1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Bir resim ve gerisi

Celâdet Moralıgil
Türklük ve Türkçülük bir seçkin ve yetkin grubun

biçimlendireceği bir ideolojidir. Ayırımsız tüm Türkler için çağcıl iyi-doğru-güzel olanı bulmak, oluşturmak ve yaymak

için üst düzey bir çabadır.

Son zamanlarda sık sık basılan (Orkun 99, sayfa 9) anlamlı bir resim var. Gayet pejmürde, çocuklukla gençlik arası dönemde Çanakkale Savaşı’nda iki Mehmetçik.1 Başlarındaki kepler olmasa ve nerede ve ne zaman çekildiği bilinmese benim çocukluğumdaki (1930 sıraları) iki tipik köylü çoban çocuk görünümünde. Şimdiki kuşak bilmese ve duymamış olsa da yine benim çocukluk ve gençlik yıllarımda İstanbul’da “köprü altı çocukları” denen çocuklar da böyle pejmürde idi. Çocukluk ve gençlik dönemim İstanbul’un Bakırköy kazasında geçti. Bakırköy’e bağlı köylerde de köylü pırtısı farklı değildi. Ben övünerek daima “Cumhuriyet Çocuğu”yum derim. Bununla sadece erken Cumhuriyet’in bir bireyi olduğumu değil aynı zamanda ve daha da önemle Cumhuriyet’in ilke ve inkılâplarına da usumla ve kalbimle bağlılığımı vurgularım. Bir erken Cumhuriyet çocuğu olarak Türkiye’nin nereden nereye geldiğini yaşamış bir kişiyim. Onun için de mutlu ve gururluyum. Dünyaya Türk olarak gelmiş olmak, Osmanlıca bir deyimle, Türklük ile teşerrüf etmiş olmak, benim için en büyük onur ve varlıktır. Türk olmaktan, – başbakan gibi – gocunmak şöyle dursun aksine dünyaya ayrıcalıklı (imtiyazlı) gelmiş olduğuma inanıyorum. Ama şu da var. Avrupa’da da çalışmış ve yaşamış, ve Avrupalılar ile birlikte çalışmış bir kişi olarak Batıyı ve Batılıyı düşman görmem ve hele Batının müktesebatını asla küçümsemek donkişotluğunu yapmam. Diyeceksiniz ki, ne ilgisi var, başlıktaki “resim” nerede şimdi söz edilen “Batı müktesebatı” nerede.

İşte şimdi o ilgiye geliyorum, yani o iki pejmürde Mehmetçik resminin arka zeminine. Uzunca boylu Mehmetçik’in gerisinde bir uçak gövdesinin ön kısmı ve uçağın motoru gözüküyor. Nerede okuduğumu anımsamıyorum, ama o resmi o uçağı kullanan veya bakımını yapan Alman onbaşı çekmiş. Belki okurlardan bazıları, Çanakkale’de Alman uçağının işi ne, diye sorabilirler. Bazen ve son zamanlarda bazı kesimlerce sık sık resmî tarih eleştiriliyor, yanlış ve saptırılmış yazıyor, diye. Son günlerin güncel deyimi ile dezenformasyon var! Her şeyin resmîsine, devletten tarafa olanına yatkın olmama rağmen, eleştirilere bir ölçüde hak vermek durumundayım. Tarihimizde bazı hususlar saklanıyor, bazı hususlar abartılıyor vb. Çanakkale Savaşları’nda Alman kurmay subayları vardı, Alman ağır topları vardı2 ve Alman uçakları da vardı. Bundan yaklaşık yüz yıl önce dökülmüş o dev toplar hâlen Türkiye’de dökülebiliyor mu, bilmiyorum. Arkada görülen ilkel uçak, bugün yüzde yüz Türkiye’de yapılabilir mi, bilmiyorum. Zaten Türkiye o tarihte o uçağı yapabilecek ekonomik3 ve teknik güçte olsaydı, dünya tarihinin akışı değişirdi. Bu hususa da değineceğim.

