1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

BEYAZ TAHT ŞEHRİ

Yahyâ Bâlî
Osmanlı’nın Macaristan hikâyesi, iki ayrı “Belgrad”dan bahseder. Aslında, bunlardan biri büyük, diğeri de küçük Belgrad’dır ama, küçük olanına “İstolni” sıfatı kondurulmuş.

Budin’in 60 km. güneybatısında, Balaton Gölü’nün 30 km. kuzeydoğusunda yer alan bu güzel ve târihî şehrin hemen yanı başında “Velencei-to Gölü” bulunuyor. İki gölü besleyen derelerle göllerden çıkarılan sulama kanalları yüzünden, İstolni Belgrad, âdetâ ada gibidir. Dört tarafı su ile çevrili, pek verimli topraklara sâhip bu şehir; Macaristan’ın, Budin ve Estergon’la birlikte saltanat merkezi olmuş üçüncü beldesidir. Diğer iki şehirde hüküm yürütmüş krallar da, öncekiler gibi hep İstolni Belgrad’a gömülmüşlerdir. Macar krallarının çoğu, tâc giyme merâsimlerini burada yapmışlardır.

Osmanlı yazı ve şifâhî dilinde “İstolni Belgrad” veyâ “Belgrad-ı Üngürüs” diye şöhret bulan kelimelerin Macarcadaki karşılığı önce sâdece “Fehervar” iken, ilerleyen yıllarda “Szekesfehervar” söylenişine kavuşmuştur. Avusturyalıların da sık sık ele geçirdiği beldenin Almancası “Stuhlweissenburg” şeklinde kayıtlara girmiş. Roma hâkimiyetinde kaldığı yıllarda İstolni Belgrad’ın Lâtince adı da “Alba Regia” olarak târihe mâl olmuş.

Türkçemizde kabûl gören söylenişin özünü, Slav asıllı “Stolni Beograd” kelimeleri teşkîl ediyor. “Stolni>İstolni”, “iskemle, sandalye, koltuk” ve de “taht” mânâlarına kullanılıyor. “Beograd>Belgrad” da “Beyaz Şehir” demek. İkisi bir araya gelince, “Beyaz Taht Şehri” gibi, ismiyle müsemmâ bir güzel tâbir ortaya çıkıyor. Suyun ortasındaki İstolni Belgrad, adının tedâî ettirdiği rengi hiç inkâr etmiyor. İstolni Belgrad’ın, Osmanlı indindeki bir diğer adı, “akıncı” demesiyle, “Macar Kızıl Elması”.

Orta Macaristan’da, Tuna kavisi dışında, Trans Danubya denilen bölgede yer alan İstolni Belgrad, Çok eski devirlerden itibâren insanların uğradığı, düz bir mevkide kurulmuştur. Macar kralları, Szent İstvan(997-1038)’dan başlayarak, buraya gömülmüşlerdir. Hattâ Osmanlı’nın önce himâye, sonra da hâkimiyet dönemlerinde vefât eden Macar kralları dahî, Türk Devleti’nin verdiği ruhsatla İstolni Belgrad’a defnedilmişlerdir. Bu cümleden olarak, Mohaç Muhârebesi’nde hayâtını kaybeden II. Layoş(Lui) 1526’da; onun oğlu ve Türk Hükümdârı’nın tasvîbiyle Macar Kralı yapılan Janos Szapolia da vefât ettiği 1540’da, bizzat Kaanûnî Sultan Süleymân’ın fermânlarıyla, İstolni Belgrad’da toprağa verilmişlerdir. Böylece, bir Macar geleneğine, Muhteşem Süleymân’ın riâyeti, taraflı-tarafsız her cihetten takdîr toplamıştır.

Budin’le Estergon, ilerleyen zamân içinde daha bir öne çıktılarsa da, İstolni Belgrad, bu kral mezarları yüzünden, dâimâ mukaddes bir mahâl olarak hatırlandı ve aslâ önemini kaybetmedi. Bahsedilen kral mezarlarının bitişiğine, Hristiyanların “Saint-Jean”; Türklerin “Urûc-ı Îsâ” adını verdikleri büyükçe bir katedral inşâ edildi.

