1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı (Cemiyeti Akvam) ve Türkler

Nefi Demirci
CEMİYETİ Akvam (BM) Versailles Antlaşması’yla 1919 yılında devletler arasındaki anlaşmazlıkları çözmek amacı ile kurulan bir teşkilâttır.

1946 yılından sonra adı Birleşmiş Milletler olarak değiştirilen bu kuruluş, 2’nci Dünya Harbi’nde Almanya’ya karşı savaşta beraber olan muharip devletlerin öncülüğünde meydana getirilir. 14 Ağustos 1941’de ABD (Roosevelı) ve İngiltere (Churchill)’nin imzaladıkları Atlantik Paktı veya Anayasası, 1 Ocak 1942’de İngiliz, ABD ve Rusya arasında imzalanan Birleşmiş Milletler Beyannamesi, 1943 yılında da Çin’in teşkilâta katılması ile, 1944 yılında plân ve programı bu dört devlet tarafından hazırlanır, 1945’lerde Fransa’nın BM’lere katılmasıyla teşkilâtın daimî üyeleri, adı geçen beş devletten oluşmuş olur.

Anayasasında ön görülen yükümlülüklere uyan, kabul eden her devlet, müracaat ederek üye olabilmektedir. Dünya barışını, güvenliğini, savaşmadan korumak, milletler arasındaki iktisadî, sosyal ve kültürel işbirliğini sağlamak, onun için çalışmak, yardım etmek amacı üzerine kurulan bu teşkilâtın prensip olarak iki ana amacı ve işi vardır:

1. Savaşları önlemek veya durdurmak, milletler ve devletler arasındaki barışı, emniyeti sağlamak, bunun için de üye devletlerin siyasî bağımsızlıklarını, toprak bütünlüklerini teminat altına almak, hakkı çiğnenen her üye devletin hakkını korumak. Savaş yoluna baş vuranlara engel olmak. Sulh yolu ile meseleleri çözmektir.

2. Geri kalmış ülkelere, yoksul insanlara, ırk, cins, din, ayırımı yapmadan sağlık, gıda, kültürel yardımlarda bulunmak.

İnsan hak ve hukukunu, devletler arasındaki barışı koruma altına almayı prensip olarak taahhüt etmiş olan bu teşkilât, büyük ve güçlü devletlerin, parayı elinde tutanların siyasî görüşleri, çıkarları doğrultusunda sevk ve idare edilmiş, kuruluşundan bu yana güçlü devletlerin merkezi hâline gelmiştir.

Mustafa Kemal ATATÜRK 29.9.1925 tarihli Tan gazetesinde yayınlanan demecinde şöyle demekteydi: “Musul Türktür, bu vak’ayı hiçbir şey değiştiremez. Bize insaf ile muamele edilmiş ve bilhassa Musul halkının re’yi alınmış olsa idi, Cemiyeti A kvam’ın hakemliğine tabi olmayı kabul ederdik. Cemiyeti Akvam adaletin kefili olduğunu ilân ettiği prensiplerini bizim zararımıza ihlâl ettiğinden kendimizi her türlü mecburiyetten âzâde telâkki ediyoruz. Biz zengin değiliz, lâkin ordumuz hizmete âmâdedir ve kuvve-i mâneviyesi pek mükemmeldir, şayet bize meydan okunursa, zaten böyle bir şey muhtemel değildir, buna mukabele edebileceğimize emin olunuz”.1

Atatürk’ün bu demecinden anlamaktayız ki, Musul vilâyeti Türktür ve REFERANDUM’a, halkının isteklerine ve bütün ısrarlara rağmen gidilmemiştir. Gitmemek için İngilizler pek çok oyun oynamış, yalan ve uydurma bahanelerle, halkın cahil olduğu ileri sürülmüş, işlerine geldiği zaman da bu cahil halk arasında etnik yapıya dayanan nüfus sayımı yapılabilmiş, Lozan Konferansı’nda İsmet Paşanın Osmanlı nüfus sayımına dayandığı gerçek sayımı çürütmek için, Türklerin sayısının İsmet Paşanın verdiği rakamın yarısı kadar olduğu ısrarla iddia edilebilmiştir.

Sonuçta İngilizlerin ağırlığı, para ve siyasî gücü, bugün ABD’ninki gibi, BM’lerin bütün kararları, Türkiye’nin haklılığı karşısında aleyhimize verilmiş, böylece de Adalet Divanı’nın tek yanlı tavsiye kararı İngilizlerin isteği, çıkarı doğrultusunda, oy çokluğu aranmadan, tarafların kabul etmesi şartı ile vereceği karara bağlanması için BM’ye bildirilmiştir.

Annan plânı ve Irak’ta geçici anayasanın imzalanması, her ikisinin de Türk milletinin aleyhine oluşları, o dönemde verilen karara benzerliği ortadadır.

Adalet Divanı’nın tavsiye kararında:

1. Brüksel Hattı, Türkiye-Irak sınırı olacak,

2. Britanya Hükûmeti “mandat” rejimini 25 yıla uzatmaya davet edilecek,

3. KÜRT halkını KORUYACAK tedbirleri alması için İngiltere devleti davet edilecek.

16.12.1925 tarihinde Cemiyeti Akvam (BM), Adalet Divanı’nın tavsiyesi doğrultusunda kararını açıklar. Karar alındığı veya açıklandığı günlerde Türkiye ne Adalet Divanı’nda ne de BM toplantısında bulunmaz!

Musul Vilâyeti 1926 Ankara Antlaşması’nda Irak’a terk edilir. Binlerce yıldan beri Türkmeneli topraklarında yaşayan Türkler için herhangi bir hak azınlıkta kabul edilseler bile istenmez, garanti altına alınmaz, antlaşma metnine geçirilmez, geçirilememiştir.