Şimdi değerli hocamız Ümit Özdağ’ın Yeniçağ gazetesindeki “Bilgi, Güç ve Türk Milliyetçiliği” adlı 22 mayıs 2006 tarihli yazısından uzunca bir alıntı yapıyorum: “... ABD'yi dünyanın en güçlü devleti yapan unsur bilg gi ile Amerikan devlet ve toplumu arasındaki ilişkidir. Nasıl ondan önceki süper devletlerin yani Roma'nın, Osmanlı'nın ve Büyük Britanya'nın temelinde bilgi-güç ilişkisi var ise son süper gücün temelinde de bilgi-güç ilişkisi bulunmaktadır. Bu ilişkiyi yitiren toplum ve devletler güç olma niteliğini de yitirmektedirler. Dünyanın en fazla okuyan, okulları ve üniversiteleri üstün kaliteli olan bir toplumun büyük güç olma yolundaki serüvenini ise hemen hemen hiçbir şey durduramamaktadır. Ne coğrafyanın olumsuzlukları ne doğal kaynaklardan mahrum oluş ne de düşmanlarla çevrili olma, bilginin üstünlüğü karşısında sonuç alıcı olmaktadır. İşte Japonya'nın coğrafî olumsuzlukları, doğal kaynaklardan mahrum oluşu, bilgi ile aşılmış engeller olarak görülmektedir. İsrail'in 300 milyonluk bir Arap denizi4 içinde varlığını devam ettirmesinin iki nedeninden birisi ABD'nin sağladığı koşulsuz destek, öteki ise Yahudi toplumu ve devletinin bilgiye verdiği önemdir…”

İsrail başarısını ille de Amerikan Yahudileri’nin desteğine bağlayanlar5 acaba Japonlar için ne diyecekler? Türk toplumu olarak Atatürk’ün manevî mirasına sahip çıkmaktan başka çıkış yolu kesinlikle yoktur. Biz Türkler usa ve bilime yatırım yapamadığımız için geri kaldık ve 1950’den beri de akıl ve ilim aleyhine bozulan denge şimdi AKP döneminde korkunç bir ivme kazandı ve yalnız erozyon ile topraklarımız değil ama şeriatçı-ümmetçi mantık ve uygulama ile yeni kuşakların kafaları da çölleştiriliyor.

Eğer Osmanlı’nın bilimsel ve ekonomik durumu o arka plândaki uçağı yapabilecek düzeyde olsaydı, tarih başka türlü yazılmış olabilirdı. Denebilir ki o arka plândaki uçağı yapan Almanya I. Dünya Savaşı’nı kaybettiği gibi, ilk füzeyi yaptığı hâlde II. Dünya Savaşı’nı da kaybetti. Doğru, ama Almanya yine de şu anda Avrupa’da bir numara. Ve 1889’da 300 metre yüksekliğindeki çelik konstrüksiyon harikası Eyfel kulesini yapan Fransa da bir başka dev.

Bu yazıyı biraz da şunun için yazdım. Gazetelerde yazı yazan bazı Türkçü yazarlar, özellikle de siyasî Türkçülük yapanlar, hoş ama boş lâflar ile Türkçülük yapıyorlar. Kimisi işi yabancı dil düşmanlığına götürüyor, neymiş, “hamburger” denilmemeliymiş! Sanki Almanya’da kokuları sokaklara kadar yayılan “döner”e Almanlar başka birşey söylüyorlarmış gibi… Kimisi, kızıp, meselâ Fransız mallarını boykot edelim, diyor. Ya Fransız turistler gelmezse ne olacak? Ya Fransızlar küçük bir kalem olan kesme çiçek (karanfil, gül vb.) alımını durdururlarsa ne olacak? Belki birisi kalkar (sevinerek de) Arap turistler gelir, der. O zaman da bizim halka parklarda, yeşil alanlarda yayılarak mangal sefası yapmak imkânı kalkar. Tabiî ki Arapları bir güzel pataklar ayaklarını keseriz, o da başka…

