1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Aydınlar Ocakları’nın 27. şûrası ve tespitlerim

Nefi Demirci
Kürtler Mersin’den sonra Manisa’yı da işgal ediyor. Şehir nüfusunun şimdiden üçte biri Kürt göçmen. Bu gidişle Manisa’yı siyasî, ekonomik, kültürel sıkıntılar bekliyor.

Mübarek 19 Mayıs gününün Akşamı Aydınlar Ocağımızın 24 kişilik gönüldaşları Manisa’ya 27. Şura toplantısına katılmak üzere Otübüs ile yola çıktık. Yolculuğumuz, Türkiyemizin ve Türk Dünyasına hizmet ve sevdası’nın heyecanı ile geçti, sabah saatlerinde Büyük Saruhan Otelinde konakladık, değişik illerden gelen Ocağımızın mensupları ile kucaklaşarak hasret giderdik.

Toplantı, Mevlâna Vakfı Başkanı aynı zamanda da yönetim kurulu üyesi olan M.Veysi Dörtbudak’ın Mevlâna’dan okuduğu şiirden sonra Manisa Ocak Başkanımız Celal Çetin Beyin açılış konuşması ve arkasından Divan Başkanı Sayın Av. Zeki Hacıibrahimoğlu, Genel Başkanımız Prof. Dr. Sayın Mustafa Erkal Beyi kürsüye davet etti, veciz konuşmasında günün ve Türkiye’nin meselelerini dinledik. İkinci konuşmacı olarak kürsüye davet edildim, kısa konuşmamda şu hususlara değindim: “Anayasa referandumundan sonra Türkmenler siyasî olarak yok oldular, Irak’ın Kuzeyinde Kürt devleti kuruldu ve bugünkü iktidar, kurulan Irak Federe Devletini ve anayasalarını gecikmeden hemen tanıdığını, gerçek manâda Türkmenlerin temsilcisinin bulunmadığı ve yer verilmediği yeni kurulan hükûmeti tebrik ederek, her alanda yardımcı olacağını bildirerek, Kürt federe devletini tanımış oldu, Türk varlığının da yok olmasını içine sindirmiş oldu. Barzanî, Talabanî ve Türkiye’deki siyasal (PKK) Kürtçüler büyük Kürdistan hayâllerinin sevincini yaşamaktadırlar, Türkiye’de dar anlamda Kürt sorunu değil, büyük Kürdistan sorunuyla karşı, karşıya kaldığımızı anlattım ve Türkiye’nin bugüne kadar takip ettiği yanlış ve gayr-i millî politikasını bir gün önce masaya yat rıp gözden geçirmesi gerektiğini” söyledim.

Daha sonra kürsüye gelen iki konuşmacının konuşması beni ve tahmin ederim ki bir çok dinleyiciyi de etkilemiş ve düşündürmüştür.

Manisa Celâl Bayar Üniversitesi Öğrencilerinden Sayın Atika Korkiraz konuşmasında: Büyüklerimiz bizleri yalnız bırakmasın, tecrübelerinden yararlanma imkânları sağlansın, elimizden tutulsun, yetişelim, aksi takdirde bu durumlar böyle devam ederse SON DEVLETİMİZ TEHLİKEYE GİRER, bizler çalışıyoruz, dedi. YÖK yardımı ve 30 Üniversitenin katılımı ile 57. Alay’ın sancağını taşıyarak yürüyüş yaptıklarını, 2007 yılında daha geniş katılım sağlayacaklarını söyledi.

İftiharla dinlediğim gencimizin konuşması bana şunu çağrıştırdı:

Bizler toplantılarımızı, konuşmalarımızı yıllardan beri hep kendi aramızda, kapalı mekânlarda kendi kendimize anlattık, toplantılara gide gide herkes birbirini tanır oldu, dışa açılamadık, gençlerimize ulaşamadık, yeterli çalışmamız olmadı, bu bir gerçektir, gençlerimizin elinden yeterli derecede tutamadık, görsel ve yazılı basına baktığımızda, hâkimiyetin kimlerin elinde ve tekelinde olduğu gerçeği ortadadır.

İkinci konuşma VEFA LİSESİ MÜDÜRÜ Dr. Sakin Öner Hocamızın konuşması ve dinleyicileri büyüleyen muhteşem “SAKARYA” şiirini okuması oldu. Emekli Albayım Sayın Şadi Polat beyin çok önemli önerileri oldu, umarım nazari itibara alınır ve ülkemizin hizmet kervanında bunlardan yararlanılır.

Toplantıya ayrı bir renk ve manâ katan, Manisa Aydınlar Ocağı’nı candan kutlayacağımız “ÖDÜL” verme töreni idi. Ortalama 10-15 (sayıyı tam olarak tespit edemedim) hayırsever, yurtsever, toprağını seven Türk insanına yaptıkları okul, kütüphane, sağlık ocağı ve benzeri hayır ve devletlerine katkılarından dolayı verilen ödüller. Takdire şayan bir yurtseverlik görevi.

