1944 Irkçılık-Turancılık Dâvâsı Mahkeme Günlükleri

Atsız Hoca’ya mektup

Serdar Erdoğan
Türklüğün ölümsüz savaşçısına; Uçmağa varışının 25. yılındayız. Bedeninin aramızda olmadığı bir çeyrek asır. Aramızda olmayan sadece maddî varlığın. Bu bizim için bir yalnızlık değil. Sadece bir eksiklik. Eksikliğin; ülkülerinin yüreğimizde alev alev yükselmesine daha çok neden olmakta. Fikirlerini, ülkülerini yaşayarak ve yaşatarak eksikliğini hissettirmeme azmi ve kararlılığı içerisindeyiz.

5000 yıllık Türk tarihinin derin geçmişi sayesinde çeşitli milletlerle mücadelesi, tanışıklığı olduğu gibi iç hesaplaşmaların ve husumetlerin çıkardığı düşmanlıklar da olmuştur. Bu mânâda büyük ve güçlü tarih ve kültürel zenginliğe sahip Türk milletinin üzerinde çeşitli idealleri, hesapları olanlar fırsat buldukça kanlı eylemlerini ve düşmanlıklarını gerçekleştirmişlerdir.

Millet-i sadıka olarak şereflendirdiğimiz Ermeniler, insan haklarının ve demokrasinin beşiği diye adlandırılan medenî Avrupa(!) ülkelerinde elçilerimize saldırılar gerçekleştirdiler. 32 elçimizi şehit eden Asala terör örgütü bir Ermeni çetesiydi. Onların Türk Devleti’ne karşı yapmış oldukları bu eylemlerin arkasında, Batının kanlı parmak izleri karşımıza çıktı. Gerçi Kurtuluş Savaşı mücadelesi verdiğimiz yıllarda, Anadolu’da kurulan Ermeni çetelerini silâhlandıran kışkırtan gene Bat ı ve emperyalist güçler değil miydi? Değişen hiçbir şey yoktu. Senaryo aynı. Bu eylemleri gerçekleştiren teröristler yakalanamadı, yakalananlar ise hak edilmeyen cezalar verilerek kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. Ermeni terörizmi bitti derken ne tesadüftür ki Kürtçülük terörü patlak verdi. Birinin bittiği yerde diğer terör olayları başladı. Asıl dikkat edilmesi gereken ise gene Batının desteğinin, yıllarca devam edecek olan terörizmin arkasında olmasıydı. Türk milletinin karşısında en büyük tehlikelerden birisi olarak gösterdiğin Kürtçülük, uzun yıllar devam edecek ve siyasallaşma sürecine destek verecek kanlı eylemlerini gerçekleştirmeye başladı. Bu terör olayında da Ermeni terör olayının benzeri ve ortak yanı, Batının çirkin yüzünü net olarak bize göstermesiydi. Batı terör örgütlerine maddî ve manevî yardımını esirgemediği gibi teröristleri kendi topraklarında bağımsızlık savaşçıları olarak misafir etmesi Türkçülerin tarihsel haklılığını ortaya koyması açısından önemliydi.

Türk milletinin helâl sofrasından nasiplenenler ve Türk’ün derin hoşgörüsünü zaafiyete dönüştürenler, maalesef bizim büyük bedeller ödememize neden olmuştur. Vatanımızın ve bayrağımızın bağımsızlığı için milyonlarca şehit vererek bu bedeli her zaman ödemeye hazır olduğumuzu tarih kaydetmiştir. Ama maalesef her şeyi Batıda aramaya çalışan şüpheli aydınlar, basiretleri bağlanmış siyasetçiler ülkemizi karanlık yollardan uçurumlara sürükleyen gelişmeleri görememişlerdir. Batının kirli oyunlarını hesap edemeyenler işgal ettikleri koltuklardan ve gazete köşelerinden, ilim-irfan yuvalarından vatanımızın ve aziz Türk evlâtlarının zehirlenmesine destek olmuşlardır. Kendi coğrafyamızda efendi olmaktansa Avrupa devletlerinin içinde sığıntı olmayı kabul edenler er geç tarih önünde hesap vereceklerdir.

“Bağımsızlığına bir gün mutlaka kavuşacaklardır” dediğin Türk yurtları, bağımsızlıklarının devir yıllarını kutlamaktalar. Büyük yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarıyla herkesin iştahını kabartan Türk yurtları hızlı gelişme ve kalkınma ile gözde devletler hâline gelmiştir. Ne yazık ki dün bunların bağımsızlığından, Turan birliğinden bahseden büyük Türkçüler, sizler, işkence ve tabutluklara reva görüldünüz. Bu yapılan haksızlıkları Türkçülere reva gören zihniyetin bugünkü devamı ise tarihin haksızlıklarını itirafı karşısında utanma duygusundan arınmış pişkinliklerini devam ettirmekteler. “Tarihini bilmeyen atasını ne bilir!” özdeşiyle yoğrulmuş, inanç ve ülkülerinin gelişmesini, hedeflerini önceden tesbit eden Türkçüler, bir kez daha tarih önünde haklı çıkacaklardır. Büyük Turan Devleti kurulacaktır. Tarih bunu da bütün hainliklere rağmen yazma şerefine nail olacaktır.

Ruhun Türkeli’nde ve Turan coğrafyasında Atilla heybeti, Fatih asaleti ile gezip dolaşırken, fikirlerin ve ülkülerin Bilge Kağan üslûbuyla yüreğimizde Orkunlaşırken ne Kıbrıs’ta Rum bayrağının göndere çekilmesine izin verdik ne de Türk bayrağının yakılmasına... Yetiştirmiş olduğun Türkçüler fikirlerinin ve ülkülerinin bekçisi ve yaşatıcısı olmaya devam edeceklerdir. Şanlı Türk ırkının tarihinden alıp getirdiğin ve kendinde topladığın yücelik ve kahramanlık genlerini bizlerde nakış nakış kendi ruhumuza işleyerek devam ettireceğiz.

Kutlu Tanrı Dağları’nın zirvesinde gezen ruhuna selâm olsun.

Tanrı Türk’ü Korusun!

Teşvik armağanı kazanan

SERDAR ERDOĞAN

1974 Ankara doğumluyum. Aslen Erzurum ili, Horasan ilçesindenim. İlk, orta ve lise öğrenimimi Mersin’in Erdemli İlçesinde tamamladım. Yüksek öğrenimimi ise Niğde Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi jeoloji mühendisliği bölümünde tamamlayarak 2002 yılında kısa dönem askerlik görevimi yerine getirdim. Özel şirketlerde mühendis ve yetkili mühendis olarak görev aldım. Halen özel bir mühendislik şirketinde çalışmaktayım.