1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Bir Başka Pencereden Bakış 2002 Kasım seçimleri üzerine düşü...

Hüseyin Adıgüzel
2002 seçimleri geride kaldı, fakat üzerinde hâlâ yorumlar yapılıyor. Solun hüsrana uğraması, kendilerine milliyetçi-muhafazakâr diyenlerin başarısı, iktidarın silinip sürülmesi nedenleri, hâlâ konuşuluyor. Biz olaya başka bir pencereden bakmak istiyoruz. Çünkü bu pencere, yorumlarda kesinlikle ihmal ediliyor.

Ağustos 2002’de TBMM’den yangından mal çıkarır gibi, AB uyum yasaları çıkarıldı. Bu yasaların çıkması için oy kullanan DSP, ANAP, DYP, YTP, SP ve AKP, genelde AB yanlısı politikaya devam dediler. Sadece MHP hükûmet üyesi olmasına rağmen, yasalara hayır oyu kullandı. Seçimlerden hemen önce kamplar belirginleşti. AB yanlısı olanlar ve olmayanlar. Seçimlere katılan DSP, AKP, DYP, ANAP, YTP ve SP, AB yanlısı, MHP, GENÇ PARTİ, İP, TKP AB karşıtı safta yer aldılar.

57. hükûmetin en çok eleştirilen yönlerinden birisi AB uyum yasalarının dayatma ile çıkarılması olduğu kadar, IMF ve Dünya Bankası’nın uyarı ve telkinleri ile oluşturduğu ekonomi politikasıydı. Seçmenin en çok canını yakan ve onu öfkelendiren de bu politikalardı. Seçime katılan partilerin programlarına baktığınız zaman, ekonomik politikalarını IMF ve Dünya Bankası ile ortak kurmayı düşünenlerin, aynı zamanda AB yanlısı partiler olduğunu görürsünüz. Bu tespitten sonra penceremizden görünenleri aktaralım.

Çok partili hayata geçtiğimizden bu yana bir iktidar en çok oyu bu seçimde kaybetti. Yani Türk halkı, iktidar partilerinin sosyal ve ekonomik politikalarını beğenmedi ve iktidarı cezalandırdı. Fakat çok ilginçtir ki, halk oylarının çok büyük bir kısmını yine AB ve IMF’nin dikte ettireceği sosyal ve ekonomik politikalara devam edeceğini açıklayan AKP’ye verdi. Yani büyük bir çelişki yaşadı. Önceki iktidarın beğenmediği sosyal ve ekonomik politikalarına devam edeceğini söyleyen bir başka partiyi mükâfatlandırdı. Bu çelişkiyi nasıl izah edeceğiz? Acaba milet uygulanan politikanın doğru, uygulayıcıların yanlış olduğunu mu düşündü? Yoksa eski liderleri beceriksiz ve başarısız bulup, yeni bir lidere mi yönelmek istedi? Eğer, AB, IMF ve Dünya Bankası üçgenine sıkıştırılmış sosyal ve ekonomik politikaları doğru bulmadıysa niçin bu politikalara karşı olduğunu açık açık deklare eden İP, TKP ve GP’ye aynı oranda oy vermedi? Burada çok çeşitli ihtimaller düşünülebilir. Milletin cahil olmasından tutun da iyi aydınlatılmadığı, medyanın bu politikaların doğruluğunu yaydığı ve bunu geniş bir yelpaze içinde destekleyen yayınlar yaptığı vs. hususları ihtimal olarak düşünebiliriz. Bütün bu ihtimallere karşı GP’nin % 7.2 oy alması, -uygulanan sosyal ve ekonomik politikalara karşı halkın bir tepkisi olarak düşünülemez mi? Tabiî ki, bunların hepsi bir varsayımdan ibaret. Yalnız, seçim sonuçları tablosunun meydana çıkardığı bir gerçek ortada duruyor. AKP’nin, AB, IMF ve Dünya Bankası şeytan üçgeninin politikalarına devam edeceğini bildirmesine rağmen iktidar olması. CHP’nin beklediğinin çok altında oy alması. CHP, sadece DSP’den kopan oyları alabilseydi birinci parti olabilirdi. Ama DSP seçmeni bile CHP’ye itibar etmedi. CHP, seçimde kazançlı gibi görünse de, aslında kaybetti. Tek başına iktidar beklerken tek başına muhalefet oldu. Kemal Derviş’in partiye girmesi, moral olarak belki tesirli olmuştur ama, olumlu ya da olumsuz bir etki yaptığını pek zannetmiyorum. Bu durum, milletin CHP’ye güvenmediğini gösteriyor. IMF ve Dünya Bankası’na duyulan öfkenin yarattığı havaya rağmen İP, TKP gibi sol tandanslı partilerin üzerlerinden âdeta bir silindirin geçmesindeki sebepler nelerdir?

