1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

BU KADAR DA OLMAZ

Orkun
GÖREME’deki tarihî kalıntıları görmeye gelen yabancı turistler Aksaray-Kayseri yolunda seyahat ederlerken, içinden karayolu geçen, Selçuklu yapısı bir kervansaray görüp hayret ediyorlar. Onların hayreti, kervansarayın, bunca tahribata rağmen hâlâ daha nasıl yıkılmadığına değil de, bizim kendi mirasımıza olan aldırışsız hâlimize, daha doğrusu saygısızlığımıza.

Alay Han adıyla bilinen bu kervansaray, 1952’de Konya-Aksaray-Kayseri karayolu yapılırken, taşları sökülüp yol yapımında kullanıldığı için harabe hâline gelmiş. Devlet örnek olunca köylüler durur mu? Onlar da, kalan taşları söküp söküp yapı malzemesi olarak kullanmışlar. Kervansarayın kalan kısmı da, 50 yıl içinde, yoldan geçen vasıtaların sebep olduğu sarsıntılar yüzünden adamakıllı tahribata uğramış.

Alay Han, Anadolu’da ilk sultan hanı olma özelliği taşıyor. II. Kılıç Arslan zamanında ve 12. yüzyılın sonlarında yapıldığı biliniyor. Klâsik Selçuklu kervansaraylarının bütün plân ve mimarî özelliklerini bünyesinde toplamış olan Alay Han, erken bir döneme işaret ediyor. Geometrik süslemeler bilhassa dikkat çekici. Birbirini kesen yarım sekizgenlerin meydana getirdiği dörtlü düğüm de eski Türk süslemelerinin devamı niteliğinde. Büyük giriş kapısında, stilize iki gövdeli ve başı cepheden gösterilmiş arslan figürü yapıya karakteristik bir özellik veriyor. Bunun, Kılıç Arslan’ın arması olarak oraya konulmuş olması muhtemel. Alay Han, büyük sultan hanların gelişmiş hâliyle klâsik öncüsü olarak ortaya çıkmış bulunuyor.

700 senelik böyle bir mimarî âbide hangi batı ülkesinde olsa baş tacı edilir. Fakat, Bizans kalıntılarını ortaya çıkarmak için Sultanahmet Camii’ni yıkmayı tasarlayan zihniyetin tepki görmediği bir ülkede işte böyle anıt şeklindeki tarihî eserlerimiz ölüme terk edilebiliyor.

Alay Han’ın, sağlam dönemde çekilmiş fotoğrafları ve plânları elde bulunduğuna göre, bu klâsik yapının restore edilerek eski hâline kavuşturulması acaba çok mü külfetlidir? Öyle olsa bile, yapılacak masrafa ve harcanacak emeğe değmez mi?

Tabiî böyle bir şuur kırıntısı hâlâ kalmışsa.