Bu tören, bana, kendi devletini yabancılara şikayet eden, kutsal semavî bayrağımızı yırtan, yakan, yaşadıkları yerlerde devletimizin yaptırdığı hastane, okul, karakolları yıkan yakan, elektriği, suyu kaçak kullanan ve her şeyi devletten isteyerek isyan edenlerle, devletine, milletine, vatan toprağına bağlı MANİSALI ALİCENAP TÜRK insanıyla, vatan hainleri arasındaki farkı hatırlattı ve düşündürdü.

Dikkatimi çeken ve tarihe not düşmek için, gördüğüm önemli bir husus da şudur, yıllar önce Kurultay ve Yeniçağ gazetelerinde, ORKUN dergisinde yazmış ve konferanslarımda söylemiştim Türk şehri MERSİN Kürtleştiriliyor, tedbir alınmaz ise Erbil gibi Kürtleşir. İdari yönetim, çarşı pazar, ticaret, milletvekili ve benzeri etkili odaklar, hayâl de olsa deniz çıkışı olan Büyük Kürdistan’ın içinde kabul ettikleri Mersin’i hedef kabul etmişler. Mossad-Barzanî işbirliği ile PKK benim silâhlı gücümdür diyen DTP’yi bugünkü siyasî iktidarın gözleri önünde seçitirilen Milletvekilleri sayesında gerçekleştirmeye, şanlı Türk bayrakları eşliğinde yürüyen Türk milletinin şahlanışına rağmen çalışmaktadırlar.

Manisa Ocak Başkanımız Merhum “Emrehan Küey’i” iki ay önce elim bir trafik kazasında kaybettik, Fatiha okumak için mezarını topluca ziyarete gittik, bizleri gören 10-15 yaşlarında 4-5 çocuk ellerinde hazır tuttukları su şişelerinden merhumun mezarını sulamaya başladılar, aralarında Kürtçe konuşuyorlardı, yanımdaki arkadaşımıza sordum, bunlar Manisalı mıdır? Hayır bunlar İngiliz, yarı şaka, yarı ciddî, cevap verdiler. Sayıları ne kadardır, nerelerde iskân etmişler? Tam olarak bilmiyorum ama yaklaşık nüfusun 1/3 kadar olabilirler, tedbir alınmaz ise her gün gecekondular artmakta bundan önce olduğu gibi bugünde bu göce izin verilmekte, halk rahatsız. Manisa nufusunun 300 bin kadar olduğunu, Sayın Belediye Başkanının konuşmasından öğrenmiştik. Manisa’yı ciddî sosyal ve siyasî bir gelecek beklemektedir.

Temenni ve ümit ederim Kerkük gibi Manisa kürtçülerin mekânı hâline gelmez ve B.Kürdistan sınırları Manisa’yı da içine almaz.

ABD-İSRAİL-BARZANÎ- Yunan ve Bulgar hattı üzerinde Kürtçülerin silâhlı gücü Peşmerge ve PKK’nın emellerine, Türk Milleti, Şanlı Ordumuz, siyasilerimizin göremediği bu hain tezgahı geç kalmadan görür, Mersinde, Kerkük’te olan bitenlere seyirci kalınmadan gerekli önlem alınır.

Şûramızdan ders alınması gereken ÜÇ önemli konuda, umarım Manisa’nın halkı yanında idari yetkilileri de tedbir almada gecikmezler.

Türkiye’yi, Türk milletini büyük sıkıntılar beklemektedir.

“Günümüzde cereyan eden olaylar, ülke bütünlüğümüz ve millî kimliğimiz açısından ve netice olarak Yüce Türk milletinin geleceği açısından önem arz etmektedir.” diye başlayan sonuç bildirisi milletimiz, Türklüğümüz, vatanımız açısından çok önemli yapıcı teklifler içermektedir.

ORKUN’A VEDA

Orkun’u her ay sabırsızlıkla bekleyen “DİL’DE, FİKİR’DE, İŞ’TE BİRLİK” ve TURAN mefkuresi içinde olan, Türk Dünyasına gönül verenleri eminim ki sevdikleri bu “TÜRKÇÜ” Derginin yayın hayatını şimdilik durduğu için üzülmüşlerdir.

Orkun yayın hayatına girdiği günden beri VATAN ve Türk toprağına sevgi dolu Türk Milleti tarafından büyük ilgi ve heyecan ile takip edilmiştir.

Ben buna VEDA diyemem, sevilen ve ihtiyaç duyulan, kendisini ispatlamış, her Türkün ve özellikle de KERKÜK TÜRKÜNÜN dertlerini gerçek anlamda ve tarafsız olarak dile getiren böylesi bir yayın organına veda edilemez, umarım kısa süre içersinde zorluklar aşılır. Türk Dünyasına hizmet aşkı ile dolu gönül dostlarımızla ORKUN sayfalarında Turan’a tekrar hizmet ederiz.

Nefi Demirci