1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Bir Kurultay Daha -İyisiyle, Kötüsüyle

Prof.Dr. Reha Oğuz Türkkan
24-26 Mart 2000 tarihlerinde, bu sefer Samsun’da, “Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı”nın 8.si toplandı.

Katılanların tam sayısını bilmiyorum ama, “binlerce” desem herhalde yanlış olmaz.

Bazı Eksikler

Geçen yıl Denizli’de yapılan 7. Kurultay’a ait Orkun’da o zaman yazdıklarımı bir daha okudum da, gündemde ve konuşmalarda pek bir fark göremedim. Gene de vardı: meselâ, Türk Cumhuriyetlerinden –Kıbrıs’tan Denktaş’ın dışında- hiçbir başkan yoktu (zaten son yıllarda ya tek tük geliyor ya da hiç gelmiyorlardı). Konsolosluk rütbesinde katılımlar oldu bu sefer de-yanılmıyorsam, ezelî küs Özbekistan bunu da yapmadı, fakat bir Özbek, kültür komisyonunda, çok önemli bir konuşma yaptı ve ülkesinde yayınlanan Türklükle ilgili pek çok eseri tanıttı. Bir de, bu sefer Yakutlar ve Tuvalı’lar yoktu dendi. Kızılderililer geliyor diye basında yazılar çıktı ama gelmediler.

Bu Kurultayda da birçok Türkçü (meselâ Prof. Mustafa Erkal, Prof. A.B. Ercilâsun ve Prof. Sadık Tural, Prof Süleyman Yalçın) unutulmuş, ya da onlar gelememişti. Millî Eğitim’in gelmiş gelecek en Türkçü eski müsteşarlarından Nihat Akay da yoktu. Altan Deliorman bu sefer davet edilmiş, fakat sanırım rahatsızlığı yüzünden gelememişti. Kurultay’ın ruhu olan Türkçülüğün ve Türk beraberliğinin ilk çığır açıcıları Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Yusuf Akçura, Zeki Velidî Togan ve hemen ardından gelen 3 Mayıs 1944’ün 23’leri (benim gibi sağ kalan ikisi olmasa bile, Allahın rahmetine kavuşmuş olan 21 tanesi) açılışta gene anılmadılar.

Gönül isterdi ki Kurultay, sadece iki devlet başkanlarına ve parti liderlerine-bir de organizatörlere- değil de, son 10 yıl veya 1 yıl içinde Türk beraberliğine en çok hizmet etmiş olan şahıslara, kuruluşlara ve yayınlara da ödül versinler (meselâ Orkun’a o “bozkurt” başlı baston yakışmaz mıydı?).

Türk Cumhuriyetlerinin başlarının, ilk kurultaylarda olduğu gibi katılmamalarını pek çok kişi, Rusya’nın artan baskısına yordu. Böyleyse eğer, Türk Dünyası büyük bir sorun yaşıyor demektir. Bunu Orkun’da iyice işlememiz lâzım.

Kurultayın Parlak Zirveleri

Program çok zengin ve muhteşemdi. Türk topluluklarının folklor dansları, kıyafetler ve hele Ankara orkestrasının orijinal Mehter Marşıyla Mozart’ın Türk Marşını “Potpuri” denen tarzda harmanlayarak çalışı bence şaheserdi! Bozkurt takvimi ve geçen yılın tebliğlerinin dağıtımı da iyi oldu. Düzenleyenleri ve bu ağır yükün altından kalkabilen Devlet Bakanı Prof. Dr. A. Çay’ı canı gönülden tebrik ederim.

Demirel’in ve hele Denktaş’la Devlet Bahçeli’nin nutukları çok alkışlandı, yer yerinden oynadı! Başbakan Yardımcısı ve MHP Başkanı Bahçeli’nin konuşmasında tek tek alınması gereken bazı önemli noktalar vardı-ileriye dönük düşünme gereği gibi (bir başka yazımda değineceğim). Demirel ise, her zamanki gibi, duruma en uygun sloganı yapıştırıverdi.

“Bu, dedi, Kurultaydır ama, asıl kucaklaşmadır. Dünyadaki Türklerin birbirini kucaklaması!”

