1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Azerbaycan’da Atatürk merkezi

Sebahattin Şimşir
BU sene Ulu Önder Atatürk’ümüzün ebediyete uğurlanışının 65. yılı. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 80. yılını çoşku ile kutlarken, Kıbrıs’ımız 20. kuruluş yılını, Türk Dünyası Devletleri de, onlu yıllarını kutlamaktadırlar.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, Atatürk’ün bütün Türk dünyasında tanınmasını ve adına kurumların oluştuğunu görmekten kıvanç duyuyoruz. Çünkü, Atatürk’ün, bugün bağımsızlıklarını kutladığımız Türk Cumhuriyetlerinin, Rusya egemenliği altında bulunduğu dönemde ifade etmiş olduğu şu cümleler: “bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostluğun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Mânevî köprülerini sağlam atarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir”. herhâlde bugün için de hâlâ geçerliliğini korumaktadır.

Çünkü, etrafımızda özellikle Orta Doğu’da yaşanan olayları geniş mânâda düşünürsek, uzun vadede Kafkasya ve Türkistan’ın da etki alanına çekileceğini söylemek yanlış olmasa gerektir. Zira, Orta Doğu’da yaşanan boşluk, her an Kafkasya’yı da etkisi altına alabilecektir. Ancak, burada biz Türkiye Türklerine büyük görev düşmektedir. Bizler, Türk Dünyasına daima yakın olmak mecburiyetindeyiz. Devlet tecrübesi ve kurulu müesseseleriyle bizlerin model olabilmesi lâzım. Bugün bu Türk devletlerinin birçok sıkıntıları vardır. Doğru, Türkiye’nin de sıkıntıları var. Ama, şartlar ne olursa olsun biz sıkıntılarımıza rağmen, hizmet ve örnek olmak mecburiyetindeyiz. Özellikle, Temmuz ayında bulunduğumuz Azerbaycan’da yaşadığımız yakınlık ve gördüğümüz dostluktan öteye giden kardeşlik bize bu mecburiyeti yüklüyor.

Bugün ülkemizde, Atatürk adı ile karşılaşmak istemeyen Atatürk düşmanlarından, O’nun kurduğu Cumhuriyeti ikinci belki daha sonra beşinci, yedinci Cumhuriyet olarak numaralayarak, O’nun mâneviyatını bile bizden uzaklaştırmaya çalışanların, Cumhuriyet tarihini çocuklarımıza öğretmemek için bin bir yolu deneyenlerin olduğunu bilmek bizleri ne kadar üzüyorsa, Azerbaycan’da gördüğümüz Azerbaycan’da Atatürk Merkezi adlı kurum da o kadar sevindirmiştir. Başında Nizamî Caferov’un bulunduğu, yanında Hüsameddin Memmedov’un yer aldığı ve daha birçok gerçek Atatürk dostunun bulunduğu kurum, ayrıca Bülten isminde bir de dergi çıkarmaktadır. Bülten’de yer alan yazılar Azerbaycan ve Türkiye gazetelerinde yayınlanan yazılardan oluşmaktadır.

Bugün Azerbaycan’da Atatürk Merkezi’nin varlığını sürdürmesi maddî olarak mümkündür. Çünkü, güzel bir yerleri mevcut olup, bizlere –özellikle devlet kurumlarına- düşen en önemli görev, bu kuruma kitap desteğinde bulunmaktır. Zamanla daha ilmî yayınların oluşması ancak böyle mümkündür. Bir şekilde de olsa bu kurumun yaşamasına destek olmalıyız. Çünkü, bu kurum Atatürk adını yaşatmakta ve Atatürk’ün yukarıda bir kısmını verdiğimiz cümlelerde ifade ettiği, bizim onlara yöneldiğimiz Türk Dünyası. Onlar kurumu oluşturarak üzerlerine düşeni yapmışlardır. Biz de bu kurumu yaşatmanın gereklerini yerine getirmeliyiz. Çünkü bu kurumun yaşaması çok çok önemlidir.

Niye önemlidir? Bir kere, zaman zaman Cumhuriyet’in ilkelerine ve temel taşlarına yönelik tartışmalar, Atatürk’ü anma toplantılarında ortaya çıkan Atatürk düşmanı satılmışların varlığı bizleri derinden üzmüştür. Bu tür olayları, yüzyıllarca Sovyet Rus emperyalizmi altında inleyen soydaşlarımıza anlatmak hem çok kolay hem de çok zordur. Dolayısı ile, bu görevi bu kurum yapacaktır. Çünkü, yıllarca Atatürk adı ile Türkiye’nin varlığı ile azad olacakları günü bekleyen bu insanlar bugün kurumlarını oluşturmuşlar, dün hayâllerinde yaşattıkları Atatürk’ü bugün öğrenmeye, öğretmeye çalışmaktadırlar. Sağlıklı ve objektif öğretebilmeleri için de, desteğe ihtiyaçları vardır. Ayrıca, Millî Mücadele yıllarında batıya karşı girişilen silâhlı mücadele daha sonra da, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak için verilen mücadeleden sonra, oluşturulan yeni Türkiye’deki kurum ve kuruluşlara yönelik yıllarca Sovyet yayınları ile Atatürk’ü yeterince öğrenme imkânı bulamayan kardeşlerimize de bu şekilde doğru bilgiler öğretmesi açısından da önemlidir.

Cumhuriyet’in onuncu yılında Atatürk’ün söylediği “Sovyetler Birliği bir gün parçalanacaktır” sözünün hayâli ile, Atatürk’ün bu şiarının hayata geçeceği günü beklerken, bir kısmı bunun bedelini canları ile ödemişlerdir. Bir kısmı, Türkiye’de yayınlanmış bir yazısından dolayı Turancılık suçu ile yargılanıp cezalandırılan insanların mânevî huzurunda, bu insanların o gün yazdıklarının bir suç olmadığının da belgesi olmuştur Azerbaycan’da Atatürk Merkezi. Çünkü, millet olmanın vasfı olarak adlandırılan toprak, dil, din, coğrafya birliğinden daha önemli bir husus burada ortaya çıkmıştır. O da, ülkü ve ortak değerler arasında sayabileceğimiz, tarihe mâl olmuş büyüklere sahip çıkma birliği. Oğuz Han’dan Atatürk’e yüzlerce kahraman, edip, şair, sanatçı, devlet adamına coğrafî bölge ve boy ayırmadan sahip çıkan Türk milletinin Anadolu’da olduğu gibi Kafkasya ve Türkistan’da Atatürk’e sahip çıkmasından daha tabiî bir şey olabilir mi? Nitekim bu kurum ile bu ispatlanmıştır.

Netice olarak, bugün Türk’ün yaşadığı her yerde 10 Kasım’da Atatürk derin bir üzüntü ile anılacaktır. Ancak, bu anma toplantılarının büyük bir çoğunluğunda O’nun büyüklüğü ve Türk Dünyası’na hizmetleri gururla anlatılacaktır. O’nun Sovyetler Birliği başta olmak üzere tüm emperyalist düşünceye sahip devletlerle ilgili sözleri tekrar edilecektir. Kısaca, bu millet her yerde kendi evlâdına sahip çıkacaktır. Sahip çıkmayanlar mı? E, önce kan meselesi, sonra da anlayış, medeniyet, kapasite ve benimseme meselesi.

DİPNOT

S. Şimşir, “Türk Yurdu Dergisindeki Bir Yazısı Yüzünden İdam Cezası ile Yargılanan Ali Nazim Bey”, Nihâl Atsız ve Nejdet Sançar Armağanı, Afyon, 1995, s.119-191.