Orta Asya’daki Türk kağan ve tigin kurganlarını andıracak şekilde, içine mücevher ve kıymetli eşya doldurulan Macar kral mezarları; zaman zaman değişik kavimlerin ve haydut-meşreblerin iştâhını üzerine çekmiştir.

İstolni Belgrad, bir Macar şehri olarak kurulmasına ve o milletin mukaddes değerleri arasına girmesine rağmen, sık sık Avusturyalıların boy gösterdiği beldelerden oldu. Osmanlı sonrası târihinin mühim bir kısmını da; ya Avusturya’nın, yâhut Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altında geçirdi.

Macar Kralı Mathias Corvinus’un ölümü(1490) üzerine, Habsburg Hânedânı’ndan Maximilian, ânî bir askerî harekâtla İstolni Belgrad’ı ele geçirdi. Fakat, bu Avusturya işgâli uzun sürmedi. Ertesi yıl(1491), İstvan Bathori komutasındaki Macar kuvvetleri, şehri geri almaya muvaffak oldular.

1526 yılında, Mohaç Ovası’nda Osmanlı ordusunun kazandığı zafer, Estergon’la birlikte İstolni Belgrad’ı da aynı bekleyiş psikolojisine terk etti. Budin’in etrâfında teşkîl edilecek emniyet bölgesinin içine; hem Estergon, hem de İstolni Belgrad giriyordu.

Mohaç gibi, kat’î neticeli bir askerî muvaffakiyete karşılık, Türk’ün engin müsâmahası, Macaristan’ı doğrudan İstanbul’a bağlatmadı. Bir Osmanlı vâlisi hükmünde de olsa, 1526’dan 1541’e kadar, bu ülke, Türk Sultânı’nın tâyin ettiği Macar Kral mârifetiyle idâre ettirilmiştir. Ne var ki, bu 1526-1541 arasındaki 15 yıllık dö nem, Avusturya’nın verdiği şiddetli rahatsızlıkla, son derece ağrılı ve sıkıntılı geçmiştir.

Mohaç’da hayâtını kaybeden II.Layoş(Lui)’un karısı, Avusturya Kralı Ferdinand’ın kız kardeşi idi. Bu yüzden, Macar Tahtı’nda hak iddiâ eden Ferdinand, vakitli-vakitsiz huzursuzluk çıkarmaktan geri kalmadı.

Bu arada, aynı 15 yıllık zaman dilimi, Viyana’nın kuşatılması da dâhil olmak üzere, Osmanlı Hükümdâr, ordu ve donanmasının; yakın plânda Ferdinand’la, uzun vâdede de onun ağabeyi, Alman (Mukaddes Roma-Germen) İmparatoru Charles-Quint’le giriştiği fevkalâde hacimli bir askerî harekât yekûnudur.

1533 yılında imzalanan ve bir önceki senenin “Alaman Seferi”ne diplomatik nokta koyan andlaşma, Ferdinand’ı Osmanlı Sadr-ı âzamı’na denk tutan maddeyi de içine almasına, Avusturya Kralı’nın tam mânâsıyla istiskâl edilmesine rağmen; bütün bunlar, “Nemçelû”nun Macar Tâcı sevdâsını bir türlü gideremedi.

Müsâmahadan maraz doğduğunu esefle gören Kaanûnî Sultan Süleymân Hân, 1541’de, merkezi Budin olan bir Beylerbeyilik ihdâs ile, Türk elindeki Macaristan’ı doğrudan doğruya Devlet-i Aliye’ye bağladı.

Türk Devleti’nin aldığı bu idârî tedbir de Ferdinand’ı, münâsebetsizlikten alıkoyamayınca, 1543 yılında “Estergon Sefer-i Hümâyûnu”na çıkan ve “Su Başı Durak” olan bu Tuna Güzeli’ni, Nüzhet Erman’ın diliyle:

“ALTIN TASTAN KARLI ŞERBET İÇERCESİNE”

istirdâd eden Sultan Süleymân; oradan İstolni Belgrad üzerine yürüdü.

