1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Belgelerle Kerkük’ün kimliği

Nefi Demirci
SİYASÎ ve iktisadî nedenlerden dolayı tartışma konusu olan Kerkük’ün kimliği 1959 yılından beri gündemdedir. Zaman zaman unutulmuş veya gündem dışı kalmıştır, ama Kürtler Kerkük’ü hiç unutmamışlar, uydurma veya mesnetsiz belgeler içeren yazılar, kitaplar yazmaya, dünya kamuoyunu kandırmaya, aldatmaya ve yaratmaya devam etmişlerdir. Bugüne bakılırsa bir hayli mesafe aldıklarını da görmekteyiz.

1970 ve 1974 yıllarında Saddam Kürtlere geniş kültürel, idarî ve siyasal haklar verir. Kerkük, Kürtlerin bütün ısrar ve tehditlerine rağmen verilen hakların dışında tuttular. Kürtler bu istekleri kabul edilmediği için İran, ABD ve İsrail’in yardımları, destekleri, kışkırtmaları ile tekrar isyan ederler, 1975 yılında da Cezayir Anlaşması sonucu yardımlar kesilir, Kürtler teslim olur veya dağa kaçarlar. Ne gariptir ki o zamanda da Türkiye hep uzakta kalmış, burnunun dibinde cereyan eden olayların dışında kalmayı uygun görmüş, ne hikmetse Türkmenler hiç hatırlanmamış, gündeme getirilmemeye özen gösterilmiştir. Göç olmuş, baskı görmüş, köyler yıkılmış, idamlar, sürgünler... Türkiye bütün bunları görmezlikten gelmiş ve Saddam ile iyi münasebetlerini devam ettirmiş. Zaman zaman tanınmış devlet adamları, gazeteciler, politikacılar onunla söyleşi yapmak için Bağdat’a gitmiş, bazıları da doğum gününde hediyeler göndermiştir. Türk yurdundan dünyanın ve Irak’ın değişik yerlerine zorla göç ettirilen Türkmenlerin bu göçü bir gün gelmiş Kürtlere mal edilmiş, dünya kamuoyunda da üzülerek ifade edelim TÜRKİYE’NİN BAZI GAZETELERİNDE GÖÇ ETTİRİLENLERİN EKSERİYETİ KÜRTLERDİR, YIKILAN KÖYLERİN HEPSİ KÜRT KÖYLERİDİR, denilmiştir. KATLİAMLARI YOK SAYILARAK HEP 50-100 KİŞİNİN ÖLDÜ⁄Ü HALEPÇE KATLİAMI zikredilmiş, yazılmıştır.

1. BELGE

Kürtler Kerkük konusunda siyasî çalışmalarının yanı sıra a, yazar çizerleri ile de bölgenin yani Türkmeneli topraklarının Kürdistan içersinde olduğu, nüfusunun da Kürt olduğu iddiasını yazarak, kitaplaştırarak dünyaya tanıtmaya çalışmaktadır. Bu alanda önemli, önemli olduğu kadar da geçerli ve etkili bir kaynak da bulmuşlar: Ş. Sami’nin Kamus-i a’lâm’ını.

“Şemseddin Sami’nin “Kamus-i a’lâm”ının Kerkük maddesinde:

“Kerkük: Kürdistan’ın Musul vilâyetinde ve Musul’un 160 Cenubu Şarkîsinde ve bir sıra tepeler altında olarak.... ahalinin Üç Rubu (üç bölümü) Kürt ve küsuru Türk, Arap ve sairedir .... Keldanî dahi vardır...” Kamus-i a’lâm’ın (Dünya sözlüğü) Kerkük maddesinde bunları yazmış. Şemseddin Sami gibi bir dil âlimini, büyüğünü eleştirmeye, yanlış yazmıştır demeye benim gücüm ve kudretim yetmez. Fakat ben bugünkü siyasî toprak kavgasının haklılığı içinde buldum kendimi, inanamadım Kerkük nüfusunun çoğunluğunun Kürt oluşuna. Nasıl oluyordu 100 yıl önce yazılan bir belgede çoğunluk 100 yıl sonra azınlık hâle geliyorlardı. Bu bilgi neye dayanarak yazılmıştı? Niçin yanlış bilgi verilmek istenmişti?

Kamus-i Türkîsi elimin altında, masamın üzerinde sık sık başvurduğumuz bir eser, önemli bir sözlük. Ama Kamus-i a’lâm’daki bilgi ve hele konu Kerkük olunca yorumdan kaçmaya çalıştık.

Merhum Şemseddin Sami’nin, elimizin gücümüzün yettiği kadar yaptığımız araştırmalarda Kerkük’e gitmediği, oraları da görmediği inancına vardık. Bölgeyi görmeyen yazar, yazdığı yazıya veya maddeye kaynak da göstermemiş. Böylece alıntı veya sathî bilgilere dayanarak bu bilgileri yazmış olduğu kanaatine vardık. Bu da Kürtlerin her zaman ve her vesile ile öne sürdükleri bu belgenin geçerli olmadığını göstermektedir.

