1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Avrupa Birliği Maceramız

Oğuz Çetinoğlu
Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) macerası 31 Temmuz 1959’da başladı. Bilindiği gibi bu tarihte Türkiye, ortak üyelik için o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) olan kuruluşa başvurdu. Müzakereler 28 eylül 1959’da başladı. 21 Ekim 1960 tarihine kadar devam eden görüşmeler sonunda, şu hususlarda anlaşmaya varıldı:

• Ortaklık ilişkisi, gümrük birliği ilkesine dayalı olacaktır.

• Türkiye, AET organlarında temsil edilecektir.

• Türkiye, AET’ye karşı gümrüklerini 12 ve 24 yıllık sürelerde sıfırlayacaktır.

• Kayıplarını karşılamak amacı ile Türkiye’ye 200 milyon dolarlık yardım verilecektir.

• Nihâî hedef, topluluğa tam üyeliktir.

SİL BAŞTAN

27 Mayıs 1960 İhtilâli’nden sonra müzakereler kesintiye uğradı. Çünkü Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle, Türkiye’deki ihtilâl yönetimi olan Millî Birlik Komitesi’nden; Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam edilmemesi isteğinde bulunmuştu. İstek uygun görülmeyince De Gauille baskı yaptı, başarılı oldu ve Türkiye AET ilişkileri donduruldu. Yapılan anlaşma hükümsüz kalmıştı.

Fransa’nın vetosu 18 Haziran 1962’de kalktı. Yeniden başlayan müzekereler sonunda 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Anlaşması imzalandı. Anlaşma ile ortaklık süreci başlatıldı. Bu gelişmeler kamuoyuna “AET’ye girdik” müjdesi şeklinde yansıtıldı.

Ankara Anlaşması, 1 Aralık 1964’te yürürlüğe girdi. Anlaşmaya göre Türkiye, üç safhanın sonunda düzenlenecek inceleme raporuna göre AET üyesi olabilicekti.

1- Hazırlık Dönemi: Beş yıldır. Uzatma hâlinde on yıla çıkartılabilir. Bu dönemde AET, Türkiye’ye 175 milyon dolarlık kredi açacak.

2- Geçiş Dönemi: On iki yıldır. Bu süre içerisinde Türkiye, gümrük vergisi oranlarını AET ülkeleriyle uyumlu hâle getirecektir. Sürenin sonunda Türk iş gücüne Avrupa’da serbest dolaşım hakkı tanınacaktır.

3- Son Dönem: Sağlanan gelişmeler AET tarafından incelenecek, rapor düzenlenecek ve rapor, AET’nin yetkili organlarında görüşülüp karara bağlanacaktır. Bu işler için belirlenen süre, uzatmalar hariç, beş yıldır.

Hazırlık dönemi, 1 Aralık 1964’te başladı. 1969’da bitmesi gerekirken 4 yıl uzatıldı, 1973’te sona erdi. Söz verilen 175 milyon dolarlık kredinin yarısına yakın bölümü alınabildi. Alınan para Keban Barajı, Boğaziçi Köprüsü ve Gökçekaya Barajı projelerinde kullanıldı.

Geçiş dönemi, 1973’te başladı. 1985’e gelindiğinde serbest dolaşım hakkı kullandırılmadı.

Son dönem, 1986’da başladı. AET cephesinde, bu sürenin de uzatılması eğilimleri belirmişti ki Türkiye, 14 Nisan 1987’de AET’ye tam üye olmak istediğini resmen bildirdi. Bu başvurunun cevabı gecikmeli olarak 10 Şubat 1990’da verildi: “Tam üyelik için şartların henüz oluşmadığı” açıklanıyordu.

TEK PARA - TEK DEVLET

Bu gelişmenin hemen ardından, topluluğun amacından değilse bile adından ‘ekonomi’ kelimesi çakırtıldı. Organizasyon, Avrupa Topluluğu - (AT) olarak anıldı. 09-10 Aralık 1991’de Maastricht’te yapılan toplantıda, organizasyonun adı tekrar değişti. ‘Topluluk’ kelimesi, gevşek bir beraberlik kavramını çağrıştırıyordu. Amaç, böyle bir beraberlik değildi. Bu sebeple Avrupa Birliği - (AB) ismi benimsendi. Sözü edilen toplantıda, isim değiştirmekle yetinilmedi, üye ülkeler arasında:

• Euro denilen tek para biriminin kullanılması

• Tek merkez bankası kurulması,

• Tek ordu oluşturulması

• Ortak vize uygulanması

Kararlaştırıldı.

