1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Ay-yıldızlı Türk Pasaportundan A.B.D.’ye Girmekle Kurtulacak...

Turgay Tüfekçioğlu
Avrupa Birliği” giderek Tek Devlet Tek Millet olma, yani “Avrupa Birleşik Devletleri” (A.B.D.) olma yolunda hızla ilerliyor. Tek kimlik (kişilerin milliyetini ve dinini belirten bir bilgi içermeyen) ve tek tip ortak pasaport gibi uygulamalarını hep beraber takip ediyoruz.

Burada önemli olan biz Türklerin, Türkiye’nin A.B.D.’nin sadece bir federe eyaleti olması ile tarihten silinmesi demek olan bu oluşuma katılmak karşısında ne yaptığımızdır. Bu konuda bir büyük sağcı gazetemizin!!! baş yazarının 20.09.2000 tarihli “A.B. için yol haritası” adlı makalesini ibretle okumanızı salık vererim. Bu yazıda deniliyor ki; “Avrupa Birliği, Türkiye sunırlarını, tarihimizin hiçbir döneminde asla gerçekleşmediği derecede güvenceye alacak”, A.B.D.’nin eyaleti olmamızın getireceği nimetler bu kadarla da bitmiyormuş, dahası da varmış. Şimdi sıkı durun ve ibretle okuyun lütfen. “Ay yıldızlı Türk pasaportu, Avrupa’da ve geniş ölçüde dünya ülkelerinde maruz kaldığı yakışıksız muameleden, vize belâsından kurtulacak.” Gördünüz mü? Avrupa’nın federe eyaleti olmakla bizi ne nimetler bekliyormuş da haberimiz yokmuş.

Milletçe bağımsızlığımızı kaybetmemize karşılık Avrupa’nın federe eyaleti olacaksınız, yani resmî sömürgesi olacaksınız. Buna karşılık elin oğlu da sizi öyle rahat ettirecekmiş ki, meselâ sınırlarımızla artık oynamayacakmış, hattâ elinizde ay yıldızlı pasaport yerine A.B.D. pasaportu o lacağından Avrupa’da rahat rahat gezebilecekmişsiniz. Çünkü Batı’nın derdi siz değil sizin elinizdeki ay yıldızlı pasaporttadır. Ondan da vaz geçince dertler bitecekmiş; ne haysiyetli düşünce değil mi? Pes doğrusu!

Misyonerler Osmanlıyla ve onların bel kemiği Türklerle 200 yıldır uğraştılar. Şimdi 2000 yılında geldikleri başarılı yer bu; Çünkü onların başarısı bizdeki fikrî perişanlıklarda kendini gösteriyor. Önceleri misyonerler: kendi vatandaşlarından olanları Osmanlıya yolluyorlardı. Şimdi içimizden eğittikleri misyonerleri kullanıyorlar. Bu kişiler gönüllerinden millî şuur silinmiş, kâğıt üzerinde aydın sanılan, aslında tam kara cahil olan kimseler vasıtası ile işlerini yürütüyorlar, faaliyetlerini yaptırıyorlar. Büyük Türk Milletini bugün A.B.D. konusunda olduğu gibi tarihten silinme noktasına getirebiliyorlar. Amaç ve gayeleri bu ama asla başaramayacaklar. Türk Milliyetçileri bugün yapılan her hıyaneti görüyor ve anlıyor. Batının iş birlikçilerini tanıyor, maskeleri artık onları gizleyemiyor.

Bir kısım A.B. yalakaları da son günlerde Atatürk’ü de utanmadan kendilerine zırh yapmaya kalkacak kadar alçaldılar. Şimdi Türkiye’nin kurucusu büyük Türk Milliyetçisi Atatürk’ün, bağmısızlık anlayışını aracısız kendi yazısında okuyalım:

“Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasî, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık, tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek manasıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyet demektir. Biz bunu temin etmeden barış ve sükuna erişeceğimiz inancında değiliz.”

Bu satırlardaki tam bağımsızlık fikirlerinin babası Atatürk’ü: “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir”. diyen ulu önderi tam anlayamayan bazı yakası Atatürk rozetlilere de yazıklar olsun.

Bu konuda Sayın Suat İLHAN’ın “Avrupa Birliğine neden Hayır” (Ötüken Yayınları) adlı çok değerli eserinde sorduğu soruyu ben de burada tekrarlamak istiyorum.

“Türkiye’nin AB üyesi adaylağına; Yunanistan sevindi, Fener Rum Ortodoks Kilisesi Patriği Bartholomeos sevindi, Kıbrıslı Rumlar sevindi, üye adayı olmamız için Avrupa’da gösteri yapan PKK yanlısı bölücüler sevindi. HADEP’liler sevindi, Apo sevindi... Lütfen; siz bu işte bir terslik olduğundan hiç olmazsa şüphe etmiyor musunuz?” Konu tam anlaşılsın diye anlamamakta direnler için bir de hikâye anlatalım istersiniz:

“Bir kurt ve bir köpek kırda karşılaşmışlar. Köpek bakımlı ve besili. Tüyleri temiz ve parlak. Kurt ise zayıf. Kurt heveslenmiş köpeğin hâline. Sormuş sebebini, köpek demiş ki: “Bana bir insan bakıyor, acıktığım zaman güzel yemekler veriyor. Tüylerimi fırçalıyor. Beni sevip okşuyor, istersen sana da bir tane bulalım...” Kurt sevinerek kabul etmiş, şehre doğru yürüyüp giderken kurt, köpeğin boynundaki tasmayı fark etmiş. “Bu boynundaki de ne?” Buna tasma derler Kurt kardeş. Sahibim zaman zaman bununla beni bağlar.” Kurdun ayrılık sözleri şöyle olmuş: “Güzel yemeklerin de, seni okşayıp seven sahibin de tasman da senin olsun! Bana özgürlüğüm yeter”.

10.000 yıllık Türk devlet geleneğinin günümüzdeki takipçisi ve en güçlü yapısı olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kolay kurmadık, kolay kolay da kimseye teslim etmeyiz. Atalarımız Haçlılarla boşuna mücadele etmediler. 600 yıllık Osmanlı’nın batıyla mücadelesi Çanakkale’ye kadar devam etti. Çanakkale’de elini kolunu gözünü kaybedip de hâlâ 3-4 arkadaşıyla günlerce bir alaymışçasına Avrupa’nın azgın düşman kuvvetlerine karşı son damla kanına kadar gideren ve son nefesini bir adım dahi geri atmadan veren Aziz Yahya Çavuşumuz. Senin aziz ruhun bugünün Türkiyesindeki bazı kendini, milletini, tarihini bilmez densizleri görüp üzülmesin, sizler boşuna şehit olmadınız. Sizin mücadele ruhunuz bugün bizlerde aynen devam ediyor. Bizler de Türkiye’nin bağımsızlığı uğruna sizler gibi ölmeden bu vatan Avrupalı holdinglerin orta malı yapılamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki “HÂKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” yazısı daima kalacak ve hâkimiyet hep Türk Milletinin olacaktır.

Milliyetçilerden beynelmilelci, beynelmilelciden de milliyetçi, hele hele Türk milliyetçisi hiç olmaz. Bu durum iyi biline ve anlaşıla...