1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Belgelerle Erbil’in Türk kimliği

Nefi Demirci
Erbil’de gördüklerimizi, işittiklerimizi yazmadan önce, Sayın Prof. Dr. İhsan Doğramacı Beyefendi’nin bir sözünü aktarayım: Katıldıkları bir TV. kanalında, Erbil’de Kürt olmadığını, Erbil’den ayrılmadan önce şehir içinde yaşayanların büyük çoğunluğunun Türk olduğunu söylemişlerdi. Kim söylemişti bunu? Sayın Doğramacı söylemişti, bu sözler belge niteliğindedir.

Erbilli bilim adamı (adı bende saklıdır): 1964 yılında kalede bulundum, Kale İlkokulunda okudum, bizim sınıfta Kürt olduğunu söyleyen bir kişi vardı, o da Türkçe konuşurdu, sonradan öğrendim ki, onun da babası Erbilli Türk imiş. Bu da 1970’lere kadar Kürtlerin azınlıkta olduklarını gösteriyor. Bu ifade de bir belge mahiyetindedir.

Bilim adamı, Erbil’in 1970’lerden sonra zorla Kürtleştirilmesi konusunda bir çarpıcı örnek daha veriyor ve ekliyor: Erbil Erkek Silvan İlkokulunda her sabah öğrencilerin sınıfa girmeden önce toplanıp ve Kürtçe Ey Rakip marşını okumaları istenirmiş, kardeşi Kürtçe marş okumak istemediği için öğretmen tarafından dövülmüş ve okuldan atılmış. Bu da zorla, baskı ile Saddam zamanından beri Erbili’n Kürtleşmesine göz yumulduğunu göstermektedir.

İster Kerkük’ün, isterse Erbil’in tarihî seyrine bakıldığı zaman, belgesiz olarak Kürtlerin iddiaları doğrultusunda yalnız Erbil veya Kerkük değil Kuzey Irak’ın tümü, Güneydoğumuzun büyük bölümü, Suriye ve İran’ın da bir kısmı tarihten önce Kürtlerin imişmiş ve oralarda, devletler kurmuşlar, medeniyetler inşa etmişlermiş. Örnek olarak 1826 yılında Revandüz bölgesinde Revandüzlü Mehmet Paşa (kör paşa) bir devlet kurmuş. Erbil’î de ikinci başkent yapmış, iki başkentli devlet, kendisine itaat etmeyen yerli halkı yani Türkleri tutuklamış, bunların içinde Erbilli Türk Yakup Ağa, tutuklanarak hapse atılmış, daha sonra hapishaneden kaçan Ağa, Erbil’e dönmüş ve bu Kör Paşa da kayıplara karışmış. Bak şu feleğin işine, dağlarda mekân tutanlar onun bunun gölgesine sığınarak, yaşadıkları ülkelerine devamlı hıyanet ederek bu sayede şehir hayatını görmüşler ve yerleştikleri, yerleştirildikleri topraklara sahiplenme uğruna yalanlarla tarihi tahrif etmeye çalışıyorlar.

Kürtlerin hiçbir ciddî belgeye dayanmayan veya yanlı yabancı yazarların yazdıklarını kaynak alarak yazdıkları ve ileri sürdükleri isteklerine baktığımızda, 5000 yıl önce Kürt olan “Arî” bir kavmin Erbil bölgesine geldiğini, oralarda “Küti, Metani, Galdi veya Kaldi ve Midya” gibi devletler kurduklarını, Sümerler ve Asurîlerle harplere giriştiklerini, Büyük İskender ile Erbil yakınlarında “Erbil” savaşı yaptıklarını ve daha buna benzer bir çok uydurma iddialarla gerçek tarihi tahrif ettiklerini görüyoruz.

Ve bir başka uydurmaları: Salahaddin Eyyûbî ve Muzaffereddin Kökbörü’nün de Kürt oldukları iddiaları.

1132-1133 yılları arasında Musul Atabeyliği (ZENGİLER)nin yönetimine bağlı olarak “Ali Küçük” tarafından yüz yıla yakın devam eden “BEGTEGİNLİLER” beyliği kurulmuş, merkezi Erbil olan bu Türk beyliği, coğrafî olarak Kuzey Irak’ı, Harran, Hakkâri ve çevresini içine alıyordu. Bu Türk beyliği Ali Küçük’ün vefatından sonra oğlu “ZEYNEDDİN” ve ondan sonra da oğlu “MUZAFFEREDDİN KÖKBÖRÜ”ye kalmış. Erbil ve çevresi her yönden kalkınmış, önemli sosyal ve kültürel hizmetler, hastahaneler, bakım evleri yapılmış. Çok önemli bir konu da Hz. Muhammed’in doğum günlerinde Mevlit okunması ve merasim yapılmasıdır. Hükümranlığı altında olan bütün bölgelerde TÜRKÇE konuşulduğuna ve bugün dahi MEVLİT GELENEĞİ KÜRTLERDE OLMADIĞINA göre, bölgenin ve Atabeylerin Kürtlüğünü iddia etmenin tarihi saptırmaktan başka yorumu olmaz.

