1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Bilgi Otoyolumuz

Atilla İlkorur
Türk milleti, 21. yüzyıla bugünkü uygar dediğimiz yüksek bilim ve stratejik teknolojiye sahip ülkeler seviyesine gelip, hattâ Büyük Atatürk’ün gösterdiği daha da ileri seviyelere ulaşmak hedef ve doğrultusundaki umutlarla girdi.

ABD ve ileri Avrupa ülkeleri 3. endsütri ve bilgi çağına baş döndürücü bir hızla girmiştir.

İleri, yüksek, stratejik bilgi ve teknolojilerin ekomi, askerî ve eğitim alanlarında getirdiği yenilikler devletler arası ilişkileri etkilemekte ve rekabeti hızlandırmaktadır. Devletler, âdeta bir teknoloji savaşı hâlindeler.

Devletlerin bağımsızlıkları, milletlerin özgürlükleri ve yarıştaki konumlarına bağlıdır.

Bilginin üretilmesi, işlenmesi, iletilmesi, saklanması ve teknolojiye dönüştürülmesi son derece hızlı olmakta ve fakat stratejik bilgiye ulaşmak, bu tür bilgiye sahip olan ileri ülkelerin kontrolünde olduğu için mümkün gözükmemektedir. Dolayısı ile bu stratejik bilginin ürettiği stratejik teknolojilere ulaşabilmek de ancak bu bilgi ve teknolojiyi üreten ülkelerin izin verdiği nispette gerçekleşebilmektedir.

İleri stratejik bilgi ve teknoloji konusunda Türkiyemizin iyi bir durumda olmadığı da bir gerçektir.

Bilgi ve teknolojiyi transfer etmek yetmez, bilgi ve teknolojiyi üretmek gerekir. 21. yüzyıl dünyasında bilgi ve teknolojiyi üretmeyen ülkeler bağımsızlıklarını koruyamazlar.

Türkiye’nin bilgi ve stratejik teknolojiyi üretebilmesi için yurt içinde veya yurt dışından kaliteli insan gücüne ve bu sayede üretilecek bilginin yurdun en ücra köşelerine ve hattâ tüm Türk dünyasına iletilebilmesi ve bunun geri döşünümlü bir altyapı sistemine ihtiyacı vardır.

“Kaliteli insan ömür boyu ve durmaksızın eğitim ile temin edilir.” diyerek bu meseleyi eğitimci ülküdaşlarıma bırakıyorum.

Ancak meselenin diğer boyutu olan bilginin üretilmesi, işlenmesi, iletilmesi, saklanması ve teknolojiye dönüştürülmesi bu yazımın esas konusu olup, Orkun okuyucularına bu konu ile ilgili Türkiye’nin dünyadaki konumu, meseleleri ve fırsatları hakkında önemli bilgiler vermek istiyorum.

Bilginin üretilmesi konusunda Türkiye’nin iyi bir durumda olmadığını daha önce belirtmiştir. Ancak bu durum bizim heves ve ümitlerimizi kırmamalı. Çünkü ülkemiz bilginin saklanması, iletilmesi ve işlenmesi hususunda A.B.D.’den geri fakat Avrupa’dan çok ileri ve zengin bir altyapıya sahiptir. Biz buna “BİLGİ OTOYOLU” diyoruz.

Şimdi bu konuyu kısaca yakın geçmişi ile gözden geçirelim.

Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte İstanbul Teknik Üniversitesi çok basit, ilkel ve küçük karanlık stüdyolarında genç, dinamik, birkaç ülkücünün çalışmaları ile televizyon yayınlarını imkânsızlıklar içinde başlattı.

Radyo ve televizyon yayınları, bilginin üretilmesinde ve saklanmasında en büyük araç hâline gelmeye başladı.

Bu olay TRT önderliğinde başladı ve bir anda evlerimizin çatısında orman gibi çoğalan klâsik TV antenleri ve alıcı cihazları ile ülkemiz sathına kısa bir sürede yayıldı.

