1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Bu savaşa dikkat

Turgay Tüfekçioğlu
2003 yılına bütün dünya savaş söylentileri ile girdi. Şubat ayının gelişiyle de ABD’nin beraberinde Türkiye’yi de savaşa sokma baskıları giderek artmakta. Türk milletini birinci dereceden ilgilendiren bu çok önemli konuyu soğuk kanlılıkla ele almalıyız. Milletlerin hayatındaki en önemli olay savaştır. Çünkü başlatılan savaşın nerede duracağı, giderek kimleri de içine alacağı önceden bilinemez. Söz konusu savaş bölgemizde olacağına göre bu olaya TÜRK DEVLETİ’nin geleceği açısından bakmalıyız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 24 Temmuz 1923’te sekiz ay süren görüşmeler sonucunda imzalanan LOZAN Antlaşması ile dünyaca tanınmıştır. TÜRK milletine 1920’lerin o çok zor koşullarında kurtuluş savaşını yapma kararını verdiren en önemli etken Batının SEVR baskısıdır. Birinci Dünya Savaşı sonrası batı dünyasınca köşeye sıkıştırılan Osmanlı’ya Sevr Antlaşması zorla dayatılmıştır. Batının dayatmalarının en garibi de devrin ABD Başkanı Wilson’un, 14 maddelik Wilson Prensipleridir. ABD Başkanı 1. Dünya Savaşı sonrası Dünyaya yeni bir şekil verme içinde Doğu Anadolu’da Ermenistan ve Kürdistan’ın kurulmasını önermiştir. Başkan Wilson’un Doğu Anadolu için bu öngörülerini de içinde bulunduran Sevr Antlaşması 24 Nisan 1920 San Remo Konferansında kararlaştırılıp 11 Mayıs 1920’de Osmanlı hükûmetine resmen sunuldu. Sevr hükümlerinin kabulünü kolaylaştırmak için de, Batı devletleri Yunan ordusunu 1919’da gemileriyle İzmir’e çıkarmışlardı. 23 Haziran 1920’de de, Yunan ordusu saldırıya geçti. Bursa, Balıkesir, Uşak, Nazilli’yi işgal edip Polatlı’da Ankara önlerine kadar geldi. Yunan ordusunun hedefi Sevr maddelerinin herhangi bir değişikliğe uğramadan Türklere kabul ettirilmesi idi. Çünkü Sevr Antlaşmasına göre Osmanlı param parça ediliyor, Batı Anadolu Yunanlılara, güneyin bir kısmı Fransa’ya, Doğu Beyazıt, Van; Muş, Bitlis ve Erzincan Ermenistan’a a veriliyor, Irak ve Suriye arasındaki Güneydoğu Anadolu’da Kürdistan kurulacak deniliyordu. Antalya ve Konya İtalyanlara verilip en sonunda da, Ankara ve Kastamonu dolayları ise egemenlik hakları sınırlandırılmış olarak Türklere bırakılıyordu. Hattâ bu Türk bölgesindeki azınlıklar bile Türklerden daha fazla haklara sahip oluyordu. Çünkü buradaki azınlıklar vergi vermeyen, askerlik hizmeti yapmayan seçkinler konumunda bulunuyorlardı. Türk tabiyetinden çıkacaklar için ise birçok yükümlülüklerin hafifletilmesi yanında emsali görülmeyen bir anlayışla, Türk tabiyetinden ayrılan bir kimse yeniden asla Türk tabiyetine giremeyecek deniliyordu. Diğer maddelerde de: Türk devletinin asker sayısı en çok 50.700 kişi olacak; tank, ağır top ve uçağı bulunmayacak, askerlik gönüllü olacak, donanmada ise 7 gambot ve 6 torpidodan başka denizaltı dahil olmak üzere hiçbir savaş gemisi olmayacak... vb. Önemli maddelerini bu şekilde özetlediğimiz Sevr Antlaşması’nın Damat Ferit Hükûmetince 10 Ağustos 1920’de imzalanması Anadolu’daki millî mücadelenin kararlılığını arttırmıştır. Ankara’daki, Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos 1920’deki tarihî toplantısında, Sevr Antlaşması’nı imzalayanları vatan ihanetiyle suçlayarak vatansız sayılmaları kararını almıştır. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi Hükûmeti bu antlaşmayı hiçbir zaman tanımadığını da bütün dünyaya ilân etmiştir. 