1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

“Battı-Çıktı”*da Türkçülük

Prof.Dr. Reha Oğuz Türkkan
Bu yazım hem bir hâtırat, hem de güncel davalarımız nitelikli olacak.

Şu son aylarda Konya’da üç hafta kadar kaldım. Bu sefer şu veya bu dernek, ocak, vakıflardan birinin davetiyle değil. Kendi kararımla. Küçük oğlumuz Alptunga’nın Amerika’nın Albany Üniversitesi’nde kalışının özlemiyle annesi eşim onun yanına gitmiş, ben de, inip-çıkan tansiyonum yüzünden 10-11 saatlik uçak seyahatini, doktor sözünü dinleyerek, göze almamış, eşimin akrabalarıyla dolu olan Konya’ya misafir gitmiştim. Bir nevi “hanımın köylüsü” oldum: Eceler, Yörük kökenli Akşehirli, yani Konyalıdırlar. Yalnız akrabalık değil, konukseverlik sıcaklıkları da müthiş! Sağolsunlar. Hele Hayriye’ler!

Bu, (Türkçülerin davetleriyle, bir de Prof. Halil Cin’in rektörlüğü zamanında Konya Üniversitesince konferans için çağrılmamla) Konya’ya dördüncü defa gelişimdi (3 Mayıs Günü münasebetiyle olanını okuyucularıma yazı ve fotoğraflarla anlatmıştım.)

“Kendi kararımla geldim” dedim ama, duyulmuş; davetler, iftarlar, toplantılar eksik olmadı:

Geçen seferki gibi, Aydınlar Ocağı Başkanı- belki de gelecek Belediye Başkanı- Dr. Mustafa Güçlü otomobiliyle “hâzır ve nâzır”dı. Sağolsun. Şahsî işlerimi bile, kendi çevresiyle ilgili olduğundan, akrabalarımdan devraldı, İstanbul’da çekemedikleri azı dişimi çektirdi (Prof. Suphi Soğancı’ya tekrar teşekkür).

Kardiyolog Prof. Asım Sarıgüzel’e beni teslim edip kalp-tansiyon derdime çözüm bulma ümidiyle bir sürü testler yaptırdı (hepsi de normal çıktı, “müjdelediler”, ama ben sevinmedim: bozuk bir şey bulsalar ilâcı da olurdu! Gene de hepsine tekrar teşekkürler.)

Selçuk - Osmanlı Mirası

Konya

Konya hakkında intibamı sorarsanız (sormadınız belki ama, sormuşsunuzdur gibi geldi bana), birkaç kelimeyle özetliyeyim.

• Konya ezanı bol, camisi bol, askeriye binaları bol, bahçeleri, hele Meram’ı renk renk çiçekli.

• Şehir toz-duman içinde kalmış. Gürültülü, egzos dumanlı, bitmez tükenmez yer kazma işlerinden toz toprakları savuran yoğun trafik, zaman zaman insanı serseme çeviriyor, Ama tramvayları fevkalâde!

• Konyalılar çözümcü: İşe gidenlerin büyük çoğunluğu bisikletle gidiyor (bir keresinde, ailecek gideni gördüm tek bir bisiklette: baba, anne, bebek ve bir çocuk! Allah koruyordu. Bir de motosiklet ve motor-scooter bolluğu var. Bazısına karoseri ilâvesi yapmışlar, olmuş küçük bir otomobil veya kamyoncuk!

• Büyük bir inşaat faaliyeti var. Yakınımızda bir site gördüm: 4-5 katlı apartmanlar. Bunlar çiçek sanki, biri kanarya sarısı, diğeri kıpkırmızı, ötekiler gök mavisi, turuncu, zeytin yeşili, yemyeşil, lâcivert! Maşallah.

• İsim İcadları Yaman: Üstünden köprü geçen yolun adı “Battı-çıktı”, bir ç eşit etli pideninki “Bıçakarası” ve daha niceleri!

• Balkon burada çok rağbette: Konya sıcak iklimli bir diyar olmadığı halde! Çoğu binayı çepeçevre sarıyor ve de çok zevkli bir şekilde. “Sille” mahallesinde milliyetçi birzat olan Selçuklu Belediye Başkanı Dr. Adem Eren sayesinde belediye, Sille Konağını restore etmiş, ahşap bina eski Türk estetiğini pırıl pırıl canlandırmış ve toplantı yapmak isteyenlere açmış (birazdan sözünü edeceğim “4 partili buluşma” burada yapıldı.)