Bir müddet sonra Avrupa ve A.B.D. uzayda uydu istasyonları kurarak meseleyi uzaya taşıdı. Bu sefer de Avrupa ve A.B.D.’deki evlerin damlarındaki klâsik antenler sökülerek, yerlerine gene damlara monte edilen çeşitli çap boyutlarında bizim çanak anten dediğimiz cihazlar yerleştirildi. Hemen arkasından Türkiye her zamanki klâsik refleksi ile buna cevap verip Avrupa’dan daha ileri giderek tüm çatılarını bu çanak antenler ile donattı. Hattâ bunun için balkonlarını, bahçelerini bile çanak antenlerle doldurdu. Büyük reklâm kampanyaları bile yapıldı (1970 ve 1980’li yıllarda).

Ancak bu çok kötü, acayip ve çirkin görüntüden 1988 yılında Türkiye önce yavaş yavaş, daha sonra hızla kurtulmaya başladı.

Nasıl mı? A.B.D. 1950’li yıllarda havadaki ro dyo sinyallerinden etkilenmeksizin net görüntü sağlayan Kablolu TV şebekesine geçmeye başladı. TV hizmetlerinden yoksun kalmış bölgelere TV sinyallerinin götürülmesi ve bölgeye ulaşan ancak çok zayıf TV sinyallerinin güçlendirilmesi amacı ile bu sistem başladı. Uydu TV kanallarının bu yıllarda hızla çoğalmasıyla başlayan frekans band karmaşası, bu karmaşadan hiç etkilenmeyen Kablolu TV’ye ilgiyi çok büyük ölçüde artırdı.

Türkiye bu konuda çok az gecikbeyle iyi bir hamle yaparak kısa zamanda yüzbinlerce kilometrelik koaksiyal kabloyu yer altına döşeyerek analog sistem dediğimiz Kablo TV yayınına büyük bir iştah ile başladı. Türk vatandaşı buna çok çabuk ve heyecanlı bir refleks ile olumlu tepki verdi, PTT ve daha sonra Türk Telekom abone merkezlerinde saatlerce kuyruklarda bekleyerek ve para ödeyerek abone oldu. Her zaman olduğu gibi Türk gibi başladık ve kısa bir sürede 22 vilâyete bu hizmetin altyapısı olan kabloyu götürdük. 2,5-3 milyon abone hedefine ulaşabilek için büyük gayret sarfettik.

Fakat o da ne! Abone sayısı yediyüzbine (700.000) geldi dayandı, bir türlü ilerleyemiyor.

Önce PTT ile başlayan, daha sonra Türk Telekom ile devam eden bu başarılı kablolama, algılama ve yayım istasyonlarının inşaası devletimize yüzmilyonlarca dolara malolmuştur. Bu yatırım ise şimdilerde Türk Telekom’un gelir paylaşımı esasına dayalı ortaklık kurduğu özel sektöre ait işletici taşeron firmalar ile devam etmektedir. Yani aboneden gelen gelirin belli yüzde oranlarında kablo döşeyen firmalar ile paylaşmak prensibine dayanır. Türk Telekom kablo döşeyen firmalara bir bedel ödememekte, bunun karşılığında aboneden gelen geliri bölgelere göre değiik yüzde oranlarında paylaşmaktadır.

Bu organizasyonu yapan, kuran, gayret gösteren tüm sektör çalışanlarına, yöneticilerine, önce PTT, sonra Türk Telekom çalışanlarına, işçisinden, mühendisinden, yöneticisinden bağlı bulundukları Sn. Bakan’a kadar, Türk milletine bu altyapı hizmetini verdikleri için minnet ve şükranlarımı sunmak istiyorum. İstemesine istiyorum da bir türlü söyleyemiyorum, (İşçilerimiz ve çalışanlarımız hariç).

Neden mi? Şimdi sorulara geçelim.

