1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Atsız’ı Etkileyen Şahsiyetler Dr.Rıza Nur

Altan Deliorman
Ziya Gökalp’tan sonra Atsız üzerinde etkili olan şahsiyet Dr. Rıza Nur’dur. Rıza Nur, askerî tabip olarak başarılı bir meslek hayatı geçirirken, Osmanlı aydınları için dönemin moda cereyanı olan Jön Türklüğe intisap etmiş, Meşrutiyetin ilânından sonraki seçimlerde milletvekili seçilmiş, ancak İttihad ve Terakki iktidarı ile arası bozulunca muhalefete geçmişti. Mahmud Şevket Paşa’nın suikaste kurban gitmesi üzerine muhalifler tutuklanmaya başlayınca yurt dışına çıkmıştı. Birinci Dünya Savaşı sona erince Türkiye’ye dönen Rıza Nur, Millî Mücadele’ye katılmış, ilk Büyük Millet Meclisi hükûmetinde sağlık bakanı olmuştu. Daha sonra Dış İşleri Bakanlığına vekâlet etmiş ve Millî Eğitim Bakanlığı yapmıştı. Bu arada bazı milletlerarası anlaşmalarda Türkiye’yi delege olarak temsil etmişti. Lozan Antlaşması’na giden Türk heyetinde de ikinci delege olarak yer almıştı. Burada, Yunanistan delegesi Venizelos ile yaptığı şiddetli tartışma ve bu tartışma sonunda Venizelos’un bayılması dönemin batı gazetelerine haber olarak yansımıştı. Ziya Gökalp’ı Diyarbakır’dan davet ederek Telif ve Tercüme Heyeti reisliğine de Rıza Nur getirmiştir. Bu arada 11 ciltlik Türk Tarihi’ni kaleme almış ve Bakanlık neşriyatı arasında yayınlanmasını sağlamıştır. Gazi Mustafa Kemal ve İsmet paşalarla arası açılınca milletvekilliğinden istifa ederek Türkiye’den ayrılarak Paris’e yerleşmiştir. Burada hâtıralarını yazmış, Türkbilik Revüsü adını taşıyan kitap hacminde seri dergiler yayınlamıştır.

Atsız, bir bakıma Dr. Rıza Nur’la meslekdaş sayılabilir. O da, Rıza Nur gibi Askerî Tıbbiye’ye girerek askerî tabip olmak istiyordu. Fakat, bu okuldaki eğitimi yarıda kalmış, üçüncü sınıfta iken disiplinsizlik gerekçesiyle Askerî Tıbbiye’den çıkarılmıştır. Ama, Edebiyat Fakültesi’ne girerek Türkolog olmayı başarmıştı. Dr. Rıza Nur da, akademik eğitim almamakla beraber bu alanda eserler veriyordu.

Atsız’ın, Dr. Rıza Nur’u Türk Tarihi adlı eseri dolayısıyla tanımış olduğu düşünülebi lir. Bu eser 1925’te yayınlanmıştı. Atsız, o sıralar 20 yaşındadır ve Askerî Tıbbiye öğrencisidir. Türk Tarihi’ni almış ve kısa zamanda okumuştur. Bu eserin asıl amacı, Türklere kendi tarihlerini tanıtmak ve sevdirmekti. Bu sebeple biraz hamasî bir üslûpla kaleme alınmıştı. Atsız, bu kitabı pek beğenmiş ve o sırada 15 yaşlarında olan kardeşi Nejdet’e de tavsiye de tavsiye etmişti. Hattâ onunla 11 cildin tamamını okuyup okuyamayacağı üzerine bahse girmişti. Bahsi, ciltlerin tamamını okuyup bitiren Nejdet kazanmıştı.

Atsız daha sonra Edebiyat Fakültesi’ni bitirerek aynı fakültede Fuat Köprülü’nün asistanı olmuştu. Bu arada Dr. Rıza Nur’un, Mısır’da Türkbilik Revüsü’nü yayınladığını öğrenmiş, onu nasıl edineceğini, fakülte arkadaşı Ahmet Caferoğlu’na sormuştu. O da “Kendisine yaz kardaşım, iyi adamdır, gönderir” diyerek cevaplamış ve Rıza Nur’un adresini vermişti. Dr. Rıza Nur, Atsız’ın mektubunu cevapsız bırakmamış ve ona Türkbilik Revülerini göndermişti. Böylece başlayan tanışıklık kısa zamanda dostluğa ve ağabey-kardeş ilişkisine dönmüştü. Rıza Nur’un hatıratında, kurulmasını düşündüğü bir komisyonda “Nihâl” diyerek onun adını da zikretmesi Atsız’a kısa zamanda güven duyduğuna işarettir.

Atsız’la Dr. Rıza Nur arasındaki yazışmalar uzun zaman devam etmiştir. Atsız’ın, çıkardığı Atsız Mecmua, Orhun gibi dergileri Dr. Rıza Nur’a gönderdiği şüphesizdir. Böylece Atsız’ın fikrî şahsiyeti ve çalışmaları da Rıza Nur tarafından takip edilmiştir. Atsız’ın muhalif tavrı Rıza Nur’u memnun etmiş olmalıdır.

Atatürk’ün ölümünden sonra vapurla yurda dönen Rıza Nur’u, Galata rıhtımında Atsız ve eşi Bedriye Hanım karşılamışlardır. Bu, Atsız’ın, Rıza Nur’u ilk görüşüdür. Bir süre sonra Rıza Nur, Tanrıdağ dergisini yayımlamaya başlar. Haftada bir çıkan bu derginin yazı kadrosunda Atsız da bulunmakta ve ayrıca derginin yayımına yardım etmektedir. Ancak, yalnız yaşayan Rıza Nur, çok geçmeden vefat edecek ve dergi kapanacaktır. Defin işleriyle Atsız meşgul olur. Rıza Nur, Merkezefendi kabristanına defnedilir.