Ne demek istiyorum? Pozitif Türkçülük yapalım. Yani, ayağı yere basan Türkçülük yapalım. Bir zamanlar komünistler Türkiye’yi Batı’dan kopartıp Sovyetler’in kucağına atmak için “tam bağımsız Türkiye!” sloganını bıktırasiye tekrarlardı. Bunu kimi utopyacı Türkçüler bugünlerde kullanıyor. Şunu kafamıza koyalım ki, ne dün Sezar tam bağımsızdı ne geçen gün Sultan Süleyman ne de bugün Georg W. Bush! Dün ve evvelki gün ekonomik olarak kendi kendine yetmek (otarşi) oldukça mümkündü. Bugün ise tamamen imkânsız. Düşünün, meselâ Türkiye internet ağı, meteoroloji ağı, cep telefonu ağı (GSM), uydu bağlantıları ağı gibi ağlardan mahrum bırakıldı; bilgisayar yok, on-line yok. Yüzde yüz dış ham maddeye bağımlı ilâç sanayiine ham madde ambargosu uygulandı. Yani ne kalp ilâcı, ne tansiyon ilâcı, ne kolesterol ilâcı, ne ensülin, ne gözlük camı ve hattâ aspirin var! Kısacası eczane yok, şifalı otlar(!?) satan attarlar var! Sun’î gübre ve haşere ve mantar ilâçları olmasa aç kalacağımızı biliyor musunuz? Maksadım moral bozmak değil. Maksadım ayağı yere basar bir Türkçülük. Unutmayalım, en büyük Türk millyetçisi olan Atatürk savaş biter bitmez düşmanlığı rafa kaldırmış ve yüzünü Batıya çevirmiştir. Eğer 1950’de DP irticaa taviz vermeğe başlamasaydı Türkiye bugün AB’nin Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya düzeyine çok yakın beşinci gelişmiş büyük ülkesi olurdu. Nüfus ve ekonomik güç olarak belki de Almanya’dan sonra ikinci.

Yapılacak iş, hamaset nutukları atmak değil ama Atatürk’ün manevî mirası olan bilim ve us yolunda yürümektir. Soruyorum Türkçüler’e: Kaç yabancı dili iyi biliyorsunuz? Ayda çeşitli konularda (ve karşıt fikirler dahil) kaç kitap okuyorsunuz? Ayrıca, verginizi veriyor musunuz, yoksa KDV fişi pazarlığı mı yapıyorsunuz? Çevreyi koruyor musunuz? Trafik kurallarına uyuyor musunuz? Karısına kötü davrananlara ambargo uyguluyor musunuz? Türkçülük olarak hâlâ adale gücünü akıl gücünün önünde mi tutuyorsunuz? Eğer bunları yazdım diye bana kızıyorsanız, sizin Türkiyeniz o uçağın önündekilerin kaderi gibi olur! Oysaki o iki pejmürde Anadolu çocuğu o uçağı yapabilmenin özlemi içinde öldü ve umudunu size erteledi ve “… biz ancak size bizim gibilerin kanı ile sulanmış hür bir vatan ve akıttığımız kanımız gibi al bir onurlu bayrak bırakabildik… Bilim ve usun öncülüğünde çok çalışarak sizler yaptığınız uçakların6 içinde poz verin!..” mesajını ilettiler. Türkçülük, kendini Türk sayan, kendini Türk denilen bir kavme en az manen bağlayan, bilimsel donanımlı ve rasyonel düşünen ve çalışan, ulusal ve uluslararası etik değerlere saygılı, yurtta barış dünyada barış yanlısı ve çabasındaki kişilerin işidir.7 Türklük için öğrenelim, öğretelim; Türklük için çalışalım, çalıştıralım. Önce bilimi iyi tüketmesini ve usumuzu rasyonel çalıştırmayı öğrenelim. Ve sonra da bilim üretelim. Çıktı (output), girdi (input) ile doğru orantılıdır. Çıktı ile girdi arasındaki oranın (nicel ve nitel / kemiyet ve keyfiyet / miktar ve kalite) yüksekliğini rasyonellik (us) belirler. Atatürk ünlü sözünde “… Türk Çalış…” diyor. Nasıl? Bilimin8 öncülüğünde ve usun kontrolunda…

Bu yazım – belki yaşımın da etkisi ile - biraz öğüt verir gibi oldu. Ben daha çok teorik düşünceye yatkın bir kafa yapısındayım. Ama şuna inanıyor ve elimden geldiği kadar da demek istiyorum ki, Türkçülük çağcıl parametrelere göre yeniden tanımlanmalıdır.9 Utanıyorum, çünkü bugünkü Türkçülük, yorum ve uygulamalarla Yusuf Akçura’nın ve Ziya Gökalp’ın çok gerisine düştü. Hele Atatürk’ün yüzüne bakacak hâlimiz hiç yok! Utanıyorum, çünkü genelde solcular Atatürk ilke ve inkılâplarına Türkçülerden fazla sahip çıkıyor. Kemalizmin ana ilkesi olan lâisizmi cansiparane savunan Türkçü yok gibi. Lâisizmin karşıtlarının iktidarda olmasına ve alenen ve hile ile onu yok etmek için uğraşmalarına rağmen… Atatürk ilke ve inkılâplarına canla başla sahip çıkan Türkçü olarak şu anda aklıma sadece Altemur Kılıç geldi!