Neden 2, 5-3 milyon abone kapasiteli bir altyapı sisteminin yediyüz-sekizyüz bin (700-800 bin) abonesi var. Cevabı biz verelim. Kalitesiz kanallara yayın izmi verilmesi, belli kriterleri yerine getiren, parasını veren önüne gelen herkesin kanalını halka götürdüklerini söyleyen yetkililer kanalların içeriklerinden sorumlu tutulamayacaklarını söylüyorlar. Peki izleyiciler birçok kaliteli kanal varken ne yaptığı, ne ettiği belli olmayan naftalin kokulu, Türk milletinin gelenek ve göreneklerine ters, onları yıkmak ve yok etmek için saldıran yayınları, hattâ kendi ülkelerinde bile izlenmeyip, 3. Dünya ülkelerine propaganda amaçlı olarak - çok düşük bir bedelle - verilen Avrupa kanallarını izlemek zorunda mı? İspanyol devlet kanalı TVE, Fransız TV5 kanalı gibi.... Kısacası, milletimizin ihtiyaçlarına karşılık verecek içerik sunulamadığından insanlar abone bedeli çok ucuz olmasına rağmen sisteme girmiyorlar.

Şimdi Türkiye’nin önüne bu kablo altyapısı ile ilgili yeni ve sınırsız bir fırsat daha geldi.

Gene böyük bir hızla ve iştah ile kollarımızı sıvadık. Ve Türk gibi başladık bu yeni teknolojiye.

Bu yeni sistem kısıtlı sayıda kanal imkânı veren yani kısıtlı hizmet götürülen analog (koaksiye kablo üzerinden verilebilen) sistem, derhal fiber optik kablolama ve cihazlamam ile digital dediğimiz çok geniş ve çeşitli bilgi ve hizmet akışını izleyiciye götürecek olan sayısal sistemle yer değiştirmeye başladı.

Türk Telekom yukarıda bahsettiğimiz ihale usulü ile (ki bu en uygun usuldür) özel sektörün altı firması ile gelir paylaşımı esasına dayalı ortaklık sözleşmeleri imzalayarak bu fiber optik kablolama ile digital dünyaya merhaba dedi. Bu altı özel sektör firması şunlardır:

1. Ultra TV: Koç Holdingi, Siemens, Doğan Medya Grubu.

2. Topaz Kablolu TV: Ericson, ATV.

3. Aktif Kablo: Teleon’un sahibi olan Rumeli Grubu.

4. Kablo Net: Avrupa-Amerika Holding-Show TV, Cine 5.

5. İnteraktif: STFA, Avrupa-Amerika Holding, Show TV, Cine 5.

6. Tekfen

Bu altı özel sektör firması ayrıca kablo işleticileri “KAİDER” namı altında bir dernek kurmuşlardır.

• Kablolu TV sadec bir eğlence mecral değildir. Kablo telefonun, bilgisayar, veri iletişimi, internet ve televizyonun oluşturduğu bilgi otoyolu (İNFORMATİON HİGHWAY) sayesinde eğlenceye kadar, görüntülü ve sesli çok çeşitli bilgileri, ülke çapında evlere, okullara, hastahanelere, işyerlerine, turizmde otellere vb. ileten ve saklayan ve bunları birbirine bağlayan sistemdir.

• Kablo Türk Milleti’nin eğitimi, kültürü, ticareti ve güvenliği için vazgeçilmez bir omurilik altyapısıdır.

• Teknolojiyi alt yapıda kullanarak aboneye beklenti ve ihtiyaçları doğrultusunda kaliteli, ucuz ve güvenli hizmetleri ve bilgi akışını yerel olarak götürmektedir.

1. Dünya ülkeleri kablo üzeriden enformasyon otoyollarının inşası yarışı içindedirler ve 2000’li yıllarda ülkenin başarısı bu altyapının hazır olmasına ve etkin bir şekilde kullanılmasına bağlı olacaktır.