Balmumundan Mumyalar

Sergisi

• Kule sitesi “modern bir gök tırmalayan”. Girişte, İstanbul’un “çarşılarını aratmayan bir alışveriş merkezi var. Beni ikinci katında Rus “Wax” (balmumu heykelleri) müzesine (aslında, gezer - sergiye) götürdüler. Çok ilgilendim, çünkü Londra’daki “Madame Tusseau” ve onun Paris’teki benzerini gezmiş, o kadar hayran kalmıştım ki, bizim “Türk 2000’ler” Vakfının yeri olan Rüstem Paşa Medresesinde “Türk Büyükleri” şeklinde bir benzerini yapmaya heveslenmiştim. Herbirinin 30-40 bin dolara malolduğunu öğrenince -böyle bir servetimiz olmadığından-vazgeçmiştik. Onun yerine resim ve tablolarla ve bir iki büstle yetindikti.

Konya’daki Rus sergisi Avrupa’dakiler kadar mükemmel yapılmış ama grup halinde sergilenen “odacıkları yok” (meselâ, Atatürk’ün Avrupalı generallerle buluşma grubu veya Fransız İhtilâli’nin Kraliçe’yi idam sahnesi ve etrafı gibi şeyler yok). Kan dökücü Rus Çarları dolu:

Müthiş İvan, Deli Petro ve Sovyet Çarı Stalin (gezdiren hanım iyi anlatıyor. Ben de ona bir kaç vahşet rakamları verdim, “kullanırım” dedi. Bizim padişahların bir kaçı, bir de Attila ve Cengiz Han, masası başında Atatürk ve efsanevî sırıtışıyla Kemal Sunal fevkalâde!

• Konya, tutuculuğu ile ünlüdür. Tam Ramazan ayında orada olduğum için müşahade fırsatı buldum. Teravihi kaçıran yok gibi, kimi sorsam oruçlu. Küçücük çocuklar ve hastalar bile. Konya Müftüsü “Ramazan topluma dinamizim getirir” diye demeç verdi. Ama sahura kalkan öğrencilerin ertesi gün uykulu hallerini, birçok memurun iş başında uyuduğunu veya uyukladığını, çocukların ara sınavlarda eski başarılarını gösteremediklerini gördüm ve “dinamizm” lerini nerede gizlediklerini keşfedemedim. Oruç tutulsun, ne kadar, kimler tarafından tutulsun ayrı mesele, “dinamizm getiriyor” iddiası ayrı mesele. Sinirlenmelerin, “tepe atmaların” kavgaların çoğalması “dinamizm” sayılırsa, müftü haklı.

• Tutuculuk konusunda farklı bir gözlemim de oldu. Türbanlı kızların çoğunluğu oluşturacağını sanıyordum. Halbuki, bir kaç gün sokaklarda saydım, başı açık, hatta genç erkek arkadaşlarıyla kol kola gezen kızlar çoğunluk çıktı! İnanamadım. “Üniversite çok, başka illerden çok öğrenci geldi ondandır” dediler. Ama doğrusu orta öğretim yaşındakilerin çoğu da öyleydi! Bir başka değerlendirme gerekecek.

• Konya hakkında bu bölümü bitirirken, sade Konya’ya özgü olmayan bir sıcak hava iklimi yaşadım!

Ekim’de ve Kasım’a doğru, ısı 27’lere 29’lara çıktı!

Küresel ısınma mı? Yeni bir âfet habercisi mi? Amerika’da olsa, çok gördüğüm dindar tarikatçılar, hipilerle kol kola “günahlarımızın cezası olarak kıyamet “(Apocalypse) geliyor” diye pankart taşırlardı.

Art Arda Toplantılar,

Konferanslar

Gelelim toplantılara.

“Her şeyden önce bana, özellikle bu sefer, her kesimden gelen sevgi ve ilgi selinin boyutuna şaştığımı söyliyeyim. El öpmeleri sevmem, hele bu sefer yaşlı başlı (ve bazısı ak sakallı) kimi doktor, kimi prof., kimi iş adamı zevatın bu hareketini önlemek için kolum kasıldı! Birbirlerine veya beni tanımayan küçük yaştakilere fısıldadıkları “efsane adam” takdimlerini duydukça basbayağı ne yapacağımı şaşırdım. Biliyorum, bunların çoğu 1944 Tabutluk olaylarının hayatta kalan son iki Türkçüsünden biri olmamdan ileri geliyor. Fakat yeni kitap, yazı ve faaliyetlerimi de çok iyi bilen, doğru dürüst takip etmiş pek çok Konyalıya da rastladım.1 Bizde -tükendiği için- ele geçiremedikleri “Yükselen Milliyetçilik” - 21. yüzyıl Türk Milliyetçiliği” Kitabının son sayısını elimden alıp 400 küsur sahifesini fotokopi yaptırmak isteyenler de oldu. (Korktum, kitap geri gelmez diye veremedim).2

Radyo’da, Kon-TV’de “Memleket” gazetesinde konuşmalarımla ilgili koca koca haberler çıktı. Ve başladım yorulmaya. Artistlerin ne çektiğini-ufacık çapta - hisseder gibi oldum.

