1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Bizim İnsanlarımız:14 Bahtı Kara Karabağ

Oğuz Çetinoğlu
Karabağ, Türklerin binlerce yıl önce yurt edindikleri bir bölgenin adıdır. Yüzölçümü 4.400 kilometrekaredir. Yine çok eski bir Türk Yurdu olan Azerbaycan toprakları içerisindedir. 1928 yılında İran ile Rusya arasında imzalanan Türkmençay Antlaşması ile Bakü Azerbaycanı diyebileceğimiz Kuzey Azerbaycan ile birlikte Rusya'nın yönetimine geçti. Bu tarihte 200.000 civarında olan nüfusunun % 95'i Türk'tü. Rusya, işgal ettiği Azerbaycan'a ve özellikle Karabağ'a, dünyanın her tarafından getirttiği Ermeniler'i yerleştirdi. Son Osmanlı-Rus Savaşı'nda, Doğu Anadolu'da yaşayan Ermeni vatandaşlarımız, Ruslara yardım amacıyla, Türkleri arkadan vurdular. Savaş bittikten sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulunca, Ermeniler Türkiye'yi terketmek mecburiyeti hissettiler. Bunların çok büyük bir bölümü, Karabağ bölgesine yerleştirildi. Bu sebeple Karabağ'da yalnız Türkçe konuşarak anlaşmak mümkündür. 1923'de Stalin, Karabağ'ın yukarı kısımlarına yeni bir Ermeni kafilesini daha yerleştirdi ve Azerbaycan'dan kopartarak özerk bölge hâline getirdi. Ruslar ve Ermeniler bu tarihten sonra Karabağ ismini, "Dağlık Karabağ" veya "Yukarı Karabağ" olarak kullanmaya başladılar. Çünkü Karabağ'ın bütününde Azerîler, Dağlık Karabağ'da Ermeniler çoğunluktaydı.

Ermeniler 1988'de, Dağlık Karabağ'daki nüfus yoğunluğunu gerekçe göstererek Karabağ'ın kendilerine bağlanması için harekete geçtiler. Sovyet Cumhuriyetleri Birliği (SSCB)'nin 1991 sonunda dağılması ile Ermenilerin Karabağ ile ilgili hareketleri, sınır çatışmalarına dönüştü. SSCB'nin dağılması ile kurulan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) otoritesini henüz tesis edememişti. Azerbaycan topraklarında bulunan BDT silâhlı kuvvetlerine bağlı 366. Tümen, o tarihlerde Bakü'deki yaygın söylentilere göre, elindeki silâhları, iki milyon dolara Azerî Türkleri'ne satmayı teklif eder.

< br>Azerbaycan Devlet Başkanı, eski komünist-Moskova bağımlısı Muttalibov, teklifi reddeder. Eski yoldaşlarına ihanet etmekten çekinmiştir. Teklif Ermenilere götürülünce kabul görür ve silâhlar el değiştirir. Böylece Muttalibov'un eski efendilerine sadakati, kendi milletine ihanet hâline dönüşür. Ermenistan-Azerbaycan sınır çatışmaları, iki ülke arasında ciddî bir savaş durumuna gelir. Ermenistan, o dönemde Azerbaycan'da yaşanan siyasî iç karışıklıklardan ve ordusu-silâhı olmamasından yararlanarak önce Karabağ'ın tamamını, sonra da Karabağ'ı Ermenistan'a bağlayan Azerbaycan topraklarını işgâl eder.

Günümüzde, Azerbaycan topraklarının % 20'sine yakın bölümü, Ermenistan'ın işgali altındadır. Bu topraklarda yaşayan 1,5 milyona yakın insan da evinden-köyünden kopartılmış, vatan toprağının bir başka bölümüne topyekûn sürgün edilmiş gibidir.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken Türkiye, gelişmelere ilgisiz kaldı. Hattâ dönemin Dışişleri Bakan Vekili; "Karabağ, Azerbaycan'ın iç meselesidir." şeklindeki beyanı ile Ermenilere pasif destek verdi. Bu destek üzerine Ermeniler, Karabağ dışındaki Ağdam şehrini de işgal ettiler. Misak-ı Millî hudutlarımız dışındaki Türklerle ilgilenmeyi suç sayan anlayışın devama olan o zihniyet, Türkiye'nin bölge üzerindeki etkinliğinin gelişmesine yasak koymuş, dünya ülkeleri nezdindeki itibarını da zedelemiştir.

Şuurlu insanlarımız; "Asker göndermek olmazdı. Fakat şilâh da mı veremezdik?" diyorlardı. Azerbaycan'da ise düşünceler daha farklı idi. Onlar büyük bir asaletle: "Türkiye bizim için bir mukaddes bayraktır. Bizim meselemiz için o bayrağa gölge düşmesini istemeyiz. O'nun hür dalgalanması, bizim için yeterli bir moraldir." diyorlardı.