DİPNOTLARI

1- Bu resimlerden bendeki en güzeli CHP İstanbul Milletvekili Ali Kemal Kumkumoğlu’nun bastırdığı arkası yazılı resim. Fotograf Savunma ve Havacılık Dergisi’nden, Bülent Yılmazer arşivinden alınmış.

2- İngiliz dev savaş gemisi “İrresistible” i batıran top(lar) her hâlde Türk dökümü değildi! Ve dev toplar olmasa idi İngiliz-Fransız savaş gemileri Boğazı geçemezler miydi?

3- Bir nolu resmin arkasında 1917’de 43. Alay 1. P. TB.1 Bölük yemek listesinden alıntılar var, söyle ki: 15 haziran, sabah üzüm hoşafı, oğle yok, akşam yağlı buğday çorbası ve tam ekmek; 26 haziran, sabah yok, öğle yok akşam üzüm hoşafı ve tam ekmek; 18 temmuz, sabah üzüm hoşafı, öğle yok, akşam yok ve yarım ekmek; 8 ağustos, sabah yarım ekmek, öğle yok, akşam şekersiz üzüm hoşafı ekmek yok. İşte ekonomik güçsüzlüğe misaller! Annem (1900 doğumlu idi) savaş sırasında Beylerbeyi sırtlarında (şimdiki Boğaziçi köprüsünün, ki ben ona Yıldırım Bayezid köprüsü diyorum, Anadolu bağlantı noktaları) süpürge otu (funda, Şile köylerinde “pülü” deniliyor) taneleri kavurup yediklerini söylerdi. Çocuklukları savaş ortamında gıdasız geçen iki dayım genç yaşta veremden (tüberkülozdan) öldü.

4- Anlaşılan 300 milyonluk kavm-i necip Arap dünyasında İsrail’e karşı savaşta onları destekleyecek evliya yok! 300 milyon Arap 6 günde 6 milyonluk İsrail’e yenildi. Not: Malum, bizim dinci kesim Çanakkale Savaşı’nı evliyanın desteği ile kazandığımızı söylüyor ve işin acı tarafı XXI. asır Türkiye’sinde buna inanan da bulunuyor. Siz bunu AKP’nin çekirdeği diye de okuyabilirsiniz!

5- Bizdeki ham ve yavan dinciler ile ham ve yavan milliyetçiler için esas faktör ABD Yahudilerinin desteğidir. Bu zihniyet sürdükçe Türk tanklarının modernizasyonu da İsrail’de olur hem de sonsuza dek...

6- Uçak burada çağcıl teknolojiyi simgelemektedir.

7- Orkun’un eski sayılarını saklayan okurların, Ayça Yıldız Tanrıdağlı’nın “Toplumsal Malzeme” adlı incelemesini okumalarını salık veririm.

8- Tabiî ki “Bilim” deyince pozitif bilimleri anlıyorum, başka bilim tanımam. Ben zaten pozitif düşünce merkezliyim.

9- Şahsen prensip itibarıyla Türklük ve Türkçülük ülküsünü siyasî platformda anlamam ve bunu çok da yanlış ve tehlikeli bulurum. Yaşanmış ve yaşanmakta olan olaylar ortada. Bazı gençlerde fikre dayalı olmayan kaba kuvvet öncelikte. Ve işte İslâmın politikaya alet olunması sonucu AKP’nin elinde kirlenmesi. Türklük ve Türkçülük bir seçkin ve yetkin grubun biçimlendireceği bir ideolojidir. Ayırımsız tüm Türkler için çağcıl iyi-doğru-güzel olanı bulmak, oluşturmak ve yaymak için üst düzey bir çabadır.