Bir sitem

Acı acı düşündüğüm de oldu: Bu yüz yüze buluşmalarda anmaların, övmelerin bini bir para. Ama yazdıklarımı -bırakın övmeyi- yorumlayan, değerlendiren eleştiren, kaynakça olarak gösteren o kadar az ki! Hele Türkçü yazar kardeşlerimizden! Öyle bir sükût ki, yazdıklarımdan- “tırnaksız” bol bol alıntı yapanlardan bile kaynağını göstermeyenlere çok rastladım. Nedense Fransa’da Guyon, Quelquejay İngiltere’de Prof. Bernard Lewis, Amerika’da Prof. Todd, Jack ve galiba İsrailli Prof. Landau kitaplarında, gene Amerika’da “Who’s Who” (Kim kimdir?) ansiklopedisinde yazılı-basılı olarak anlatılırım da bizimkiler ancak yüz yüze gelirsem coşuveriyorlar.

Gelgelelim kalem tutan solda olursa, benden iftiralarla dolu bahseder. Bir televizyon sunucusu roman yazarı, ismimi aynen yazıp, bana “melez çocukları 3 yaşına gelmeden öldürme kanunu çıkaralım” dedirtir. Bir telefon konuşmamda! Geçenlerde de Radikal’de sözde şair bir solcu, yazısının bir yerinde durup dururken, “Reha Oğuz Türkkan’ın Kızılderililer hakkında yazılarına bakmayın. 1940’larda Hitlerci bir Faşistti, hükmünü verir!

Bu kadar sitem yeter.

Konuşma Konuları

Konya Aydınlar Ocağı’nın yöneticileriyle toplantılarımız oldu.

Konumuz A.B. idi. Usandığım bir konu. Ama Türkçü bakış açısına sol kesimden de benzer sesler çıkışının anlamını anlamaya çalıştık.

Batı Trakyalıların şubesinin açılışına da çağırdılar, rahmetli Sadık Ahmet’in şair kızıyla (ve kitabıyla) müşerref oldum.

Ülkücü gençlerle ve bir keresinde de MHP’lilerle - içlerinde bir milletvekili adayı da vardı- daha çok partinin baş yöneticisi ve muhtemel adaylar konuşuldu. Ben hiç bir partide üye olmadığım için fikirlerimi politika takıntısı olmadan açıkça belirttim. Devlet Bahçeli’nin Sadi Somuncuoğlu olayı, son “Türk Dünyası Kurultayı”ndaki tavrı (A.Çay’ı atışı, Kurultayı MHP’lilere yasak edişi, koalisyon sırasında, daha başlangıçta, “İkna ve Uzlaşma” kitabının yeni baskısını ona hediye ederken, “İkna’nın teslimiyet olmadığı” bölümüne özellikle işaret etmeme rağmen iktidar ortaklarına aşırı uyum sağlayışı, yanlış bir siyasî karar sonucu, seçimde barajı bile aşamayınca “istifa ediyorum” demesine rağmen etmeyişi gibi noktalara tavır takınanlara hak verdiğimi anlattım. Buluştuğum genç, yaşlı ülkücüler ve partililer aynı görüşteydiler. Bu beni şaşırtmadı.

“Sille” deki konakta epey kalabalık toplantı daha ilginçti, çünkü 4 partiden katılanlar oldu: Birlik Partisi, MHP, ANAP ve AKP (galiba 1-2 de Selâmet’ten). Hayatımı ve görüşlerimi anlatmamı istediler. Anlattım. Sorularına cevaplar verdim. Eski günleri andım. Türkiye’nin ve Türkçülerin Bugünkü acıklı durumunu yorumlamaya çalıştım ve bilhassa bundan sonra ne yapmalıyıza geldim. “Türk-İslâm Sentezi” formülünün yanlışlığını (Türk İslam Kültürü’nün daha doğru olduğunu), Türklüğün geleceğini, Gelecekbilim (“Futuroloji”) ilmiyle nasıl görmeye çalışmamız gerektiğini ve yarınların iyi olmasını sağlamak için düşündüklerimi açıkladım. Tabii son ümidim olan “g’lar Enstitüsünden” (başkanlığını ATO başkanı Sinan Aygün’e teklif ettiğimi ve kabul ettiğini) Türklerin ortak hareketini sağlıyacak 9 projeyi, bunları belirten “9 Dev Adım” kitabının yayın hazırlıklarını v.s. v.s. anlattım. Geceyarısı oldu, ben nokta koydum, onlar virgüle çevirdiler.

Ve bu kadar farklı partilerden gelenlerin Türkçü görüşlere karşı çıkmayışları beni o el öpmelerinden bin kere daha çok mutlu kıldı.

İşte “gündüz külâhlı, gece silâhlı” denen Konyalılar böyle çıktı!

DİPNOTLARI

*- Yer altı geçitlerine Konyalıların taktıkları isim.

1- Hele bir tanesi var, adını “Beni benden iyi tanıyan” taktım!

2- Daha sonra evinde kaldığım baldızım Hayriye’de 2 tane buldum, birini o gence verdim.