Dr. Rıza Nur’un evlâdı ve başka mirasçısı yoktur. Atsız’ı mânevî evlâdı edinmiştir. Ölümünden sonra yapılmasını istediği işleri de Atsız’a vasiyet etmiştir. Doktorun Sinop’ta bir evi vardır. Atsız, bir süre sonra Sinop’a giderek bu evin hukukî işlemleriyle meşgul olur. Ev, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağışlanır, daha sonra da müze hâline getirilir.

***

Dr. Rıza Nur, Ziya Gökalp’la farklı, Atsız’la benzer bir mizaca sahiptir. Kendince doğru gördüğünü, hatır gönül dinlemeden muhatabının yüzüne karşı, bazen kırıcı ifadelerle söylemekten çekinmez. Polemik yazıları da serttir. Türklüğe olan derin bağlılığı tartışılmaz. Bakanlıkları sırasındaki icraatı da fikirlerine uygun olmuştur. Millî Mücadelede, diğer pek çok arkadaşı gibi yokluklar içinde yaşamış ve bundan şikâyetçi olmamıştır. Mücadelecidir. Yurda döndükten sonra da, birikmiş emekli maaşlarını alınca bunları dergiye sarf etmekten çekinmemiştir. Bu da millet ve memleket davasında fedakâr olduğunu gösterir.

Dobra dobra konuşması, siyasî hayatı boyunca Dr. Rıza Nur’a bir hayli düşman kazandırmıştır. Atatürk’le arasının açılması da bu sebeptendir. O yüzden adı “geçimsiz”e çıkmıştır. İçinde bulunduğu İttihadçılarla, sonra İtilâfçılarla, daha sonra da cumhuriyetin kurucuları ile anlaşmazlığa düşmesi bunu göstermektedir. Atsız’ın rejime karşı tepkili oluşu, bir ölçüde onun Dr. Rıza Nur’la sıkı temasına bağlanabilir. Atsız Beyin, 1950’lerde bana verdiği iki Türkbilik Revüsü kitabında yer alan hâtıra parçaları yenilir yutulur cinsten değildi. Bu ve benzeri hâtıraları Rıza Nur’dan dinlemiş olan Atsız’ın, sevdiği ve güvendiği bu zattan etkiler almasında yadırganacak bir taraf yoktur.

1950 – 1952 arasında çıkmış olan Orkun’un 49. sayısı, ölüm yıldönümü dolayısıyla Dr. Rıza Nur’un hâtırasına özel sayı olarak yayınlanmıştır. Bu sayıda, Atsız’ın ve diğer Türkçülerin Rıza Nur hakkındaki yazıları yer almaktaydı. Aynı sayıdaki bir duyuruda Rıza Nur’un kabrine yapılacak ziyaret için davet yapılıyordu. 1954, 55 ve 56 yıllarında (Orkun artık çıkmadığı için) bu ziyaret işini ben üstlenmiştim. Daveti mektuplarla yapıyordum. Bir defasında Atsız Bey, İsmet Tümtürk ve genç Türkçülerden meydana gelen yaklaşık on kişilik bir grupla ziyarete gitmiş ve mezarı Atsız Beyin gayretiyle, araya araya, zorlukla bulmuştuk. Kabir taşında “Türklük için yaşadı, öldü” yazılıydı. Besbelli ki bu taş Atsız Bey tarafından yaptırılmıştı. Sonra ziyaretler tavsadı, bir-iki kişi kalınca ve son gidişimde mezarı bulamayınca ben de davette bulunmayı bıraktım. Bugün o mezar belki de kayıplara karışmıştır. Ancak dikkatli bir araştırma mezar taşının bulunmasını sağlayabilir.

***

Dr. Rıza Nur, Paris’te yaşarken, hâtıralarını “Hayat ve Hâtıratım” adıyla üç nüsha olarak kaleme almış ve bunları Avrupa kütüphanelerine, 30 yıl açılmamak şartıyla bırakmıştı. Bu süre dolunca, bir yayınevi sahibi Londra’daki British Museum’da bulunan nüshanın fotokopilerini alarak 4 cilt hâlinde İstanbul’da yayımladı. Bu hâtıralarda Atatürk, İsmet İnönü, Mareşal Fevzi Çakmak hakkında pek çok iddialar, isnatlar –bazen galiz şekilde- yer alıyordu. Kitap, Atatürk’ün Hâtırasını Koruma Kanunu’na aykırı bulunduğu için Savcılıkça toplatıldı. Ancak daha sonra gizli olarak yeni baskıları yapıldı ve çok kimsenin eline ulaştı.

Bu hâtıralar, Rıza Nur’a sevgi veya sempati besleyenlerdeki bu duyguları kökünden söküp attı. Çok kimse Rıza Nur’u ruh hastası, megaloman, en azından densiz olarak niteledi. Atsız Bey’de de eski sıcak duygular kalmadı. Ondan sonra artık Rıza Nur adını yazılarında anmadı. Son yıllarında Atatürk’le ilgili düşüncelerindeki olumlu değişimde, Rıza Nur’dan mânen uzaklaşmasının etkisi olmuş olabilir. Ama, şurası bir gerçektir ki, Atsız’ın hayatının en az kırk yıllık bir bölümünde Dr. Rıza Nur’un etkisi azımsanacak gibi değildir.