1918-1926 süreci içerisinde cereyan eden hâdiseleri, olan bitenleri gözden geçirdiğimizde, Lozan’da Musul Vilâyetinin İngilizlerin isteği doğrultusundaki çözüm konusu anlaşmanın dışında tutularak imza edildiğini görürüz. Sonuçta Türkiye dağlardan, sulardan, nehirlerden geçen Brüksel Hattını sınır kabul etmek zorunda bırakılmış, Musul Vilâyetini de harp ile değil suluh makasında kayıtsız şartsız vermiştir.

Bütün bunlar Cemiyeti Akvam’ın marifeti ile olmuştur.

Ve Türkiye o günden beri kısa süre hariç rahat nefes alamamış, yok şu isyan yok bu isyan, bugünlere kadar gelinmiştir.

1926 Ankara Anlaşması’nda Türklerin (Türkmen) hakkını istememekle, bugün çok, hem de pek çok büyük olay yaratan, bir yerde Türk milletini AB kapılarına muhtaç eden Kürtlerin arzularına, atalarımızın binlerce yıldan beri kanı, kemikleri bulunan Kerkük’ü, Anadolu’yu istemelerine mani olunabilinmiş midir? Veya biz olabildik mi? Hakikat ortada, Kerkük Türklerinin hukukî, siyasî hakları Ankara Anlaşması’nda kayda geçirilmiş olsaydı dahi, Kürtler yine bugünkü durumda olurlardı. ÇÜNKÜ SEN TEDBİR ALMADIN, POLİTİKAN OLMADI, TOPRAKLARININ TÜRKLÜĞÜNÜ ATATÜRK’TEN SONRA DÜŞÜNMEDİN.

Kayıp ettiklerimize bakarsak, ileriyi görmeden bugünlere gelişimiz, bize pek pahalıya mal olmuştur ve olmakta devam etmektedir.

Bugünlere baktığımızda, Kıbrıs, Kerkük ve BM’nin bu iki Türk yurduna bakışının 1918’lerde yaşadıklarımızdan hiç de farklı olmadığını görmekteyiz. 1945 yılından beri BM üyesi olan Irak, BM’lerin ana prensiplerine, tüzüğüne aykırı olarak, ABD tarafından işgal edildi. BM nerede idi? Ortalarda yoktu, kitle imha silâhı bahanesini aradı, yalan yanlış yerler tespit etti, kanıt bulamadı. Yaptığı araştırmalarda silâh bulamadım diyerek sahayı terk etti. ABD kuvvetli, para sahibi, BM’leri finansa eden, başkanını seçen, seçtiren ABD kimseyi, hiçbir BM üyesini dinlemedi.

İşgal başladı.

Irak, perişan bir ülke, yıllar önce Musul Irak’a verildi, yapılan hatanın bedeli olarak, Kürt sorunu, başta Irak olmak üzere, Türkiye ve komşu ülkelerde içinden çıkılamaz bir hâl aldı. Kürtler sömürgecilerin oltasına takılmış, parçalanmamak için dinlerini bile değiştirmeye hazır, İsrail, önlerine ulûfe koymaktan hoşnut.

Kıbrıs’taki Annan plânı, ABD, İngiltere, İsrail ve Yunan tarafından hazırlanmış, tezgâhlanmış bir tuzak.

Sayın Rauf Bey tuzak diyor, diyorsa doğrudur, kimsenin şüphe etmesine gerek yok. Kalbi, ruhu Türklük sevdası ile yoğrulan, dolu olan bir Türk ERİNİN inancına, düşüncesine bu sevdadan nasibini almış her Türkün katılmaması, Rauf Beye inanmaması mümkün değil.

BM’nin dün olduğu gibi bugün de tek taraflı davranışı gözden kaçmamaktadır. İki taraf anlaşmaz ise boşluğu ben doldururum demesi ne kadar garip. Bunu kabul edenlere, kabul edin diyenlere sormak gerek, tarihi biz unutmadık, daha önceden hazırlanmış tek yanlı bir plânı BM, Türklerin lehine doldurur veya haklarını korur mu?

Ben inanmıyorum, Musul’u sayende yitirdim, Adalet Divanı’nın adaletsizliği ortada. 3 milyon Türk yok edilmek üzere.

Geçici Irak anayasa taslağı kabul edildi, bu gidişle, yürütülen vurdum duymazlık, gayri millî, güdümlü politika ile Türkmenlerin zaman aşaması içinde ne olacaklarının endişesini taşıyorum. Kürtler bu anayasa ile istediklerinin fazlasını elde etmiş durumdalar. Daha önceki yazılarımızın birinde: “Yarın BM kanalı, yardımı ile Kürt devleti kurulursa hiç kimse olmaz demesin, şaşırmasın” diye yazmıştım. 1.5 milyon imzalı Kürtlerin isteği BM’lere sunulmuş. Annan, KIBRIS için verdiği kararın benzerini Kürtler için Kürdistan için kullanır mı? Bekleyelim göreceğiz. Nasıl olsa “tedbire gerek yok, biz hâdiseleri yakından takip ediyoruz, hassasiyetle üzerinde duruyoruz, bunları büyütmeye gerek yok, ABD bize söz verdi. Powell Gül’e söz verdi: “bu geçici anayasadır, yenisini hazırlarken size mutlaka danışacağız!” dedi.

Güllü yollarda, güllük gülistanlık içinde yürümeye devam.

Tanrım, sen bizi koru, yardım et, bizleri yönetenlere Tanrı Dağı’ndaki ışığı rehber olarak göster.

1. Musul Sorunu, Dr. İhsan Şerif Kaymaz, S: 531.