Buna karşın (ORKUN Mart 2004 sayı 73’te) yayınladığımız makalede en az 10 yazarın kitabında Kerkük’ün Türk olduğunun, nüfusunun çoğunluğunun Türk, konuşulan dilin de Türkçe olduğunun yazıldığı, aynı zamanda bütün sokak, mahalle, cami, su kehrizleri ve mezar taşlarındaki yazıların Türkçe yazıldığını isimleri ile göstermiştik.

2. BELGE

Kürtlerin gösterdiği ve her yerde ibraz ettikleri tek kaynakları olan Şemseddin Sami’nin (Belge: 1) verdiği bu bilgiler, bence kişiseldir ve kaynağı belli olmayan edinilmiş bilgilerden ileri gelmektedir, buna karşı yukarıda belirtmeye çalıştığımız gibi Kerkük’ü, Türkmeneli’yi gören pek çok yazar ve çok önemli olan BELGE: 2’deki bilgilerdir.

“Belge: 2” Devlet arşivinden alınmış bir devlet belgesidir, gerçek bilgileri kapsar, çünkü kişi veya şahıslar tarafından yazılmamıştır. Onun için tartışma götürmez gerçek bir belgedir.

“Musul Vilâyeti-Salnâme-i Resmiyesidir”. 1325 yılında bundan 100 yıl önce yazılan bu belge, Şemseddin Sami’nin “Belge: 1” yazdıkları ile aynı zamanlara rastlar. İki belge arasındaki farklara bakılırsa bilimsel olarak konuyu iyi değerlendirmek gerek. Eski yazı ile yazılan belgeden bazı satırları okuyalım. S. 212, 213, 214.:

“Kerkük Sancağına dair malûmat:

“.... Kerkük şehrinde 26510 İslâm ve 432 Keldanî ve 463 Musevî, buna bir misli ünas (kadın), üç binden aşağı olmayan yabancı ilâve olunursa şehrin nüfus mecmuası 57810’a baliğ olur. Kerkük şehri “kale” ve “karşı yaka” ve “korya” namları ile üç kısma münkasim (bölünmüş) olup, bu her üç kısımda 14 mahalle vardır. AHALİ-İ ŞEHİR UMUMİYETLE TÜRK OLUP TÜRKÇE TEKELLÜM EDERLER. GURABA (yabancı) OLARAK BİR MİKTAR ARAP VE KÜRT İLE KALİL’İL (az) MİKTAR İRANÎ BULUNUR”.

Aynı yıllara rastlayan, biri resmî, devlete, diğeri şahsa ait olan bu iki belge arasındaki farka bakanlar ve Kerkük’ü, çevresini yakından bilenler tanıyanlar, orada yaşayanlar, Kürtlerin ne kadar tarihten yoksun, hayâl peşinde koştuklarını anlayacaklardır.

3. BELGE

Belge 3: Belgelerle dolu olan bu kitap, TC. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü tarafından, Osmanlı Arşivi Dairesi Başkanlığı No: 64, “Kanunî Devri”nde 111 numaralı Kerkük’e ait tahrir defteridir, yayın tarihi: 2003.

Tahrir defteri incelendiğinde, bölgede yaşayan toplumların etnik kimlikleri, bağlı oldukları aşiretler ve bu aşiretlerin kimliği, bölgenin idarî yapısı, nüfusu, din ve mezhepleri, vakıflar, toprağın yani arazilerin tasarruf şekli ve kime ait olduğu, hayvancılık hakkında bilgilerin yanı sıra “7320 erkek nüfusunun bulunduğunu ve bunların da % 90’ININ TÜRK OLDU⁄U GÖRÜLMEKTEDİR.

Sorarım:

31.8.2004 tarihinde Barzanî, Selahattin kasabasında Şeyh Abdullah Sami El-Asi ile yaptığı görüşmede, “Kerkük Kürdistan şehridir, Kürdistan coğrafyasından ayrılmaz bir parçadır, bütün belgeler bunu göstermektedir ve Kerkük şehri Kürdistan içersindedir” demiş. Acaba hangi belgeleri kasdediyor?

Aynı zamanda Kerkük vali yardımcısı Hasib Ruzbiyan, Kerkük’ten sürülen 14.000 Kürt ailesinin Kerkük’e döndüğüne dair beyanat vermiş. Bu Kürtler, Türk olan Kerkük’ten ne zaman sürüldü?

Doğru, tarih kuvvetlinin kuvveti ile yalan yanlış da olsa yeniden yazılır, yazdırılır. Türkmenler kendi kuvvetleri, güçleri ile gerçek tarihî haklarını, bugünkü yöneticilerinin amaçsız, bilinçsiz yönlendirmelerine rağmen inançları, amaçları doğrultusunda canlarının pahasına da olsa tekrar kazanacaklardır. Tarihlerini kendi güçleri ile iade edeceklerdir.

Bu belgeleri ve daha önceki yazdıklarımızda sunduklarımızı, okuyucularımızın, özellikle de siyasî yetkililerimizin iyi okumalarını, değerlendirip ona göre çok âcil olarak tedbir almalarını dilerim.

“Kürtler hakkında ve Kürdistan’ın hayâli içersinde olanlara ithaf olunur.”