1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Budun, Millet, Ulus

Turgay Tüfekçioğlu
3 Mayıs’ın Türkçüler günü olmasının yanında, 13 Mayıs’ın Türkçe’nin kutlama günü olması, 19 Mayıs’ın da Millî Egemenlik, Gençlik ve Spor Bayramı oluşu Mayıs ayını Türkçü etkinliklerin kutlandığı bir ay hâline getirmektedir.

13 Mayıs 1277 tarihinde KARAMAN’ın Balkusan köyünde şuurlu bir Türkçü olan Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından çok önemli bir ferman yayımlanmıştır: “BUNDAN SONRA HİÇ KİMSE SARAYDA , DİVANDA, DERGÂHTA VE SEYRANDA TÜRKÇEDEN BAŞKA DİL KULLANMAYACAKTIR. DEFTERLER DAHİL TÜRKÇE YAZILACAKTIR.” Bu fermandan 726 yıl sonra bu yıl da Karaman’da binlerce yıllık geçmişi olan Türkçenin 2003 yılı kutlamaları yapıldı. “KARAMANOĞLU Mehmet Beyin Türklere verdiği çağları aşıp gelen bu emrin verildiği köy Balkusan’dır. Bu köyün adı da Uygurların eskiden başşehri olan Balasagun’dan gelmektedir. Yani Karamanoğlu’nun emri tüm Türk Dünyasını kuşatan, köklerini Orta Asya’dan, Doğu Türkistan’dan alan Türk Dünyasını bütünüyle kapsayan bir buyruktur. Dünyada kendini Türk kabul eden yüz milyonları kapsar.

Karamanoğlu Mehmet Bey’in şahsında binlerce yıllık geçmişi olan Türkçemiz, bu yıl da anılmasına anıldı da, acaba herkes tarafından anlaşıldı mı? İşte orası şüpheli! KÜLTÜR Bakanlığı ki, en başta Türkçemiz gibi temel millî öğelerimizi koruyup geliştirmek bakımından millet hayatı için çok önemli bir bakanlığımızdır. Bu kadar önemli bir bakanlığımızı, içeriği, ilgi alanı tamamen farklı Turizm Bakanlığı ile birleştirmek, Karamanoğlu’nu hiç anlamamanın ne yazık ki günümüzde acı ve düşündürücü bir göstergesidir.

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Türkiye’de, Türk çocuklarına, Türk okullarında Türkçe eğitim vermenin hayati önemini ve gerekliliğini, bunun aksine İngilizce dilinde eğitim yapmanın ileride nelere gebe olduğunu kitaplarında yazmakta, yurdun her köşesindeki sohbetlerinde usanmadan anlatmaktadır. Türk milleti bu konuda anlatılanların doğruluğunu ve hayati önemini artık çok iyi anlıyor.

Sinanoğlu hocamızın ana dil konusunda ortaya koyduğu tespitleri hâlâ anlamayanlar varsa, onlara bir de batılı ünlü bir dil bilimci olan DAVİT CRYSTAL’ın 2000’de yayımlanmış “Diller in Katli” adlı ünlü kitabını okumalarını tavsiye edelim. DAVİT CRYSTAL’in, bu eserinde önemle belirttiği milletlerin ana dilinin üç adımda nasıl yok edildiğidir. Üç adımı kısaca burada özetleyelim:

1. Adım: Dış devletin kendi yabancı dilinin konuşulmasını sağlamak için yaptığı baskı dönemi: Teşvikler, kanunlar, moda yaratmak, özenti doğurmak…vb.