Diller böyle süylüyordu. Fakat gözler mahzun, gönüller buruktu.

ooo

1992 yılından bu yana Karabağ konusu, bölge ile ilgili olarak yapılan milletlerarası görüşmelerin gündeminde yer alıyor. Son toplantı, İstanbul'da gerçekleştirilen AGİT Zirvesi öncesinde, Ekim 1999'da Rusya Dışişleri Bakanlığı'nda yapıldı. Toplantı sonunda, Azerbaycan ve Ermenistan temsilcilerinin barış sürecinde ciddî ilerlemeler sağlandığı açıklandı. Ne yazık ki sonraki günlerde ve AGİT Zirvesi'nde, Karabağ problemi çözüme kavuşturulamadı. Çözüme ne zaman ulaşılacağı, hattâ ulaşılıp ulaşılamayacağı da bilinmiyor.

Kafkasya, Türkiye'mizin güvenlik sınırları içerisindedir. Aynı zamanda bütün dünyayı yakından ilgilendiren bir bölge. Yeni bin yılda oluşturulması gereken projeler bu bölgede uygulanacak. Dünyanın en büyük ve en önemli enerji koridoru bu bölgeden geçecek. Bölge; Hazer ötesi ülkeler olan Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan'ı da yakından ilgilendiriyor. Karabağ problemi çözülmeden Kafkaslarda istikrar sağlanamaz. Bu gerçek biliniyor. Fakat gerçeğin gereği yerine getirilemiyor.

Azerbaycan, Ermenistan Parlâmentosu'nun 1988 yılında aldığı "Karabağ'ı ilhak kararı"nın geçersiz sayılmasını istiyor. Bu istek kabul edildi. Ermenistan, buna karşılık Karabağ'a bağımsızlık statüsü verilmesini talep ediyor. Tartışmaya açılan bu talep, bölgeye yerleştirilecek, her an patlamaya hazır yeni bir dinamit kütlesi görevi yapacaktır. Ermenistan, Azerî göçmenlerin Karabağ'a dönmesini kabul etmiyor, yalnızca işgali altında bulunan Karabağ dışındaki yedi şehri Azerbaycan'a geri vermeyi taahhüt ediyor.

Karabağ'da zengin uranyum madeni yataklarının, işgal altındaki Ağdam ve Kelbecer şehirlerinde ise altın madeninin bulunduğu biliniyor. Karabağ ve Ermeni işgali altındaki topraklar gerek kıymetli maden yatakları sebebiyle, gerekse en kısa Bakü-Ceyhan Petrol ve Doğal Gaz Boru Hattı güzergâhında olması sebebiyle büyük önem taşıyor.

Ermenistan, Rusya'nın baskıları sebebiyle Karabağ konusunda uzlaşmıyor. Bu sebeple Boru Hattı, bir milyar dolar fazla yatırımla Gürcistan'dan geçecek. Bu maliyeti Türkiye üstleniyor. Gürcistan da Rusya'dan çekinliği için mütemadiyen yeni engeller çıkartıyor. Böylece bölge ülkeleri için "hayatî proje" "hayâlî proje" durumuna düşüyor. Adına şiirler yazılan, ağıtlar düzülen ve oratoryolar bestelenen Karabağ, yıllardan beri üzerinde insan yaşamayan viraneler diyarı. Azerbaycan, zengin kaynakların fakir bekçisi. Ermenistan, kendini dünyadan uzak kalmaya mahkûm etmiş bir Robenson ülkesi.

Ermenistan için Türkiye, hayatî öneme sahip tek ülke. Diğer komşuları olan Gürcistan ve Azerbaycan'la, İran ile anlaşmaları çok zor. Dünyaya açılmasını sağlayacak tek kapısı var: Türkiye. Türkiye, geçimsiz komşusuna bu imkânı verebilir. Vermeye hazırdır. Bir şartla: İşgali altında tuttuğu Karabağ ve Azerbaycan topraklarını asıl sahibine teslim ederek eski hâline dönmesine şartsız razı olmak ve Azerbaycan ile ilişkilerini düzeltmek. Böylece bölgede özlenen barış ortamı gerçekleşir. Ermenistan, huzura ve refaha kavuşur. Bu tablonun oluşmasına dış güçler destek vermiyorlar. Türkiye de tek başına gerçekleştiremiyor.

Yaşanan istikrarsız ortam, Karabağ'ı yurt bilen ve şimdi belirsizlikler içerisinde evsiz-yurtsuz ve işsiz bekleyen, daha ne kadar bekleyeceği bilinmeyen bölge halkını perişan ediyor.

Bizim insanlarımız içerisinde Karabağ Türklerinin çok önemli ve özel bir yeri var. Onlar, yuvalarından ve topraklarından kopartıldı. Anavatan Azerbaycan'a sürgün edildi. Asıl yurtlarına dönecekleri ümidi içerisinde iş-güç, ev-bark sahibi olamıyorlar. Sabırla çile dolduruyorlar. İlgili olması gereken ülkelerin ilgisizliği sebebiyle sabır dolu günlerin, yılların sayısı artacak gibi...