1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Balıkçılığımız

Oğuz Çetinoğlu
Sektörün geleneklerine ve yönetmeliklere göre Mayıs’ın ilk haftasında başlayan balık avlanma yasağı, Eylül’ün ilk haftasında sona erdi. Balık avlanma mevsimi, 100’den fazla balıkçı teknesinin Vira Bismillah diyerek Karadeniz’e ve Marmara’ya açılmalarıyla başladı.

Balık avcılığı yönünden kısır bir mevsim yaşanacağı söyleniyor. İstanbul’un en gelişmiş balıkçı köyleri olan Beykoz’a bağlı Poyrazköy ile Sarıyer’e bağlı Rumelifeneri Köyü’nde yüzler gülmüyor. Balıkseverler, bütçeleri ile zevkleri arasında uyum sağlamanın zorluklarını yaşıyorlar.

Türkiye genelindeki durum, İstanbul’dakinden farklı değil. İç deniz olarak Marmara’daki ve çok dar bir alan olan Ege’deki karasularımız ile Karadeniz ve Akdeniz’in kendilerine serbest olan avlanma bölgeleri, balıkçılarımızı tatmin etmiyor. Tekneler hem büyük, hem de sayıca fazla.

Kapasite ve sayı fazlalığı, rekabet ortamını oluşturup ucuzluğa yol açması gerekirken, tam tersi oluyor. Tekne sâhipleri, yaptıkları masrafı karşılayıp kâr edecek kadar balık avlayamıyorlar. Denize açılan orta büyüklükteki bir balıkçı teknesi, şansı iyi olursa, yediyüzelli milyon lira ile bir milyar lira arasında brüt gelir elde eder. Boş veya az balıkla dönerse, zararı üçyüz ile beşyüz milyon lira arasında olur.

Avlanan balıklar, her zaman kâr getirecek birim fiyattan satılamıyor. Fiyatlar, İstanbul Balık Hali’nde açık artırma yöntemi ile belirleniyor. Balıkçı, zararına yol açacak fiyattan satmamakta direnirse, alıcı da almamakta direniyor. Bâzen bu inatlaşma, bin bir emek ve masrafla elde edilen ürün ün tekrar denize dökülmesi ile sonuçlanabiliyor. Millî servet hebâ oluyor.

Uzmanlar, sağlıklı beslenme için beyaz eti ve özellikle balığı tavsiye ediyorlar. Ancak bütçesi müsait olanlar bu tavsiyeye uyabiliyorlar. Bu durum bile balık fiyatlarının yükselmesine sebebiyet veriyor. Buna karşılık denizlerimizdeki verim azalıyor. Bir sezonda avlanan balığın kilosu hesabiyle 1950’li yılların başında Türkiyemiz, dünya sıralamasında 6. idi. 1970’li yıllarda 17. sıraya, 1980’li yıllarda 22. sıraya, 1990’lı yıllarda 26. sıraya geriledik. Düşüş devam edecek. Dünya genelinde de aynı olumsuzluklar yaşanıyor.

Denizlerdeki balıkların azalmasına çâre olarak, kota uygulaması tavsiye ediliyor. 1800’lü yıllardan önce balıkçılar, okyanuslarda dev kalkan balıkları yakalıyorlardı. Aşırı avlanma sebebiyle 20. yüzyılın başında bu imkânlar kaybedildi. Balıkçılar, diğer balık türlerine yöneldiler. Günümüzde, hem çeşit hem de miktar bakımından azalma var. 50 yıl önce dünya denizlerinde, ticârî değeri olan balık türü 1.000’in üzerinde idi. Günümüzde bu sayı 700’ün altına düştü. En büyük çevre felâketinin yaşandığı kadim Türk Yurdu Aral Gölü’nde, 250 çeşit balık bulunuyordu. Çevre halkı hem besin ihtiyacını karşılıyor hem de kazanç sağlıyordu. Bugün bu imkân tamamen sıfırlanmıştır.

