1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Boru Hatları ve Meseleler

Hüseyin Adıgüzel
Türkiye, yirminci yüzyılın son çeyreğinde Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, hiç hatırda dahi olmayan birçok meseleyi gündemine almak zorunda kaldı. Almak zorunda kaldı diyoruz çünkü; aslında var olan bu meseleleri Atatürk’ün vasiyetine rağmen, “Rusya ne der?” psikozu ile Türkiye’nin gündemine sokmayanlar, ortaya çıkan yeni oluşumu, milletin baskısı ile kabullenmek ve gündeme almak zorunda kaldılar. Bu meselelerin temelinde; yeni ve kurulma aşamasında olan cumhuriyetlerdeki muhalefet ve iktidara Türkiye’nin bakış açısı ve değerlendirmeleri geliyordu. 1991 yılında bu uydu cumhuriyetler, ard arda bağımsızlıklarını ilân ettikleri zaman, Türkiye hiç vakit geçirmeden ve alışılmamış bir tarzda, hepsini tanıdı ve hepsine birer büyükelçi atadı. Önceleri, alınan bu karar, yıllardır uygulanan politikalarda değişiklik yapılıyor ümidini getirdiyse de, daha sonra yapılan uygulamalarla, bir şeyin değişmediği görüldü. Hâlâ, Rusya ne der? psikozu Türk dışişleri bakanlığının kâbusu idi - tabiî ki, bu kâbus, Türk dışişleri bakanlığına tereddütlü ve yanlış adımlar attırdı. Genelde bu adımların büyük kısmı, Rusya’nın menfaati doğrultusunda oldu. Meselâ; Şuşa’dan yaralıların tahliyesi için istenen iki helikopterin verilmeyişi, Nahçıvan Muhtar Cumhuriyeti Meclis Başkanı’na kredi açılması, Bakü-Ceyhan boru hattının sallandırılması, Türkmen doğalgazı yerine Rusya’nın doğalgazının tercih edilmesi, güçlü muhalif teşkilâtlarla hiç ilişki kurulmamaması gibi... Her biri bir kitap konusu olabilecek yukarıdaki konulardan birinin, güncel olması bakımından - kısa bir incelemesini yaparak, devletimizin ve milletimizin neler kaybettiğine bir bakalım.

Rahmetli Elçibey, 1992 yılında komünist bir ülkede, demokratik bir seçimle iş başına geldiğinde, Türkiye ve Türk Dünyası için, büyük bir ümit olmuştu. Ama “Rusya ne der?” korkusunu üzerinden atamayan o günlerin Türkiye hükûmetlerinin de rüyâlarını kaçırmıştı. Halbuki, eski gücünü tamamen yitiren ve iç meselelerinden dışarıya bakacak zamanı bile kalmamış olan Rusya’nın, doğal sınırlarına itilmesi için çok güzel bir fırsat yakalanmıştı. Ama maalesef bundan faydalanılmadı. O dönemde, Bakü petrollerinin geleceği, kurulan bir uluslararası konsorsiyum ile müzakere ediliyordu. A.B.D., Rusya, Türkiye, İngiltere, Azerbaycan, İran, Norveç ve Suudî Arabistan’ın yer aldığı konsorsiyum, gerekli çalışmaları yapacak, petrolün paylarının dağılımını ortaya çıkararak, cumhurbaşkanının onayına sunacaktı. Son karar Azerbaycan cumhurbaşkanı tarafından verilecekti. Çalışmalar yapıldı ve cumhurbaşkanına onay için başvuruldu. Bu onaya sunulan metinde T.P.A.O. payı % 12.5 olarak belirlenmişti. Elçibey kendisine sunulan öneriden, kendi paylarından azaltma yaparak T.P.A.O.’nun hissesini % 25’e çıkartmıştı ve öneriyi de imzalayarak, yürürlüğe sokmuştu. Böylece Türkiye, Bakü petrollerinin en yüksek iki hissesinden birine (diğeri Azerbaycan’ındı.) sahip olmuştu. Bir yıl sonra Elçibey, çeşitli komplolarla görevinden uzaklaştırıldı ve yerine Haydar Aliyev geldi. Başta Rusya olmak üzere konsorsiyum üyeleri paylaşıma itiraz ederek, yeniden düzenlenmesini istediler. Ve Haydar Aliyev, onlarla mutabık kalarak, petrol hisselerinin paylaşımını yeniden düzenledi. Daha önce % 21.3 olan üç A.B.D. şirketinin payı % 49.3’e yükseltildi. Daha önce % 21 olan Rusya’nın payı % 25’e yükseltildi. Daha önce % 25 olan Türkiye’nin payı % 1.5, İran’ın payı % 11’den % 1’e düşürüldü. Ama üzülerek söylüyorum Türkiye buna sesini bile çıkarmadı. Daha sonra herhalde Haydar Aliyev’in kulağına birileri kar suyu kaçırdı ki, Türkiye’nin payı (yarısını peşin ödemek şartıyla) % 6.5’e çıkarıldı.