Estergon’la İstolni Belgrad arasında yer alan Tata ve Vilan, hiçbir müşkilât çıkarmadan Türk hâkimiyetine girdiler.

Estergon istirdâdından 10 gün sonra, 20 Ağustos 1543 günü, İstolni Belgrad önüne ulaşan Ordu-yı Hümâyûn, hemen muhâsarayı başlattı. Etrâfının su ile çevrili olması, ayrıca şehre giden değişik yönlerdeki güzergâhda geniş bataklıkların bulunması, Türk askerine zorluk çıkarıyordu.

O sırada İstolni Belgrad’ı, Ferdinand’ın hesâbına görünen icraatıyla şöhret yapan György Varkocs idâre ediyordu. Farklı milletlere âit 6.000 civârında bir kuvvet, Varkocs’un emrinde, şehri savunmaya çalışıyorlardı.

Arâzi şartlarıyla, müdâfîlerin kararlı tavrı üzerine, Anadolu Beylerbeyi İbrâhim Paşa, muhâsara topları getirmek için Budin’e gönderildi.

Varkocs kumandasındaki askerî birlikler, ciddî bir mukâvemete hazırlanırlarken; hem Varkocs’dan, hem de Ferdinand’dan bîzâr hâldeki İstolni Belgrad ahâlisi, şehri “aman” dileyerek teslîm etmekten yana görünüyorlardı. Muhâsara sürerken, İstolni Belgrad sâkinleriyle Varkocs arasındaki bu zihniyet farklılığı, had safhaya vardı ve muhâsımlığa yükseldi.

O çağdaki bütün büyük kaleler gibi, İstolni Belgrad Kalesi de “İç” ve “Dış” olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Her iki kalenin arasında da, derin hendeklerin yer aldığı bir orta bölüm bulunuyordu. Varkocs, Haçlı muhâfızların mühim bir kısmı ile Dış Kale’de müdâfaa vazîfesi yaptıktan sonra, biraz dinlenmek maksadıyla İç Kale’ye dönmek isteyince; İstolni Belgradlılar, söz birliği ederek kapıları açmadılar. Varkocs ile yanındaki binlerce asker, hendeklerde kalarak telef oldular.

4 Eylûl 1543 günü, İstolni Belgrad’da yaşayanlar, İç Kale’de kalarak hayatlarını kurtaran bir avuç askerle anlaşıp, Türk ordusundan “aman” dilemeye karar verdiler.

Peçuylu İbrâhim(Peçevî)’in kaydettiğine göre, teslîm alınan İstolni Belgrad’da; Ferdinand’a sadâkat gösterdikleri ve silâh sakladıkları sübût bulan şehir eşrâfından bâzıları îdâm edildi. Geride kalan askerler ise, kendilerine tanınan hak ve sağlanan imkânlarla, İstolni Belgrad’dan rahatça ayrıldılar.

Kaanûnî Sultan Süleyman, şehre girdikten sonra, kral mezarlarının bitişiğindeki Urûc-ı Îsâ Kilisesi( Saint-Jean Katedrali)’ne dokunmadı. Daha küçük bir kilise câmie çevrildi ve Pâdişâh’ın da iştirâk ettiği İstolni Belgrad’daki ilk Cum’â namazı, burada kılındı.

Budin Beylerbeyiliği’ne bağlı bir sancak merkezi yapılan İstolni Belgrad’a, Yahyâ Paşazâde Ahmed Bey de ilk Sancak Beyi olarak tâyin edildi. Muhâsara sırasında hasâra uğrayan kale burçları, derhâl tâmir edildi.

1566’da, Sadr-ı âzam amcasının müzâheretiyle Budin Beylerbeyi olan Sokollu Mustafa Paşa, İstolni Belgrad’ın îmârına da çok gayret gösterdi.

Evliyâ Çelebî’nin görüp kaydettiğine göre, İstolni Belgrad’da 4 câmi varmış. Ekrem Hakkı Ayverdi, bu sayının daha yukarılarda olduğuna inanıyor.