2. Adım: Millet hayatına çift dilli dönemin sokulması. Artık yabancı dille eğitim her yere yayılır. Ana okulundan, ilk ve orta öğretimden sonunda yüksek öğretime kadar her seviyedeki eğitime yabancı dil yayılır. Meslek edinme için meslekî bilgi değil, lâzım olsun olmasın ısrarla yabancı dil ön şartı aranır. İş ilânları yabancı dilde verilir, ana dil ikinci plâna itilir. Bu adıma bizim ülkemizden güncel bir örnek verirsek: TRT gibi Türk Milletinin malı olan millî bir kuruluşumuzun milletlerarası bir şarkı yarışmasında İngilizce bir parça ile Türkiye’yi temsil ettirmesi en acı misâldir.

3. Adım: Genç nesil ana dilini bilmez. Yabancı dil artık onun ana dili olmuştur. Çünkü ana okulundan başlayarak tüm eğitime yabancı dil yayılmıştır. Genç nesil esas ana dilini konuşmaktan utanır, ana ve babasını, yaşlılarını “eski dille” konuşuyorlar diye horlar, onları “geri kafalılıkla” suçlar. “Millî dil on yılda ölür gider.”

Bizler millet olarak ana dilimizi korumalı ve kollamalıyız. Bu birinci görevimizdir. Bugün Türkçenin önündeki esas tehlike yabancı dille eğitimdir. Bu gerçeği görmememizi isteyen bazı dış güçler tarihimizin ve içinde bulunduğumuz coğrafyanın bize getirdiği binlerce yıllık zaman dilimi içinde Türkçenin dilimize kazandırdığı, bugün için artık bizim malımız olan bazı kelimeleri dilimizden söküp atma gayretleri içindedirler.

Orkun Dergisinin Nisan 2003 tarihli 62. sayısında Sayın Harun Şahin Beyin Millet ve Ulus konularındaki değerli tespitlerine aynen katılıyorum. Bu bağlamda, ben de Türkçede sıkça kullanılan BUDUN, MİLLET ve ULUS kelimelerinin anlamlarını irdeleyerek bu konuya katkıda bulunmak istiyorum.

Bilindiği gibi Türkçemizin en eski örneklerinden birisi “ORHUN ABİDELERİNDEKİ TÜRKÇE YAZITLARDIR”. Orta Asya’daki edebî dili yüksek bu yazıtlar Türkçe’nin temel taşlarından biridir. Bu yazıtlar hakkında yazılmış en önemli eserlerden birisi Hüseyin Namık ORKUN’un “ESKİ TÜRK YAZITLARI” kitabıdır. Bu kitabın sayfa 52-53’de şimal (kuzey) yüzü 12. satırda:

-

Orhun yazıtları konusundaki ikinci önemli kitap Prof. Dr. Muharrem Ergin’in “ORHUN ABİDELERİ” eseridir. Bu kitabın 28. ve 135. sayfalarında Kuzey yüzü 12. satırda:

-

Orhun yazıtları hakkında üçüncü bir kitap olarak Yük. Müh. Kâzım Mirşan’ın “BOLBOLLAR” kitabında Sayfa 82’de:

-

Orhun Yazıtları hakkında daha birçok kaynak verilebilir. Hepsinden ortak çıkacak sonuç şudur: Millet karşılığı olarak eski Türkçe metinlerde BUDUN kullanılmaktadır. Orhun Yazıtları başta olmak üzere birçok eski Türk yazıtında “Türk Budunu” denilerek Türk milletinden bahsedilmektedir. Milletten kastedilen en yalın ifadesiyle kaderde, kıvançta bir olan, dar günde, birbirinin uğruna ölüme gidebilen, âdetleri benzer, gelenekleri aynı, dilleri aynı, tarih şuurları bir, aynı vatanı paylaşanlardır. Bir diğer deyişle, millet ortak kültürden (mayadan) gelen, sosyolojik olarak en gelişmiş insan topluluğudur.

Yine aynı eski Türk belgelerinde sıkça geçen ULUS kelimesi ise o bölgedeki tüm insanların sayısal toplamını ifade etmektedir. Aynı şehirde veya aynı bölgede bir zaman diliminde beraber bulunanlar bir millete mensup olmayabilirler. Bunun adına da Türkler Ulus-Uluş demiştir. Yani eski Türklerde Ulus halk topluluğu demektir.