2. Kablo sayesinde interaktif eğitim (açık öğretimin yaygınlaşması ve etkinleşmesi ile öğrencilerin istediği dersi evlerinde istediği saatte izleyebilmeleri ve sınavlara girebilmeleri), elektronik ticaret (evden alışveriş), interaktif bankacılık, interaktij oyunlar, talebe bağlı anında veya programa göre izlenebilecek kültürel, sportif ve eğlendirici etkinlikler ve filmler, belgeseller vb. mümkün olabilecektir.

3. Aynı programın ülkenin çeşitli yörelerinde, bir şehrin farklı mahallelerinde veya bir otelin ya da tatil köyünün değişik odalarında çeşitli dillerde ve değişik versiyonlarda izlenmesi mümkün olacaktır.

4. Farklı yerel haberler, hava durumu, etkinlikler ve reklâmlar bir merkezden yayımlanabilecektir.

5. İzleyici etkileşimli olarak (interaktif) sistemde kumanda edecek, geriitilim, sipariş veya talepte bulanabilecektir.

6. Bunlar kabloya özgü iki yönlü ve çok kanallı ileşitimin özellikleridir. Diğer mecraların (uydu ve telsiz iletişim) bu özellikleri ya bugün için yoktur ya da çok kısıtlı ve çok pahalıdır.

7. PTT ile başlayarak Türk Telekom tarafından sürdürülen kablolama ve algılama yayım istasyonlarının inşası için devletimiz milyonlarca dolar harcamış bulunmaktadır. Bu yatırım, şimdi de özel sektöre ait işletici taşeron firmalar tarafından da sürdürülmektedir.

8. İşleticilerle yapılan yeni sözleşme ile bugünkü analog kablolu TV sistemi sayısal (digital) sisteme yükseltilerek ilâve 49 kanal kapasitesi yaratılmakta, koaksiyel kablolar fiber ortik kablolara dönüştürülmekte, kapasiteleri yükseltilmekte, çift yönlü hâle getirilmektedir.

9. Ticarî, yasal ve operasyonel tedbirler alınmadığı takdirde bu yatırımlar heba olacak, kablo rekabet gücünü kaybedecek, güdükleşecek, devletin eğitim, kültür, ticaret ve güvenlik stratejileri de boşa gidecektir.

Türk Telekom yıllardır bu çalışmaları yaparken, yani digital hayâller ve düşler görüp, bunları gerçeğe dönüştürüp Türk Milleti’nin hizmetine sunmayı plânlarken, sözleşme yaptığı ortakları kabloden değil de uygu ve çanak anten vasıtasıyla digital plâtforma (Türk Devleti tarafından lisansı olmadığı için yasaklandığı halde) vatandaşın evinin damına herbiri ayrı ayrı olmak üzere çanak antenler kurarak ve TV alıcılarının yanına ilâve setüstü kutuları satarak geçmeye başlamışlardır. Digitürk, Star Digital gibi.

-RTÜK ve Dgital Yayıncılık-

Radyo Televizyon Üst Kurulu geçtiğimiz yıl 3984 sayılı yasayla kendisine verilen yetkiye dayanarak StarDigital ve Digitürk yayınlarına yasak getirmesine rağmen her iki kuruluş da yurtdışından yabancı ülke uyduları vasıtasıyla Türkiye’ye yönelik şifreli ve paralı yayınlarına kaçak da olsa başlamışlardır.

Hattâ çeşitli konularda (futbol maçları gibi) yerli yayın organı bulup ortaklık kurup ihale bile alabilmektedirler.

– Türk Telekom ne yapıyor?

Türk Telekom digital yayında rakibi olan kablo ortakları ile (ki bunlar şu anda uydu üzerinden digital yayına başlamışlar) kablo üzerinden altyapısı hazır ve hemen başlayabilecek durumda olmasına rağmen aylardır görüşmelerini sürdürmektedir. Bu görüşmelerin daha kaç ay, kaç yıl süreceği belli olmadığı gibi Türk Milleti’ne verdiği beyanat ve sözler de çok ilgi çekicidir.

