1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

BÜYÜK BİR ÜLKÜ ERİ

Altan Deliorman

Değerli dinleyicilerimizi saygıyla ve sevgiyle selâmlıyorum. Sevgiyle selâmlıyorum, çünkü Atsız gibi bir şahsıyetin aziz hâtırasını bir kere daha yâd etmek için bu salonu doldurddular. Bunu bir vefa ve kadirbilirlik örneği olarak telâkki ediyorum. Vefakârlık ve kadirbilirlik, milletimize has bu iki haslete son zamanlarda gittikçe daha az rastlanır olmuştur. Bu bakımdan, takdirlerimi ayrıca ifade etmekten mutluluk duyuyorum.

Kıymetli arkadaşlarım, Atsız Bey’in çeşitli yönlerini liyakatla belirttiler. Sınırlı bir zaman dilimi içinde ancak bu kadarı yapılabiliyor. Atsız, çok yönlü bir şahsiyet. Eğitimci, yazar, şair, romancı, tarihçi, Türkolog, fakat bütün bunların ötesinde büyük bir ülkü ve mücadele adamı. Onu bütün yönleriyle anlatmak ve anmak, zaman sınırlaması olan böyle bir toplantıda elbette mümkün değil. Ben de, Atsız hakkında genel bir değerlendirme yapmakla yetineceğim.

Atsız Bey, otuz yıl önce, 11 Aralık 1975’te gözlerini hayata kapamıştı. Bu kayıp, onu tanıyanların ve Türkçülüğe gönül verenlerin yüreklerinde hâlâ dinmeyen bir sızıdır. Onu tanımış ve ona sevgiyle bağlanmış olanlar bu dünyadan yavaş yavaş ayrıldıkça, duyulan acılar da azalacak, fakat Atsız’ın aziz hâtırası gittikçe yücelecektir. İlerdeki Türk nesilleri, Atsız’la aynı dönemde yaşamamış olmalarına hayıflanacaklar veya onun kendi çağlarında yaşamış olmasını arzulayacaklardır.

Büyük ülkücüler, inançları uğruna çile çeken, olmadık ızdıraplara katlanan, her türlü belâya mertçe göğüs geren; serveti, şöhreti, mevki ve makamı elinin tersiyle itebilen, kendi hayatlarını hiçe sayan kahramanlardır. Günümüzün kahramanları, sadece savaş meydanlarından çıkmıyor. Everest’e ilk tırmanan dağcı da, buzlar arasında donarak hayatını kaybeden kutup kâşifi i de, bütün hayatını Afrika’nın ücra bir köşesindeki insanların sağlık hizmetine vakfeden hemşire de birer kahramandır. İnançları yüzünden zindanlara atılanlar, açlığa mahkûm edilenler, en tabiî hakları ellerinden alınanlar da birer kahramandır. Atsız, bu vasıfların hepsini 70 yıllık hayatına sığdırmıştır.

Toplumlar, zaman zaman ahlâk zafiyetiyle malûl duruma geliyorlar. Kalabalıkların üzerine çöken bu meş’um gölge, insanları sahte kahramanlara itaat etmeye, şişirilmiş şöhretlere alkış tutmaya, eğilip bükülmeye zorluyor. Bu ağır ve görünmez baskıya direnmek, sanıldığından daha güçtür. Atsız’ın dimdik ve dosdoğru yaşanmış hayatında böyle bir lekenin zerresine rastlanmaz.

Türkçülük, Türk milletinin dünyada lâyık olduğu yere gelmesini, bağımsız ve müreffeh bir hayat sürmesini amaçlayan ülkünün adıdır. Atsız’ın bütün hayatı, Türkçülüğün güçlenmesi, gelişmesi ve yayılması için çalışmakla geçmiştir. Bu davranış, şüphesiz ki takdire lâyıktır. Ama, ne hazindir ki, takdir beklemeyen Atsız, daima tekdire mâruz kalmıştır. O, içinden yetiştiği toplumun saadeti için bütün hayatını vermiştir. Buna karşılık, aynı toplum, ona zindanları, yoklukları, yoksunlukları reva görmüştür. Bu sebeple, her ferdinin üzerinde hakkı olan toplumun, Atsız üzerinde hiçbir hakkı yoktur. Atsız, ebedî âleme, mensup bulunduğu toplumdan alacaklı olarak göçmüş nadir şahsiyetlerden biridir.

Atsız, kabiliyeti, çalışkanlığı ve Türklük sevgisi sayesinde büyük bir Türkoloji bilgini olmanın henüz ilk adımlarını atarken, akademik hayattan mahrum bırakılmıştır. Bu hata, milletimiz ve bilim dünyamız için ciddî bir kayba yol açmıştır. Atsız, üniversite dışında da çalışmalarına devam etmiş; Türk tarihi ve Türk kültürü üzerine değerli eserler vermiştir. İlmî faaliyeti, onun görüşleri dikkate alınması gereken bir düşünür ve bilim adamı olmasını sağlamıştır. Kaybeden Atsız değildir.