Kiliseden câmie çevrilen, ihtimâl ilk Cum’â namazının içinde kılındığı esere, “Kaanûnî Câmii” dendi. Yapının, bazilika tarzında inşâ edilmiş olduğu, Evliyâ Çelebî’nin ifâdesinden anlaşılıyor. Ekrem Hakkı Ayverdi’nin, Evliyâ’ya dayanarak verdiği bilgiden, bu câmiin, 1022(1611)’de, Ahmed Bey adında bir idârecinin himmetiyle tâmir olunduğunu; kilise döneminden kalma çan kulesinin de minâreye tahvîl edildiğini anlıyoruz.

Evliyâ Çelebî’nin izini sürerek, Macaristan’daki Türk eserlerini ortaya çıkarmak ve ayakta kalabilenleri tanıtmak maksadıyla, pek takdirkâr bir çalışma yapan Ekrem Hakkı Ayverdi, Kaanûnî Câmii’nden başka, İstolni Belgrad’da Osmanlı hâkimiyeti döneminde yapılmış şu câmi ve mescidlerin isimlerini veriyor: Karakaş Paşa Câmii, Veli Bey Câmii, Karakaş Paşa Mescidi, Hacı Paşa Mescidi, Yeniçeri Ağası Mescidi, Çeri Başı Mescidi.

İsmi ve bânîsi bilinmeyen 7 mescid, 3 medrese, 7 mekteb, 11 sebil, 3 han da, sisli târih koridorunda slüeti hissedilen eserler olarak, İstolni Belgrad’a Türk’ün yâdigârı diye bırakılmış.

Her gittiği yere, temizlik kültürünü muhakkak taşıyan ecdâdımız, bu maksatla, pek lâtif hamamlar inşâ etmiştir. İstolni Belgrad’daki hamamlardan bugüne kemend atmayı başaran “Güzelce Rüstem Paşa Hamamı”nın bânisi, Sokollu Mustafa Paşa’nın oğludur. Ekrem Hakkı Ayverdi, bu hamamın yerinde şimdi zırâî bir ev bulunduğunu söylüyor.

İstolni Belgrad’ın, Türk hâkimiyetinde geçen 143 yıllık zamânı, bütün Avrupa Türkiyesinde olduğu gibi, huzûr ve emniyet bahşeden; insânî değerleri en üst çizgiye çıkaran bir refah dönemi oldu. Bu süre içerisinde, Yahyâ Paşazâde Ahmed Bey’den sonra Sancak Beyliği yapan isimler arasında, çok tanıdık bir sîmâ da bulunmaktadır. Peçuylu İbrâhim, nâm-ı diğer Peçevî, İstolni Belgrad’ın sancak beylerinden biri olmaktan ziyâde, adıyla anılan târihi yüzünden zihinlere yerleşmiştir. Türk târih yazıcılığının önde gelen kalemlerinden biri, şüphesiz Peçuylu İbrâhim’dir. 1632’den 1635’e kadar 3 yıl, İstolni Belgrad, onun idâresine bırakılmıştır.

1593 Kasımında, Kont Hardegg komutasındaki Avusturya birlikleri İstolni Belgrad yakınlarına geldiler ve Kale’yi muhâsara ettiler. Yardım için gönderilen Osmanlı kuvvetleri, daha İstolni Belgrad’a ulaşamadan Pakozd dolaylarında tesirsiz hâle getirildiler. Lâkin, Türk askerlerini karşılamak için İstolni Belgrad önlerini terk eden Avusturya ordusu, muhâsaraya devâm etmeyi düşünmedi ve geldikleri yere, Viyana yönüne gittiler.

Mayıs 1599’da Avusturya, kendisine tarafdar bâzı Macar müfrezelerini de yanına alarak, tekrar İstolni Belgrad’a yüklendi. Hattâ, bu müttefik Hristiyan kuvvetler, Kale dışındaki Varoş bölgesini ele geçirdiler. Fakat, Kale’den içeriye giremediler.