Bu görüşmelerin süresinin uzamasının anlamı şudur. Türk Milletine kendi sahip olduğu Bilgi Otoyolunda ucuz, kaliteli bilgi akışı ve hizmetinin verilememesi ve rakip uydu üzerinden yapılan kaçak dgital yayın plâtformuna itilmesidir.

Bu uzayan zaman içerisinde Türk Telekom Digital Kablo yayını için bir tane bile abone bulamayacak ve millet tekelleşecek olan uydu üzerinden yayına mahkûm olacaktır.

– Uydu üzerinden digital, paralı, şifreli yayın kuruluşları ne yapıyor?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yasaklanmasına aldırış bile etmeden, abone kaydı, reklâm, satış ve her türlü yayından faaliyetlerine devam ediyorlar.

Aynı zamanda ortağı oldukları Türk Telekom’un vatandaşa hizmet için götürmek istediğ kablo döşeme çalışmalarını neredeyse tamamen durdurmuş vaziyetteler. Türk Telekom ile yapmış oldukları ortaklık sözleşmesi hilâfına cesaretle bunu da engelliyorlar.

Devleti tekelcilikle suçlayıp, kendi tekellerini kuruyorlar.

O zaman adama sormazlar mı? Yüzbinlerce kilometre kabloyu yerin altına süs olsun diye mi döşediniz?

– Vatandaş ne yapıyor?

– Her zaman olduğu gibi benim devlitim güçlüdür, elbet bir gün bu hizmeti bana da getirir diye sabırla bekliyor.

– Altmış vilâyetin vatandaşı, yirmi vilâyete giden bu altyapının ne zaman kendilerine geleceğini bekliyorlar.

– Devletin cebinden beş kuruş çıkmadan yapılabilecek bu hizmeti Doğu, Güneydoğu, Doğu Karadeniz ve Orta Anadolu’da yaşayan vatandaşlarımız sabırla soruyor ve bekliyor.

– Vatandaş şaşkınlık içinde hangi uydulardan ne kadar hizmeti hangi paraya alabileceğini düşünüyor. Şu işi devletim yapsa da ben de ona göre hesabımı, kitabımı bilsem, hem de param yabancı uydulara para ödeyen şirketlere değil de, kendi uydumuzu kullanan devletime gitse, ne güzel olur diye kara kara düşünüyor.

– Biz ne diyoruz?

– Türkiye A.B.D.’nin değil ama kablo TV altyapısı olarak Avrupa ülkelerinin önüne geçmiş bir ülke olarak (Benelux hariç) bu fırsatı kaçırmadan vatandaşımıza bilgi ve hizmet akışını sunmalıdır.

– Aynı hizmetleri ve bilgi akışını Azerbaycan ve tüm Orta Asya Türk Dünyası’na, Balkan ülkelerine, Orta Doğu ve Arap ülkelerine götürmek ve oturduğunuz yerden milyarlarca dolar kazanmak mümkündür.

Hollanda’da kurulu UPC şirketi aynı hizmeti onaltı Avrupa ülkesine ve İsrail’e vererek milyarlarca dolar kazanıyor (3 yıldır).

– Orta Asya Türk Cumhuriyetleri internete Rusya üzerinden bağlanıyorlar. Ve paraları Rusya’ya gidiyor. Bunu Türkiye’ye çevirmek mümkün.

– Bir kuvvetli otoyolumuz var, ancak üzerinden araç geçmiyor, boş duruyor. Üzerinden geçicek olan araç, bilgi ve hizmettir. Otoyoldan geçen araçlar otoyol sahibine para öder. Bilgi Otoyolu’nda geçen her hizmet ve bilgi, devletimizin aradığı kaynaktır.

Sevgili Orkun okuyucuları, daha ne diyeyim!

Tanrı Türk’ü Korusun.