Sadece üniversite açısından değil, öğretmenlik hayatı bakımından da devlet Atsız’a lâyık olduğu yeri vermekten daima kaçınmıştır. Atsız’ın, üniversiteden ayrıldıktan sonra 1969’da emekli olana kadar 36 yıllık devlet hizmeti vardır. Bu sürenin ancak yedi yılı resmî okullarda Türkçe ve edebiyat öğretmenliği ile geçmiştir. Malatya Ortaokulu’nda, Edirne Erkek Lisesi’nde, Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’nda ve son olarak da Haydarpaşa Lisesi’nde, altı yıl da, Yuca Ülkü ve Boğaziçi liselerinde olmak üzere, özel okullarda öğretmenlik yapmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki eski eserleri tasnif komisyon uzmanlığı ise on sekiz yıl devam etmiştir. Demek ki, geri kalan beş yılda devlet Atsız’a görev vermemiş, onu hapislere gönderdiği gibi açlık ve yokluğa mahkûm etmiştir.

Özel hayatında son derece nazik, cana yakın ve hoşgörülü olan Atsız’ın, millî meselelerde aynı ölçüde sert ve haşin olması çok kimseye yadırgatıcı gelebilir. Ama, bu büyük ülkü ve inanç adamlarının çoğunda ortak ve karakteristik bir vasıftır. Şahsımıza yapılmış bir hakareti bağışlayabilir veya yanlış bir davranışı hoş görebiliriz. Ama, milletimize yönelmiş bir kötü niyeti bağışlama hakkımız yoktur, olmamalıdır. Bu açıdan bakıldığında, Atsız’daki farklı kişilikleri ve bu kişilikler arasındaki tezadı daha iyi anlamak mümkündür.

Türkçülük, gelişmesini şüphesiz çok değerli fikir, yazı ve teşkilâtçı kadrosuna borçludur. Bu kadro içinde, Atsız, bitip tükenmek bilmeyen gayreti, işlek kalemi, hitabet kudreti, azmi, sabrı ve tahammülü ile müstesna bir yer tutar. Yaşadığı olaylar. mâruz kaldığı haksız muameleler ve fedakârlığı, onun adını, bu kadro içinde ön plâna çıkarmıştır. Bu sebeple, “Atsız” adı, kırk yılı aşkın bir süreyle Türkçülüğü temsil etmiştir. O kadar ki, ölümünden otuz yıl sonra, bugün bile Atsız adı Türkçülüğü, Türkçülük Atsız adını çağrıştırmaktadır. Böyle bir şeref her kula nasip olmaz.

Atsız’ın Türklüğe olan derin sevgisi ve yaptığı hizmetler, milletimiz tarafından gün geçtikçe daha iyi kavranmaktadır. Kadirbilir Türkçüler ve ülkücüler, onun ölüm yıldönümlerinde Türkiye’nin her tarafında aziz hâtırasını anmak için toplantılar düzenliyorlar. Atsız’ı kendilerine örnek edinen genç nesiller yetişiyor. Atsız hakkında yazılar, kitaplar yayınlanıyor. Bunların hepsi güzel ve yaraşır işlerdir. Gittikçe daha büyük ölçüde yapılması gerekir. Fakat, Atsız’ın ruhunu asıl şad edecek olan, kendisinden sonraki nesillerin, Türkçülük yolunda giderek artan bir gayretle çalışmalarıdır. Nesiller değiştikçe Türkçülük bayrağı el değiştirecek, fakat asla yere düşmeyecektir. Türkçülük bayrağının yükselmesi, Türk milletinin yükselmesi demektir. Ömürlerini bu yolda harcayanlar, Atsız’ın hâtırasına en büyük saygıyı göstermiş olacaklardır.

Atsız’ın kaybından sonra Türkçülüğün üzerine serilmiş atalet örtüsü yavaş yavaş kalkıyor. Art orda gelen hamlelerle Türkçülük yerinden doğruluyor, sert ve emin adımlarla zafere doğru yürüyor. Yaşasaydı eğer, Atsız, bu şahlanıştan gurur duyardı.

Atsız Bey, bu dünyadan bir efsane gibi gelip geçti. Atsız’ı tanımış olup da şimdi hayatlarının sonbaharını sürenler, onu her geçen gün daha fazla özlüyorlar.

Onlardan biri de benim.

Beni sabırla ve ilgiyle dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim.

“Doğumunun 100. yılında Nihâl Atsız”

konulu açık oturumdaki konuşma

Ankara Türk Ocağı, 12 Ocak 2005