Avusturya, bütün bu akîm kalan hamlelere rağmen, İstolni Belgrad’a dâir düşüncelerinden vazgeçmedi. 1601’de, bu sefer Lothringen Dükası Matthias ile Prens Henri Mercoeur komutasındaki Nemçe askerleri, şanslarını bir def’â daha denemek için İstolni Belgrad’ı kuşattılar. Aynı günlerde, Arşidük Ferdinand’ın bizzat başında bulunduğu bir başka ve daha kalabalık Avusturya ordusu da Kanije önlerine ulaşmıştı.

İstolni Belgrad’a yürüyen Avusturyalı komutanlardan General Russworm, tabiî bir set teşkîl eden bataklık arâziyi geçti, Szget Mahallesi’ni zaptetti. Avusturya’nın bu umulmadık başarısı, İstolni Belgrad’daki Türk müdâfîlerin moralini bir hayli bozdu. 20 Eylûl 1601 günü cereyân eden şiddetli bir muhârebeden sonra, şehir Avusturyalıların eline düştü. İstolni Belgrad’ın Müslüman-Türk ahâlisi, yaş ve cinsiyet ayırt edilmeksizin, hunharca katledildi.

Osmanlı kuvvetleri, İstolni Belgrad’ı geri almak için bir ay sonra(Ekim 1601), Sadr-ı âzam Yemişci Hasan Paşa’nın komutasında, şehir civârına geldiler. Lâkin, Hasan Paşa’yı karşılayan Matthias, Türk kuvvetlerini bozdu. Budin Beylerbeyi Mehmed Paşa ile, onun kethüdası Mehmed Bey, bu muhârebede şehîd oldular. Matthias, Bu iki Mehmed’in başlarını kestirip, Kanije önündeki Ferdinand’a gönderdi. Kanije Kumandanı Tiryâkî Hasan Paşa ise, târihin nâdir müdâfaa destanlarından birini yazmaya hazırlanıyordu.

Kanije Zaferi, sâdece Avusturya’nın çok ağır hezîmeti ve Osmanlı akıncılarının Viyana yakınlarına kadar uzanmasını değil; Türk’ün iâde olunan itibârı sâyesinde, İstolni Belgrad’ın da istirdâdına vesîle olmuştur.

Nitekim, ikbâl yıldızı sönmek üzereyken, Kanije Destânı ile yeniden makbûl hâle gelen Yemişci Hasan Paşa, bu Tiryâkî rüzgârını arkasına alarak 22 Şubat 1603 günü İstolni Belgrad’a girmeye muvaffak oldu.

İstirdâdından 1688’e kadar ikinci bir Türk dönemi yaşayan İstolni Belgrad, diğer bütün Rûmeli coğrafyası gibi, 1683’deki Viyana Bozgunu yüzünden, bahtsızlıklara yelken açtı.

1683’ü tâkib eden şiddetli moral bozukluğu, ardı arkası kesilmeyen hezîmet ve göz yaşı sahnelerini sökün ettirdi. Bu hüzün mevsiminin ilk kurbanları arasında, Budin öne çıktı. 1686’da, “Aldı Nemçe Bizim Nazlı Budin’i”. Buradaki Beylerbeyilik, “âh u vâh” arasında İstolni Belgrad’a taşındı. Ne var ki, statüsünün Beylerbeyiliğe terfi etmesi, İstolni Belgrad’da en ufak sevinme, tebessüm emâresi göstermedi. Çünkü, Nemçelû’nun ayak sesleri, şimdi de İstolni Belgrad’dan duyulmaya başlamıştı. 1687’de, Avusturya ordusunun ablukaya aldığı şehir, her geçen gün, sona biraz daha yaklaştığını hissediyordu. Sürekli daralan çember, sonunda İstolni Belgrad’dakilerin aczini itirâfa mecbûr eyledi. 9 Mayıs 1688 günü, asker ve sivillerden müteşekkil bir hey’et, Avusturya Kralı Leopold’dan görüşme talep etti. Teslîm şartları üzerinde 14 Mayıs 1688’de mutâbakat sağlandı, 19 Mayıs 1688’de de İstolni Belgrad, resmen elimizden çıktı.