Balıkçılıktan önemli gelirler elde eden ülkeler; denizlerde tür ve miktar azalması limite ulaşmadan, denizleri ve deniz ürünlerini koruyan kanunların bir an önce milletlerarası anlaşmalarla yürürlüğe konulmasını istiyorlar. Bu çerçevede yapılabilecek başka önemli çalışmalar da gündemde. Yapılması gerekenleri kendi insiyatifimizle değil, milletlerarası zorlamalarla yapmak mecburiyetinde kalacağız.

İlgilenenlerin dikkatini mutlaka çekiyordur: Yakın zamanlara kadar kitapçı vitrinlerinde - raflarında, balıkçılıkla ilgili kitaplar bulunurdu. Bu kitapları artık sahaflarda ve ikinci el kitap satan dükkânlarda bile bulmak şans meselesi. Zaten bu kitapların sayısı da iki elin parmaklarından azdır. Yenileri ise hiç yok. Yine meraklıları bilirler; 30 - 40 yıl öncesinin gazetelerinde, haftada bir gün balıkçılıkla ilgili yazıların, sohbetlerin konulduğu köşeler olurdu. Yemek târifleri veren dergilerde en az bilgi, balık üzerine veriliyor. Hattâ hiç yok denilebilir.

Böyle devam ederse, yakın bir gelecekte balığı, ancak akvaryumlarda görebileceğiz. Belki de birkaç nesil sonrakiler; balığın ekonomi ve beslenme değeri çok yüksek bir gıda olduğunu, antika hâline gelmiş kitaplardan hayretle okuyacaklar.

Kültür balıkçılığı ve balık çiftlikleri bu olumsuzluğu önleyecek gibi görülüyorsa da, bazı çevreler bu tür işletmeler aleyhinde yoğun kampanyalar düzenliyorlar.

DENİZLERDEN

YARARLANMA BİLİNCİ

Balıkçılık konusunda en büyük ihtiyacımız, ‘denizin verimi bilinci’nin oluşturulmasıdır. Konu ile ilgili olarak hâli hazırdaki kısır çalışmalarla başarı sağlamak zor. Sadece kendi denizlerimizde ve karasularımızda değil, komşu ülke denizlerinde de avlanma yasağına uymayan balıkçılarımız var. Gürcistan, Rusya, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’a ait sahalara bilerek veya bilmeyerek giren balıkçılarımız, ilgili ülkeler tarafından yakalanıp cezalandırılıyor. Kaçan teknelere ateş açılıyor, ölüm ve yaralanmalara sebebiyet veriliyor.

Aklına esen, borçlanarak kocaman tekneler yaptırıp, balık neslini yok eden sonar, radar ve gırgır-tarama cihazlarıyla donatıp denize açılırsa… Başka türlü bir sonuç beklemek hayâl olur.

İlgili kurum ve kuruluşlar, tekne sâhiplerine balık avlanma ruhsatı veriyorlar. Düşününüz, İstanbul’da çalışacak taksi ruhsatlarında sınırlama var, balıkçı teknesi ruhsatında yok. İlgili kuruluş, haracını (affedersiniz harcını) aldıktan sonra, kontrol etme imkânına sâhip değil. Ruhsatsız ve/veya kaçak teçhizatla donatılmış tekneler avcılık değil, deniz ürünleri katliâmı yapıyorlar.

Denizlerimizde yasaklara aykırı zamanlarda ve yöntemlerle avlandığı için, ilgili makamlarımız tarafından yapılan kontrollerde yakalanan ve cezalandırılan balıkçılarla ilgili haberlere basın organlarında rastlanmıyor. Bunun iki sebebi olabilir: 1- Sularımızda avlanacak balık kalmadı. 2- Olan az sayıdaki balıkları, yasak zamanlarda ve usullerle avlayanları kontrol edecek kurum ve kişiler yok. Varsa bile görevlerini yapamıyorlar.

Bilinçli kullanabilirsek; denizlerimiz en büyük ekonomi zenginliğimiz durumuna gelebilir. İş işten geçmiş değildir. Yeni başlayan avlanma mevsiminden itibaren balık avlanma bilincinin yerleştirilmesine çalışılırsa ve ciddî olarak denetlenirse, çok değil 5 sene sonra, insanlarımız sağlıklı ve ucuz beslenme imkânlarına kavuşacağı gibi, ülkemiz, su ürünleri ihracatından on milyar dolar gelir sağlayabilir.