Bazı Büyük Olumsuzluklar

Şöyle bir düşündüm:

Komisyonlarda senelerdir fevkalâde önemli fikirler ve teklifler ileri sürülür ve her yıl da bu kurultaylarda tekrar edilir. Sonra ne olur? Hiçbir şey. “Tebliğler” denip bir de No. konup (1., 2., vs.) kitap hâline getirilir, rafa kaldırılır. Denktaş’ın da, benim de bu yıl tekrarladığımız “ey Türk Cumhuriyetleri, Türk Kıbrıs’ı artık tanıyınız!” teklifi ne oldu? Hiç. Kurultaylardan sonra takibi için bir teşkilât kuruldu mu? Hayır.

Her kurultayda “söylemekten usandım ama gene de söyleyeceğim” diyerek söze başlarım: “Koca afişlerde “Dilde” diye başlayan “Dilde, Fikirde, İşde Birlik” diye yazıyoruz ama hâlâ tebliğlerin bazısı Rusça yapılıyor, bazısı da farklı lehçelerde söylendiği için “tercüme” ediliyor. Dilde birliği gerçekleştirelim artık. Ve bir daha sefere tercümesiz Türkçeyle (en azından şimdilik Anadolu Türkçesiyle) konuşalım” derim ama nafile.

Alfabe birliği, “of-ov”lu isimler, Türkistan Konfederasyonu gibi fikirler de, Kurultay sonrasında takipsiz kaldığı için sadece nutuk konusu olarak kalıyor.

Kucaklaşma oldu mu?

Peki, bu kadar masrafla, iyi niyetle ve heyecanla toplanmış olan 8. Kurultay neye yaradı diye sorulabilir. İlk aklıma gelen cevap, Demirel’in “Kucaklaşma” ifadesi. Eh, hiç olmazsa Türkler kucaklaşıyor, o da bir şey diyorum. Ama kucaklaşma şöyle dursun, karışık şekilde bir araya gelme bile yok: Azerîler aralarında, Kazaklar kendi aralarında, Kırgızlar, Özbekler ve Türkmenler de öyle. Biz Türkiyeliler de kendi aramızda toplanıyor sohbet ediyoruz.

Böyle olmaz. Ama çaresi var. Amerikalılar bunu iyi yapıyor. Herkesin yakasında kimin nesi olduğunu gösteren etiket vardır, bir de girgin-girişken bir hanım. Kendi aralarında sohbete dalanların hemen arasına girer, bir ikisini kollarından tutup sürüklercesine -tabiî gülerek-farklı grupların arasına katar, sonra yeni avının peşine düşer. Gelecek Kurultayda inşallah buna benzer bir şey yapılır, Kazaklar Türkiyelilerle; Azerîler, Türkmenlerle veya Kıbrıslılarla gruplaşır, sohbet ederler. Ayrılırken de nihayet kucaklaşır, Demirel’i haklı çıkarırlar.

TAKİP! TAKİP! TAKİP!

Son söyleyeceğim ilk söylediğim gibi: Alfabe ve ortak Türkçe işini artık acele halledelim. KKTC’nin tanınmasını sağlayalım. Komisyonlarda ileri sürülen fikir ve tekliflerin takibi için “Daimî” bir örgüt kuralım-meselâ, TÜDEV’in içinde- ve bu fikirleri bir öncelik sırasına koyalım, plânlamasını yapalım, peşini bırakmayalım.

Rahmetli babam, “fikri-takip”i en mühim bir meziyet sayardı. Çünkü işler ancak böyle yapılırsa lâfta kalmaz.

TÜDEV, kucaklamadan da önce gelen yakınlaşmayı başardığı için kutlanmalıdır (1989’da, yani Tüdev’in ilk kurultayından 2 yıl önce, bizim “Türk Dünyasını 2000’lere Hazırlama Vakfımız” da 9 gün süren bir Kurultay yapmıştı: “Türk Dünyasının Geleceği” konulu. O da hem yakınlaşma, tanışma, hem de plânlamaydı. Fakat biz de takibini yapamadıktı). 11 yıl önceki bir önerimizi de yazayım: gelecek Kurultaylar Türkiye’nin dışına çıksın, meselâ Bakû’de, Lefkoşa’da, Taşkentte, Almatı’da, Bişkek’te. Artık 2000’li yıllarda bizden daha genç olanlar uygulama aşamasına geçmeliler.