Ve göz göre göre, Türkiye’nin hakkı A.B.D. ve Rusya’ya peşkeş çekildi. Enerji Bakanlığının ufak çaplı itirazına da “Bakü-Ceyhan olacak ve bundan da siz faydalanacaksınız” tarzında cevaplar verildi. Dikkat buyurunuz, 1992 yılında başlayan Bakü-Ceyhan boru hattı görüşmeleri, 2001 yılına girdiğimiz şu günlerde dahi tartışılmaya devam ediliyor. Tam dokuz yıldır sürdürülen görüşme ve tartışmalar, hâlâ sonuçlanmadı. Ve ben, iddia ediyorum, Haydar Aliyev, ölmeden de, müsbet veya menfî sonuçlanmayacaktır. Çünkü, halkının büyük baskısı ile kardeş Türkiye diyen Haydar Aliyev, Türkiye’den koparacağı tavizlere karşılık, elinde ölene kadar bu kozu tutacaktır. Yıllardır, Türkiye’yi uyutmasının tek sebebi budur.Şimdi, eğri oturup, doğru düşünmek durumundayız. Bakü-Ceyhan boru hattı hatırına, Haydar Aliyev yönetimindeki Azerbaycan’a neler verdik? Kaç Türk müteşebbisinin milyar dolar tutarındaki alacaklarını, Haydar Aliyev elindeki Bakü-Ceyhan kozunu kullanarak toprağa gömdürdü. Aldığı krediyi, yine vadesi geldiği halde, aynı kozu kullanarak ödemedi. Ermenilere karşı ulaslararası alanda hiç bir etkinliği olmadığı için devamlı Türkiye’yi kullandı ve Ermenilerle ticaret yapmamıza elindeki kozu kullanarak engel oldu. Bütün bunlar, Haydar Aliyev’in elindeki kozu daha uzun müddet kullanacağının kesin göstergeleridir. Ve bu yüzden Türkiye, Bakü-Ceyhan’ı daha uzun yıllar bekleyecektir.Eğer, Elçibey desteklenip, iktidarı korunabilseydi (ki bu o zaman çok basit bir hadiseydi.) bugün Ceyhan’a petrol akmaya başlamıştı bile... Ve en önemlisi de dağılan hisse senetlerine göre konsorsiyumun idaresi Azerbaycan-Türkiye ikilisinin elinde olacaktı ve konsorsiyum Türk milletinin faydasına çalışacaktı. Ama, Türkiye’nin kaderine hâkim olan politikacılar Elçibey yerine Haydar Aliyev’i desteklediler. Sebep; sadece ve sadece beyinlerine işlenen Rus korkusuydu. Başka sebep aramak nafile...Bu ve buna benzer politikacılar yüzünden, henüz yapılıp yapılamayacağı bile belli olmayan Bakü-Ceyhan petrol boru hattı için Türkiye milyar dolar zarara uğratıldı. Kimin umurunda?Şimdi, gündemi işgal eden bir başka boru hattına dokunalım. Mavi Akım projesi adı verilen, Rusya’dan Türkiye’ye doğalgaz taşıyacak boru hattı, iki bakımdan Türkiye’nin aleyhine olan bir projedir. Ama bugünkü hükûmet tarafından imzalanmıştır ve yapım çalışmaları sürmektedir.Birincisi, Türkiye Rusya’dan doğalgazı m3 başına 35$ fazla fiyat vererek alacaktır. İkincisi kardeş bir ülke olan Türkmenistan, bu alış verişten gücenmiş ve bize kırılmıştır. Yani bu proje, hem ekonomik hem de siyasî açıdan Türkiye’nin aleyhinedir. Ekonomik olarak bir yılda Türk ekonomisine artı 500.000.000$ bir yük getirecektir. Tabiî ki, bu yük de vatandaşın sırtına yüklenecektir. Avrupa bile, bu kadar pahalı bir doğalgaz kullanmazken, hangi akla hizmet ettikleri belli olmayan sayın yöneticilerin, milleti düşünmez ve umursamaz tavırlarına iyi bir örnek oluşturan, bu projeyi nasıl kabullendikleri de ayrı bir merak konusudur. Çünkü, bu proje ile Türkiye enerji kaynaklarının büyük bir kısmını Rusya’ya bağımlı hâle getirmektedir.Türkmenistan, dokuz seneden beri, Hazar geçişli boru hattının yapımı için Türkiye’ye âdeta yalvarmıştır. Hatta Türkmenbaşı, Türkiye’nin 60 yıl gaz parası ödememesini bile teklif etmiştir. Çünkü onun düşüncesi, gazı Avrupa pazarına çıkarmaktı. Dolayısıyla Türkiye hem ihtiyacını karşılayacak, hem de gazın transit geçişinden para kazanacaktı. Ve Türkmenistan Rusya’ya bağımlı olmaktan da kurtulacaktı. Peki şimdi Türkmenistan ne yapacak? Elinde kullanabileceği tek imkân var. Gazı Rusya’ya hem de Rusya’nın verdiği fiyatlarla satmak. Rusya doğalgaz üreticisi bir ülke olmasına rağmen ucuza kapatarak bu gazı alacak ve Türkmenistan’dan m3 70$ olarak gelecek gaz, Rusya’dan Türkiye’ye m3 105$ gelecek. Aradaki fark da zavallı milletin sırtına yüklenecek. Yazık değil mi? Günah değil mi? Rusya korkusu ve Rusya’yı gücendirmeyelim politikalarının sonucuna niçin millet katlanıyor? Anlaşmayı imzalayanlar bunu niçin karşılamıyorlar? Bu şekilde milletin hazinesi çar çur edilmiyor mu? Neresinden bakarsanız bakınız, boru hatları meselesinde Türkiye ve Türk milleti, tabiri caizse büyük kazık yemiştir. Bir noktada millet aldatılmıştır. Hazineyi bu kadar zarara sokanlar bunların hesabını elbette bir gün vereceklerdir.