1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Bir Tesbit

Ömer Lütfi Şekerli
İstanbul Harbiye’de yeni binasına taşınan Askerî Müze’de yeniden sergilenen, şanlı mazimize ait eserleri ve eşyaları görmek için büyük bir heves ve merak içerisinde gittim. Bina gayet güzel inşa edilmiş, standlar zaman ayarlı elektriklerle donatılmış, yerler ve tuvaletler temiz bir hâlde hizmete sunulmuş. Bunlar muhakkak ki gezenler üzerinde müspet bir intiba bırakır.

Sergilenen objeler, nasıl bir esasa ve nasıl bir heyet tarafından yapılıyor, bu husus muğlâk.

Nitekim, gezmeye yeni başladığım sırada bu yazıyı yazmaya mecbur olduğum durumu anlatıyorum. Ana yol üzerinde duvarın içerisinde bir yan cep yapılmış. Cep’in girişine Haliç’e gerilen zincirden bir kısmı konmuş, yan iç tarafa da koca Hünkâr’ın at üzerinde heykeli gözlerden saklanırcasına yerleştirilmiş. Eski müzedeki at ve Fatih’in heykelleri daha sanatkârane idi. Yani zincire aldırmadan düz yolunuza devam etseniz, yüce peygamberimizin irşadına nai l olmuş Hakanımızı göremeyeceğiz. Âdeta saklamışız. Utanılacak bir şey mi yapmış, hayret ki hayret! Durumu anlatsalardı inanmazdım, son derece üzüldüm. TÜRKlüğümü bırakın insanlığımdan utandım. Fanatik olmayan Hıristiyanların bile takdirine mazhar olmuş ulu bir kişiye reva gördüğümüz hâlimize bakınız.

Medarı iftiharımız olan, şan ve şereflerle dolu tarihimizi yazan atalarımıza çok daha hürmetkâr olmak gerekmez mi... Nesillerimize övünecekleri ve ders alacakları geçmişimizi dosdoğru öğretmek, geleceğimiz için zarurî değil mi?

Ortodoks fanatizminin sinsi faaliyetleri nereleremize kadar uzanma imkânı bulmuş, hayret. Beşiktaş’ta Deniz Müze’sinin bahçesinde sergilenen, Kıbrıs harekâtında Rumlardan iğtinam edilen hücumbot da kaldırılmış. Ankara’da Hacıbayram Camisi’nin avlusunda Ogüst Mabedi var, yıkılmasın diye potrel demirleri ile emniyete almışız. TÜRK’e barbar diyen Hıristiyan âleminin kafasının içini, Bosna’da, Azerbaycan’da, Somali’de, Çeçenistan’da yaptıkları insanlık dışı hareketleri ile görüyoruz. Kudüs’te olanlar da Hilâl ve Salip’in çatışmasından başka birşey değildir.

Köhne Bizans’ı yıkıp Konstantiniye’yi fetheden Ulu Hakan, Allah’ın emrini ve peygamberimizin arzularını yerine getirmiş ve tebcil edilmiştir. Unutmayalım ki Malazgirt’te Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın darbesiyle sarsılan Ortodoks emperyalizmi, İstanbul’un fethiyle yıkılmıştır. Tarihte bir devri kapamış, bir devri açmıştır. Anadolu birliğini kurmuş, Pontus Devleti’ni ilhak etmiş ve Avrupa’ya yönelmiştir.

Fatih, 1481’de Gebze yakınlarında Hünkâr Çayırı mevkiinde vefat etmiştir. Allah’ın rahmeti üzerinde daim olsun. Öldüğünde İstanbul Venedik balyozu, haberi Vatikan’a “Büyük Kartal Öldü” diye ulaştırmış ve Papa üç gün üç gece bütün kiliselerde çan çaldırıp dua ettirmiştir.

Fatih Sultan Mehmed Han, elegeçirdiği ve harap bir hâlde bulduğu İstanbul’u yeniden imar ve iskân etmeye başlamış ve camiler, medreseler, hamamlar, çarşılar, imaretler inşa ettirmiştir. Fatih Külliyesi ki “bugünün üniversitesi”. Kapalıçarşı gibi hâlen insanlığın hizmetinde olan yerleri ve diğer eserlerini görünce çok yönlü olduğu ve düşüncelerinin enginliği ortaya çıkıyor. Büyük hakan, yerli halka serbest yaşama imkânı vermiş, patrikhaneye dokunmamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu gibi altı yüz sene yaşamış bir devletin (ki bir benzeri tarihte yok) Askerî Müzesinde Fatih Sultan Mehmed Han’ın yeri çok daha iyi tesbit edilmeliydi.

Milletimizin Peygamber Ocağı olarak gördüğü, şanlı ve şerefli ordumuzun askerî müzesi, mazisinin ihtişamını günümüzde de yaşatmalı, nesillerimize sadece iftihar vesilesi değil, örnek bir devlet imajını da vermelidir. Çünkü TÜRK Ordusu, ulu bir ocaktır. Eşsiz zaferlere o imanla ulaşmıştır. Milletimizin Ulu Tanrı’dan sonra tek dayanağıdır.