Komutan Ali Küçük Türk’tü, Tekritte (Tikrit=Selâhaddin) dünyaya gelen Selâhaddin, belki Türkleşmiş Kürt veya Yemenli Arap bir aileden geliyor olabilir, o da Türk’tü, Eyyûbi Devleti de bir Türk Devleti idi. Zengiler Devleti’nin bir uzantısı. Eyyubî ailesinin bütün sultanları Türk unsuruna dayanmıştır. Bu devlette hâkim unsur, Arap ve Kürt tebâya rağmen daima Türkler olmuş. Memlûklar Devleti de Eyyûbî Devletinin bir devamı idi, Türk olan bu üç devletin teşkilâtları, bayrakları (Sarı renk üzerinde Kartal resmi) siyasî ve askerî kadroları Türk idi, Kürtler bugün olduğu gibi o dönemde de disiplinsiz, isyankâr idiler. Haçlı seferlerinde Akkâ’nın kadısı Şihabeddin tarafından yazılan bir kasidede:

“Allah’a hamdolsun Haçlı Devleti perişan oldu. Arap Mustafa’nın dinini Türkler yüceltti” denmektedir. Bu Arap din adamı, neden Kürt dememiş de Türk demiş? Karşısında Türk’ü gördüğü için.

Erbil’in tarihi tetkik edildiği zaman, “Erbilin Tarihî Mirası” ve “Irak coğrafyasında Erbil Şehri” yazarları, yanlı olarak kaleme aldıkları kitaplarında Erbil’in milâttan önce Kürt olduğunu, Selâhaddin ve Muzaffereddin Kökbörü’nün birer Kürt hükümdarı, devletlerinin de Kürt devleti sayıldığı iddiaları, yukarda belgelere dayanarak izah edildiği gibi, doğru olmasa gerek. Adı geçen kitaplarda yazıldığına göre Kalede ve daha sonraları kalenin aşağısında iskân yerleri inşa edilmiş, kalede 700 ev ve ortalama 8000 kişi yaşarmış. Kürtlerin tek kaynakları ve her mahfilde ortaya attıkları, Kerkük’ün Kürt şehri savları ve (ŞEHRİZOR MADDESİNİ OKUMADAN) tek belgeleri olan “Kâmusü’l-Âlam”da Şemseddin Sami Erbil bendinde şunları yazıyor.” Erbil, aşağı ve yukarı namları ile iki büyük mahalleden ibaret olup, yukarı Erbil bir yüksek tepenin üstünde vaki olup, sur ile muhattır, aşağı Erbil ise...... mezkur tepenin eteğinde vakidir. Cem’an 1600 haneden mürekkep olup tahminen 6000 ahalisi vardır ki kısm-ı âzamı TÜRK VE DİĞERLERİ KÜRTTÜR.

Erbil kalesi yuvarlak, yerden yüksekliği 40-50 metre, 100.000 metrekareden fazla bir alana sahip, ikisi eski biri daha sonra açılan üç kapısı vardır, Saray, Tophane ve Tekke olmak üzere Türklerle meskûn üç mahallesi vardır. Saddam döneminde Türkmenlerin evlerini onarmaları yasaklandığından, bir çok eski tarihî ev harâbe haline dönüştüğü için yerli halk evini terk etmiş ve daha sonraları bu evlere dışardan göç eden Kürtler yerleşmiştir.

Erbil 1950’lere kadar bir Türk şehri iken, 1950 lerden özellikle 1958 Kasım ihtilâlinden ve Molla Mustafa’nın Rusya’dan Irak’a dönüşünden ve de 1959 Kerkük soy kırımından sonra müthiş bir Kürt göçü ile karşı karşıya kaldı, Kürt yazar Haşım Hıdır El-Cenabî kitabında itiraf ederek diyor ki: Bugün Erbil halkının çoğunluğu Kürttür, değişik lehçeli Kürt dili hakimiyeti vardır, gerçek neden de, köy ve kasabalardan olan göç. 1957-1984 yılları arasında Erbil’e değişik yerlerden göç edenlerin sayısı 240.000, yani yerli (Türk) nüfusun “14” katı, eğer yıllık göç hesaplanırsa, yılda “8926” kişi eder

Erbil, gerçeklerin karşısında, bu alanda araştırılıp ortaya konulacak yüzlerce belgenin ışığında tam bir Türk şehridir, içinde yaşayan asıl unsur Türk unsurudur. Yerli halkın kat be kat üstünde göç edenlerin, yani dağdan gelip bağdakileri kovan Kürtlerin, yabancıların değişik emelleri doğrultusunda durum Türkleri aleyhine değişti. Sonradan gelenlerin siyasî ve askerî güç kazanmaları, güçlenmeleri, Türkmenlerin ne yazık ki millî bir politikadan yoksun olmaları, Anavatanın bu konulardaki duyarsızlığı, PKK’ya endeksli olarak kısır politika takip etmesi yüzünden Erbil tamamen bir Kürt şehrine dönüştü.

Erbil Türk şehri idi, Kürtleşti

Kerkük Türk şehridir, sonucu belli olmayan bir politikanın girdâbı içersinde, Allah Diyarbakır ve Mersin’i kimlik değişiminden korusun. Türkü seven, Türklüğünü sevenlere sesimi duyurmak istiyorum, işimiz zor ve çetin, haydi iş başına!