Milletin canının yandığı, binlerce iş yerinin kapandığı, işsizliğin % 18’lere dayandığı, milletin ekonomik sebepler yüzünden tümüyle bunaldığı bir ortamdan böyle bir siyasî tablonun çıkmasının İP ve TKP açısından anlamı nedir? Onların düşüncelerinin ne olduğunu pek bilemeyiz, ama bize göre, milletin sol görüşe, ister sosyal demokrat, ister sosyalist, ister komünist, güveninin olmadığını göstermesidir. Komünizmin çökmesinden sonra ortada kalan tablonun yarattığı korku ve tedirginlik, bu partilerin marjinal olmalarının çök önemli sebeplerinden biridir. “Bu işi Ruslar beceremedi, ama biz beceririz” lâfları pek itibar görmedi. Eskimiş bir tabir olmasına rağmen biz yine sol diyelim, bu seçimlerde tam bir hüsran yaşadı.

Beni esas şaşırtan, ulusal bir politika çizgisi yakalayan İP’nin aldığı sonuçtur. İP’nin yaptığı ulusalcılık atağı belki bu seçimde itibar görmedi ama, bu ilerideki seçimlerde de itibar görmeyeceği anlamı taşımaz. İP, bu politikada samimî ise, aynı çizgide devam eder ve millete samimî olduğunu gösterir. Bize göre İP’nin aldığı bu sonuçta eski ilişkilerin önemli rolü olmuştur. İkinci ise İP’nin samimî olduğuna güven duyulmamıştır.

MHP eline geçen fırsatı yeterince kullanamamıştır. Bunda en büyük pay, zannımca çok başarısız görülen bir hükûmetin ortağı olmaktan duyulan utanma ya da suçluluk psikolojisi. Bu psikoloji MHP’nin seçim atağı yapmasını engellemiştir. MHP, bilhassa tabanına, hükûmete girme ve olumsuzluklara rağmen hükûmeti sürdürme eğilimini tam olarak anlatamamıştır. MHP, AB ve IMF politikalarına karşı yeterli direnci gösteremediği için alması lâzım gelen oyların bir kısmını GP’ye kaptırmıştır. Eğer MHP, çok açık bir biçimde, AB, IMF ve Dünya Bankası ile kurulan ilişkilere karşı tavır alabilseydi ve bunu seçim malzemesi olarak kullanabilseydi, herhalde bugünkünden daha iyi bir sonuç alabilirdi. Milliyetçi bir partinin bu konularda çok daha hassas olması gerekiyordu. Ama MHP bu hassasiyeti gösteremedi. Bu yüzden de oy kaybına uğradığını düşünüyorum.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

Bugün uygulanacak sosyal ve ekonomik politikalar, eskisinden farklı olmayacaktır. Türk halkı, yine AB, IMF ve Dünya Bankası şeytan üçgeninin kıskacında yaşamaya gayret edecektir. Ne zamana kadar? Bize göre çok zamanı kalmadı. Yakın bir zamanda Avrupalı olmanın tadını AB içinde eriyerek biz de tadacağız gibime geliyor.

Türk milleti yerine Avrupa milleti olmanın zevki içerisinde yaşayacağız. Topraklarımız üzerinde, Pontus devleti, Ermeni devleti ve Kürt devletinin bayraklarını selâmlarken, eski günlerimizi unutarak (!) hatırlayıp, “Oh! hayat ne güzelmiş, ne güzel şeymiş böyle yaşamak” diyeceğiz.

Görünen bu. Gidiş bu gidiş. Hayâl falan değil, seçim neticeleri o tarafa doğru yol aldığımızın açık görüntüsü. Gidiyoruz, ama fark edemiyoruz.

“Her toplum lâyık olduğu idarede yaşar”.