Gelişmelerin bu noktasında, Anayasamızın 90. maddesi gereğinin yapılması gerekiyordu. Maddede: “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak anlaşmaların, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından çıkarılacak bir kanunla geçerli olabileceği” âmir hükmü yer alıyordu. Bu hükme uyulmadı. Norveç, kendi anayasasında yer alan benzer bir hükmü uyguladı, referanduma gitti ve referandum sonunda AB dışında kalmayı tercih etti.

6 Mayıs 1995 tarihinde imzalanan Gümrük Birliği (GB) Anlaşması’nın TBMM’de görüşülüp karara bağlanmaması ile Anayasamız bir defa daha ihlâl edildi.

GB Anlaşması’nın 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmesi ile Türkiye, sonraki 5 yıllık süre içerisinde 20 milyar dolar tutarında gümrük vergisinden mahrum kaldı.

DİPSİZ KUYUYA ATILAN

TÂVİZLER

GB Anlaşması imzalanırken teslimiyetçi bir politika takip edildi. AB’ne tam üyelik uğruna her türla tâviz vermeye hazır olduğumuz, âdeta resmen açıklandı. Bunun üzerine AB, protokollerde açıkça belirtilmemiş isteklerde bulunmaya başladı. İdam cezasının kaldırılması, azınlıklara daha demokratik davranılması, Kıbrıs konusunda jest gösterilmesi, Yunanistan ile ilişkilerin düzeltilmesi... gibi.

İsteklerin bir bölümü, TBMM’nin 1 ve 2 Ağustos 2002 tarihli toplantılarında; toplam 24 saat süren müzakereler sonunda aynen kabul edildi. Buna göre:

• İdam cezası kaldırıldı.

• Yazılı, sesli ve görüntülü yayın organlarında Kürtçe serbest bırakıldı.

• Kürtçe kursları açılmasına izin verildi.

• Yabancı vakıflara mülk edinme hakkı tanındı.

Böylece Lozan Antlaşması, batılıların istediği şekilde delinmiş oldu.

Buna rağmen AB üyeliğimiz kesinleşmiş değil. Önümüzdeki Ekim ayında AB komisyonu, Türkiye ile ilgili ilerleme raporunu düzenleyecek. Aralık ayında Kopenhag’da yapılacak zirve toplantısında Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmaması konusunda karar verilecek. En iyimser ihtimalle müzakerelerin 2004 yılında başlayabileceği söyleniyor. Üyeliğe kabul edilip edilmeyeceğimize karar verilmesi için en az 10-15 yıl beklememiz gerektiği söyleniyor.

AB bu süre içerisinde, bugüne kadarki tutumunu sürdürdüğü, Türkiye tavizkâr ve teslimiyetçi tutumundan vazgeçmediği takdirde, Lozan Antlaşması’nın diğer maddeleri de birer birer delinecek. Zaten, Lozan Antlaşması imzalandıktan sonra İngiliz delegesi Lord Curzon: “Burada verdiklerimizi ileride geri alacağız!” demişti. Torunları, Curzon’un sözünün gereğini yapıyorlar. Endişe ile takip edenler, Avrupalıların, günün birinde Sevr paçavrasının uygulanmasını isteyebileceklerini üzüntü ile ifade ediyorlar.

3 KASIM 2002

Ne var ki, tavizkârlığın doruklarına çıkıp AB’ne uyum kanunlarını kısa sürede kabul eden 21. TBMM’nin görev süresi sona eriyor. 3 Kasım 2002 gününün son saatlerinde oluşacak 22. TBMM’nin, daha farklı bir yapıda olacağı tahmin ediliyor. O tarihe kadar başka değişmeler de bekleniyor. Almanya’da, AB’ni, bir Hristiyan Kulübü olarak gören Hristiyan demokratların işbaşına gelmesi ihtimali, Maastricht’te belirlenen ekonomik kriterlerin gündeme gelmesi ve nihayet, sessiz çoğunluğun AB ile ilgili tavırlarını belirleyip düşüncelerini ortaya koyması...

AB kapılarının Türkiye’ye kolay kolay açılmayacağının bazı çevreler tarafından anlaşılabilmesi için bir müddet daha beklemek gerekecek.