Budin’e oldukça yakın mesâfede bulunması, İstolni Belgrad’ın ticârî bakımdan hep mühim sayılmasına sebep olmuştur. Dinî ve siyâsî yönlerden taşıdığı husûsiyetler, zâten bu şehri önde tutuyordu.

Osmanlı hâkimiyeti altında yaşanan dönem, İstolni Belgrad’ın zırâî ve sınâî faaliyetlerini arttırdı. Göl, dere ve kanallarla çevrili bu beldenin, uygulanacak gerçekçi bir toprak ıslâhı çalışmasıyla, son derece ileri zıraat sâhası olacağı belliydi. Buna paralel düşünülecek hayvancılık da, aynı şekilde yüksek randıman verebilirdi.

İstolni Belgrad’ı fethettikten sonra, bu iki sâhaya ciddî hareketlilik getiren Türk idâreciler, çok geçmeden şehrin ihtiyaç fazlası mahsûlüyle hayvanlarını Avusturya’ya satmaya başladılar. Vergi ve ticâret kayıtlarından anlaşıldığına göre; hubûbat, sebze-meyve ve bağcılık ile sığır yetiştiriciliği, her sene artan rekolteleriyle, Avusturya pazarına yöneliyordu.

1688’den sonra, kâh “Stuhlweissenburg”, kâh “Szekesfehervar” diye anılan İstolni Belgrad, Birinci Dünyâ Savaşı’nı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun sınırları içinde ve Osmanlı ile müttefik olarak idrâk etti. Bu, çok uzaktan, kâğıt üzerindeki berâberlik, İstolni Belgrad’ın, Türk dostluğunu, sıcaklığını hissettiği son gelişme oldu.

İkinci Dünyâ Harbi’nde, Alman askerî yığınaklarının en mühimlerinden biri, İstolni Belgrad etrâfında bulunuyordu. Rus ve Alman ordularının, birbirlerine ağır silâhlarla girdiği bu bölgede ve bilhassa İstolni Belgrad’da çok şiddetli çarpışmalar oldu. Elbette, bu askerî hesaplaşma, şehirde hasâra yol açtı. 20 Mart 1945’de, Kızılordu, İstolni Belgrad’ı ele geçirdi. Savaş sonrasında Sovyet nüfûz sâhasına bırakılan Macaristan, pek çok Orta ve Doğu Avrupa ülkesi gibi, “Demirperde”ye mecbûrî kayıt yaptırdı. Glasnost ve Perestroyka rüzgârı, Macaristan’ı Avrupa Birliği üyeliğine kadar taşıdı.

Bugün Fejer(Megye) İli’nin merkezi olan Szekesfehervar, 100.000’in üzerindeki nüfûsu ile, Macaristan’ın büyük şehirleri arasındadır. Dinî bakımdan piskoposla temsîl edilen şehir, sür’atle gelişmektedir. İsveçli Volvo firmasının burada kurduğu tesis(Alfa Busz), Avrupa’nın en büyük otobüs fabrikalarındandır. Alüminyum, elektronik eşyâ ve takım tezgâhları sektörleriyle de öne çıkan sanâyi profili, Szekesfehervar’a güzel bir vitrin olmaktadır.

Belgrad’dan İstolni Belgrad’a giden târih yolunda, Türk’e âşinâ o kadar çok trafik işâreti var ki… Hangisinin üzerine eğilseniz, mutlakâ bir tanıdık selâmı bulursunuz.

143 yıl vatan coğrafyamıza dâhil olarak Türk’le kader birliği yapan İstolni Belgrad, daha nice benzeri gibi, bize mâzî bahçesinden tâze gül goncaları uzatıyor. Bunları koklayabilen Türk çocuğu, milletlerarası otoyolda, istikâmetini şaşırmadan hedefine varacaktır.

İstolni Belgrad, Türk’ün Orta Avrupa toprağına Kaanûnî Sultan Süleymân Hân armağanı olarak sakladığı, fevkalâde ışıltılı bir târih hazînesidir. Gören göze ne mutlu!...