1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Barış ve Savaş

Hüseyin Adıgüzel
TÜM dünya halklarının bugün en çok kullandığı kelimeler üzerinde bir anket yapılsa, hiç şüphesiz ki, birinci ve ikinci sırayı savaş ve barış kelimeler alır. Herhâlde dünya, ikinci büyük savaştan bu yana, bu kelimeleri bu kadar çok hiç kullanmamıştı. Sebep; Irak diktatörü Saddam Hüseyin ve ABD Başkanı Bush... İki kan davâlının hesaplaşması neredeyse dünyayı ikiye bölmüş durumda. Durum, bizde de farklı değil. Savaşa hayır diyenler ortada, fakat savaşa evet diyenler gizleniyor.

Genel olarak, tüm insanlığın karşı olması gereken savaşı isteyenler de var. Bilhassa Irak’taki muhalif çevreler ve ABD silâh tüccarları, savaşın baş destekçileri... Bizim için, bu savaş tüm diğer ülkelerden ayrı bir öneme haiz. Bir kere, sınırlarımız olan bir ülkeye karşı yapılacak. Bu yüzden etkisi en çok bize gelecek. Turizmimiz, ekonomimiz epey sarsılacak. İkincisi, tarihî bağlarımızdan dolayı orada, kimsesiz ve korumasız 2 milyon soydaşımız var. Tek ümitleri biziz. Biz varsak yaşayacaklar, yoksak ölecekler. Üçüncüsü, hemen güneyimizde bir Kürt devleti kurulacak. Ülkemiz için büyük bir tehdit oluşturacak. Dördüncüsü, ekonomimiz kadar millî birliğimiz ve ülke bütünlüğümüz de tehlikeye düşebilecek kadar nazik bir ortamda. Böyle bir ortamda savaşa girmeli miyiz? Yoksa girmemeli miyiz? Milletimiz için, ülkemiz için karar verirken her şeyi en ince detaylarına kadar araştırmalı ve incelemeliyiz.

İlk olarak, “SAVAŞA HAYIR” diyelim. Ve sonuçları gerçekçi bir şekilde ele alıp inceleyelim;

Bu savaş ABD’nin petrol savaşı, bize ne? ABD kendi savaşını kendi yapsın. Biz karışmayalım. Karışmadık. Neler olur?

ABD, bu savaşı biz olmadan da yapar. Belki, biraz daha fazla zaman ve para harcar, biraz daha fazla adam kaybeder. Ama faturayı Saddam’a değil, bize keser.

a) Uluslararası alanda ABD desteğini kaybederiz,

b) Dünya Bankası ve IMF’ye tesir eder, kredi kaynaklarımızı kurutur. Ekonomimizi perişan eder,

c) Güneyimizde bir Kürt devleti kurulmasına izin verir. Güneydoğu ve Doğu Ana dolu bölgemiz büyük bir tehdidin altına girer,

ç) Ermeni soykırım tasarısını sanatodan geçirir. Kuzey Doğu Anadolu’da Ermenilere toprak verilmesi taleplerini gündeme getirir,

d) Kıbrıs, Ege, Fır Hattı ve karasuları konularında Yunan-Rum ikilisinin tezlerine destek verir Hattâ Karadeniz’de Pontus Devleti için düğmeye basar,

e) Ülkemizin millî birlik ve bütünlüğünü bozmaya yönelik hareketlere destek verir,

f) Ülkemizi, ekonomik ve siyasî alanda içinden çıkılmayacak derecede büyük dertlerle karşı karşıya getirebilir.

Bunlar, savaşa girmezsek olabilecekler. Yani kaybedeceklerimiz? Peki ne kazanacağız? Hiçbir şey kazanmayacağız. Sadece savaşa hayır diyen birkaç derneğin sempatisini... Ama sempati besleyenlerin öncesine de bakmak gerekir. Onların daha önceden Türkiye aleyhtarı tutumlarını göz ardı etmemek gerekiyor.

Kuzey Irak’ta bulunan ve bir devlet kurma hazırlığını sürdüren Barzanî ve Talabanî de Türkiye’nin savaşa girmesini istemiyorlar. Girse bile, Kuzey Irak’a girmesini istemiyorlar. Süleymaniye’de, Erbil’de Türkiye aleyhtarı gösteriler düzenleyip, Türk bayraklarını yakıp, ayakları altında çiğniyorlar. Bunlara bağlı olarak Türkiye içinde faaliyet gösteren gruplara da dikkat etmemiz gerekiyor. Savaş karşıtı gösteri adı altında yapılanlara bir bakmamız, olayın nereden tezgâhlandığını gözler önüne seriyor. Güyâ savaş karşıtı gösteri. Fakat aslı, Kürtçülük ve Apo’ya özgürlük mitingi. Kuzey Irak’takilerle eş güdümlü.Yani Türkiye’yi bölmek, parçalamak isteyen Kürtler de savaşa girmemizi istemiyorlar. Bu sayede Kuzey Irak’ta diledikleri gibi at oynatacaklar ve çok yakın bir gelecekte Kürt devletini ilân ederek, Türkiye’yi bir oldu bitti ile karşı karşıya bırakacaklar. Hedefleri bu.