1920’lerde ve bu günlerde de özgürlük ve demokrasinin kalesi sayılan ABD’nin Sevr Antlaşması’nın altında imzası vardır. Sevr’e karşı millî kurtuluş mücadelesini veren Türk milletinin topyekûn yaptığı savaşın sonunda kazanımı olan Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti devletinin tanınma antlaşmasıdır. Ne yazık ki, Lozan’ın altında ABD’nin imzası yoktur. Osmanlı–ABD ilişkilerinin en önemlileri tanzimatla yabancılara Osmanlıda okul açma izni verilmesi ile başlar. İstanbul’da Robert Kolej, Merzifon’da Amerikan Koleji, Elazığ Harput’ta Amerikan Koleji en başta olmak üzere birçok okul ABD’nin parasıyla Osmanlı’nın etnik yapısını kaşıma ve bilinçlendirme çalışmalarında bulunmuştur. Şimdi de, Osmanlı dönemi sonrası 1920’lerden 2003’lere kadar ABD ile Türkiye arasında geçen binlerce olayın içinden, yaklaşmaktaki savaşla ilgisi kurulabilecek birkaçını hatırlayalım: 30 Kasım 1945’te ABD’nin San Francisco Konferansı’nda düzenlenen haritalarda Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunun büyük kısmı Kürdistan olarak gösterilmiştir. 1964’te ABD’den gelen barış gönüllülerinin özellikle doğu bölgelerindeki etnik yapıyı kaşıma çalışmaları bilinen bir gerçektir. 1984 sonrası başlatılan PKK terörü ile 1991 sonrası Çekiç Güç ilişkilerinin acı hâtıraları bizce unutulmadı, o bölgede görev yapan emekli bazı komutanlarımızca da sürekli dile getirilmektedir. 1991’deki Körfez harekâtının bizim için tek elle tutulur sonucu Türk ekonomisinin çökertilmesi başlangıcının ilk hamlesi oluşudur. Girmediği hâlde bu savaşta Türkiye milyarlarca dolar zarar etmiş, savaş sonrası da, rahat mal satabileceği ülkelerin başında olan Irak’a ambargo uygulama zorunluluğuyla karşı karşıya kalmıştır, bu da Türkiye’ye her yıl milyarlarca dolar ihracat kaybı getirmektedir. 2002’de de Irak savaşının ABD tarafından yeniden gündeme getirilmesi öncesi 2000 ve 2001’li yıllarda iki yıkıcı ekonomik krizi yaşayan Türkiye şu anda ekonomik açıdan ayakta durma çabasındadır. Bölgedeki savaş ekonomik yapıyı olumsuz etkileyecektir. 4 Ekim 2002 Kuzey Irak’ta oluşturulan Kürt Parlâmentosunun açılışına başarı dileklerini yazılı olarak yollayan ABD’nin Dışişleri Bakanı Colin L Powell’ın yazdığı mektup ortadadır. 2003 ile birlikte savaş kararını tek yanlı almış görünen ABD’nin Türkiye’den talepleri: Limanlar, havaalanları, 80 – 150 bin arası dile getirilen ABD askerlerinin Türkiye’de konuşlanması, Diyarbakır merkezli Güneydoğu Anadolu’da 5 yıl sürecek komuta merkezinin kurulmasını isteme gibi birçok talepleri ortadadır... PKK, Barzanî ve Talabanî gruplarına ABD tarafından yüz milyonlarca dolarlık para yardımı yapıldığı, bu gurupların siyasî muhatap alınıp birçok defa ABD yetkililerince görüşüldüğü, hattâ son günlerde ABD yetkililerinin PKK ile gizli görüşmeler yapıp savaş sonrası için anlaştıkları haberleri gazetelerde belgeleri ile yayınlanmaktadır ve hiçbir yalanlama da gelmemektedir. ABD Genel Kurmay Başkanı Richard Myers 19 Ocak 2003 de Türkiye’ye resmî bir ziyaret için geldi. Türkiye’nin başkenti Ankara dururken önce Adana’da İncirlik üstüne inmesi, ertesi gün Ankara’ya gelmesi insana pes dedirtiyor. Son 80 yılın bu kapkara özeti bile göstermektedir ki, bu savaş Türkiye için çok başka gelişmelere gebedir. Uzak durulmadığı takdirde savaş girdabının Türkiye’yi içine alması riski çok açıktır. Üstelik hazırlanan oyunlarda Türkiye figüran bile yapılmamıştır. Son anda emrivaki ile karşılaşacak, sürprizlere de açık ülke konumundadır. Aslında Türkiye bölgenin yerlisidir ve en güçlü ülkesidir. Yüzyıllardır beraber olduğu bölge insanları ile büyük bir tarihi paylaşmaktadır. Bölgenin barışı bölge insanlarının arasında olur. Denizaşırı ülkelerden gelenlerin tek hedefi, bölgedeki zenginliklere el koymaktır. Barış ve demokrasi söylemleri ise bu amaçların üstünü gizleyen örtüdür. Petrol, su, madenler ve bölgenin stratejik konumu bölge dışındaki ülkeleri buraya çeken zenginliklerdir. Irak’taki Türkmenlerin ABD tarafından görüşme dışı bırakılması göz ardı edilmemelidir. Türkmenlere sahip çıkacak, onların tarihten gelen binlerce yıllık haklarını garanti altına alacak tek güç millî siyaseti olan Türkiye’dir. Özetle; bu savaşa dikkat!!! “Dimyat’a giderken evdeki bulgurdan olunmamalıdır.”