle olan bu vuslatı doğrusu görülmeye değer ulvî bir manzara idi.

Çanakkale 2. Kolordu Komutanlığı'nın vazifelendirdiği mihmandarın ve gerek İzmir Muharip Gaziler Derneği Başkanı (Em. Albay) Saldıray Hakgüder'in, gerekse Kıbrıs gazisi Şükrü Karaca'nın anlatmış oldukları Çanakkale Muharebeleri ve Türklük ile alâkalı vak'a ve hâtıralar duygu yüklü gazileri iyice heyecanlandırmış, âdeta onları tekrar muharebe meydanlarına sürüvermişti. Sanki gönül ve ruh birliği edip hep bir ağızdan:

"Anlat bana bir parçacık ecdadımı anlat,

Muhtacım o efsaneye, tarihe masal kat.

Yattıkça, büyük dağ gibi bir gövdesi varmış;

Kalkınca, uzar gölgesi dünyayı tutarmış.

Öldükçe yaşarmış yeniden hâdiselerde,

Muhtacım o ecdada yalandır deseler de."

diyorlardı.

Millî Mücadelenin sembolü olan ay-yıldızlı kalpakları ile şehitlikleri ziyaret eden gaziler, şehitliklerimizin muhtelif yerlerinde İngilizlerle karşılaşınca, karşılarındakilere başları dik, alınları lekesiz ve vakur bir vaziyette ayrı ayrı "hoş geldiniz" deyince, aziz şehitlerimizin torunları olan kahraman gazilerden âdeta: "İngiltere'den gelip, yalan söyleyerek sizin dindaşlarınızı da kandırıp, onlarla beraber, kendi yurdunuzda dedelerinizi öldürüp şehit ettik... Tarihin en kahraman ve en mazlum milletini yok etmek istedik ve biz bunu, tarih boyunca hep yaptık. Ey âlicenap milletin kahramanları, sizden özür diliyoruz; bizi affedin..." dercesine ağlamaya başladılar. Bizlerle fotoğraf çektirirken kendi çocuklarına "hep birden 'barış' deyiniz" diye ikaz ettiler. Yaşlı gözlerin seyrettiği manzara ise:

"Ölü indirmede gökler, ölü püskürmede yer,

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer" di.

Türk milletinin mukadderatının yazıldığı "261 rakımlı tepe" de: "Vatan ve millet sana ebediyyen minnettardır." diyerek en büyük gaziyi selâmlayan gaziler, dillerinde: "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayınız! O'nlar Rablerinin katında diridirler." ayetini terennüm ederken, vatan ve şehitlerimize vefa borcunu ödemenin huzuruyla Kumkale ile Seddülbahir arasında âdeta bir mahya gibi asılı "Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar." mısraını okuyarak vedâ ettiler. Aziz şehitlerimiz de torunlarını:

"Bizi hiç tasalı görmez bu yerler;

Yiğitler, ölürken bile gülerler,

Yeter ki yaşayan er oğul erler,

Bizi çiğnetmesin ayak altında."

diyerek, düşmanın denize döküldüğü yere, İzmir'e uğurladılar.