Yukarıdaki üç kitaptan ve hakikî metinden verdiğimiz Kül-Tiğin-Abidesi kuzey yüzü 12 satırda BUDUN ve ULUS aynı satırda verilerek akla gelecek acabalar ortadan kesinlikle kaldırılmaktadır.

MİLLET kelimesi: kelime kökünün Arapça’dan geldiği bilinmektedir. Ama bugün bizim millet kelimesine verdiğimiz anlam karşılığı Arapçada yoktur. Arapçada aynı dinden olanlara millet denilmektedir. Türkçemizdeki millet tarifi çok daha geniştir. Diyebiliriz ki “millet” tarih içinde Türkçeleşmiş bir kelimedir. Yerine anlam karşılığı tamamen farklı Ulus değil, bana göre yalnızca BUDUN kullanılabilir.

Sonuç olarak bana göre ulus kelimesinin millet karşılığı kullanılması eğer öz Türkçe adına yapılıyorsa yanlıştır. Çünkü yukarıda verdiğimiz bilgiler ışığında eski Türk belgelerinde yeri yoktur. Yok eğer Türkçeyi sistemli bir şekilde çıkmaz sokağa sokup yabancı dil istilâsına hazır hâle getirmek isteniyorsa bu kabul edilemez. İkinci ihtimale olamaz diyenler varsa şimdilerde polis otolarının kapısına bile örütbağ (internet) adresi yazılırken “gov” lu yani İngilizce “hükûmet” kelimesinin kısaltılmasını kullanmada hiçbir sakınca görmeyenlere ne demeli! Yoksa Sinanoğlu hocamın kulakları çınlasın deyip onun “İNGİLİZ ATINI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ” sözünü mü hatırlayalım.

Gelelim 19 Mayıs Bayramına: 19 Mayıs bugünkü bağımsız, millî, tekil (üniter) Türk devletimizin Samsun’da başlangıç ateşinin yakıldığı tarihtir. Gençliğe armağan edilen MİLLÎ EGEMENLİKTİR. Bugün alanları dolduran Türk Gençliğinin topluca yaptığı törenlerde gösterdiği, MİLLÎ EGEMENLİĞİN bekçisinin olduğudur.

Avrupa Birliği kapılarında “ne olursunuz bizi içeri alın” diye el pençe divan bekleşenler, Amerika Birleşik Devletleri’ne tabi olmayı çağdaşlık sananlar, Küresel Kraliyetçilerin toplantılarına katılıp konuşmalarıyla onlara destek verenler, sosyolojik olarak ümmet seviyesinde olup henüz millet bilincine gelememişlerden, MİLLÎ EGEMENLİĞİ anlamaları beklenmemelidir. TÜRK GENCİ İSE “BİRİNCİ VAZİFESİNİN TÜRK İSTİKLÂLİNİ, TÜRK CUMHURİYETİ’Nİ İLELEBET MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMEK OLDUĞU” emrini MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ten almıştır. Her yıl 19 Mayıs’ta tekrarlanan törenler yeni nesillere bu ruhun aktarılmasıdır. Törenlerden rahatsızlık duymak bilinç altındaki millet kavramına duyulan tepki midir acaba? Yoksa millî devletlere temelden karşı olan Küreselci görüşlerin ürünü müdür? Bilinsin ki, önümüzdeki her 19 Mayıslarda Türk gençleri Türk vatanının tüm alanlarını bugün olduğu gibi yine hınca hınç dolduracaktır. Türk gençliği tek yumruk, tek beden, tek ruh olarak iç ve dış bedhahların korkulu rüyası olmaya sonsuza dek devam edecektir. Törenler öyle parlak olacaktır ki, kara gözlüklerin arkasından bile rahatça görülecektir.