Genel olarak baktığımızda savaş istemeyenleri,

A- Gerçekten savaşı bir insanlık suçu kabul edenler,

B- ABD’yi ideolojilerinin en büyük düşmanı gören eski solcu ve komünistler, şimdilerin ulusalcıları,

C- Kuzey Irak’ta, Kürt devleti kurulmasını ve Türkiye’yi bölmeyi, parçalamayı hedef edinmiş Kürt grupları olarak tasnif edebiliriz. Bir kesim, savaşı insanlık suçu kabul ediyor ve savaşların bitmesini istiyor. Biz de aynı düşünceyi taşıyoruz. Ama şartlar, böyle bir ortamın oluşması için uygun değil. Bu bir romantizmdir. Hoş ve güzel bir romantizm. Ama gerçekleşme şansı, şu aşamada hiç yok. Bir kısım eski solcular, komünistler bir araya gelerek savaş karşıtı bir grup oluşturdular. Ulusalcılar diyebileceğimiz bu grubun, bence tek düşünceleri Türkiye’yi uluslararası alanda ABD desteğinden yoksun bırakmak ve ABD ile müttefikliğin bitmesini sağlamak. Eğer bu yapılabilirse, ideolojilerine uygun bir sistemi Türkiye’de kurmak kolaylaşacak. Aslında niyetleri bu. Onların AB üyeliğine de temelden karşı olduklarını hatırlayınız.

Üçüncü grup, bir Kürt devleti peşinde koşanlardır. Eğer Türkiye savaşa girerse, Kuzey Irak’ı kontrolüne alacak ve bunların hayâlleri suya düşecektir. Atıp tutmaları, bağırıp çağırmaları hep bu yüzden. Türk ordusunun Kuzey Irak’a girmesinden korkuyorlar.

Savaşa girersek neler olur?

A) Bazı dernek ve kuruluşları küstürürüz. Bizimle ilişkilerini keserler,

B) ABD’nin ekonomik ve siyasî desteği devam eder,

C) Savaş sonrası, yenilenecek olan siyasî haritanın oluşmasında söz sahibi oluruz.

D) Güneyimizde bir Kürt devletinin kurulmasına izin vermeyiz. Böylece bölücülüğü ve PKK terörünü kontrol altına alırız.

E) 2 milyon soydaşımızın hayatlarını garanti altına alırız. Sadece bu iş bile, Türk ordusunun savaşa girmesi için yeterli bir sebeptir. Elli yıla yakın bir zaman çeşitli katliamlarla yok edilmek istenen bu soydaşlarımıza, insanlık dışı, hukuk dışı canavarca uygulamalar yapılırken, bu insan hakları dernekleri, bu ulusalcılar neredeydiler? Yoksa onları Türk oldukları için insan mı saymıyorlar?

F) Çok önemli projeler olan petrol ve doğalgaz hatları için gereken destek sağlanabilir.

Bu durumda; -savaşı hiç istemediğimiz hâlde- önlemeye gücümüz yetmediği ve istemesek de olacağı göz önüne alınmalı ve ona göre bir değerlendirme yapılmalıdır. Burada ölçü; Türk milletinin çıkarları olmalıdır. Nasıl ki, her devlet kendi milletinin çıkarını düşünüyorsa, bizim de ölçümüz bu olmalıdır. Olaya bu yönden baktığımızda geleceğimiz için bu savaşa katılmak gibi bir zorunlulukla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Ulusal çıkarlarımız bunu gerektiriyor.

İşin bir de İslâmî yönü var. Müslüman kardeşlerimize bir Hristiyan ülke ile birlik olup saldırmak günahtır, diyorlar. Alâkası olduğunu sanmıyorum. Saddam madem Müslümandı, niçin Müslüman olan Türkmenleri yok etmek için katliamlar düzenledi? Kürtler Müslüman, neden bölgelerinde Müslüman Türk askeri istemiyorlar da, Hristiyan ABD ya da İngiliz askeri istiyorlar? Bu meselenin din savaşı hâline getirilmesi, sadece Türkiye’ye zarar verir. Artık gözümüzü açalım. Neden Fransa, Almanya gibi Hristiyan ülkeler, Müslüman Irak’ın yanında olurken, Hristiyan ABD’ye karşı çıkıyor? Çünkü; onların Irak’ta büyük çıkarları var. Bunların zarar göreceğini biliyorlar ve savaşı önlemeye çalışıyorlar. Burada asıl olan ulusal çıkarlardır. Herkes gibi, öncelikle, millî çıkarlarımızı biz de düşünmek mecburiyetindeyiz.

Ben savaş istemiyorum. Fakat, benim savaş istememem savaşa engel olamadı. Bu savaş başladı. Öyle ise, olacaktan, ulusal çıkarlarım için gereken şekilde faydalanmalıyım. Hiçbir çıkarım olmasa bile, savaşın zararlarından milletimi korumalıyım. Bu bile, milletim için bir çıkardır.

Eğri oturup, doğru konuşalım. Bu savaş keşke olmasaydı! Ama olduğuna göre, bu savaşa girmekten başka seçeneğimizin kalmadığı da ortada. Devletin üst kademe yöneticileri cumhurbaşkanı başkanlığında toplanarak, gereken kararı aldılar. TBMM de ikinci tezkereyi kabul etti. Ama bu tezkerenin Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahalesi ile ilgili kısmı havada kaldı. Devletimiz, Türk milletini belâdan korumak ve çıkarlarını düşünmek gibi önemli bir görevi onayladı. Allah yardımcısı olsun. Bütün uğraşımız milletimiz içindir. “Önce can, sonra cânan.”